Çarşaf, dinî bir fariza değil, kişisel bir tercihtir.
Tercihlere saygı duymak lazımdır.
Kadının dış örtüsü hakkında Allah şöyle buyurur:
“Üzerlerine cilbablarını (dış elbiselerini) alsınlar.”1
Bu dış elbise, bölgeden bölgeye, mevsimden mevsime değişebilir.
Hz. Peygamber devrinde tesettür emri geldiğinde, kadınların o günün şartları ve imkânları içinde siyah renkli elbiselerle tesettürü sağladıkları rivayetlerden anlaşılmaktadır. Ancak bu siyah renk, dinin belirlediği bir ölçü olmayıp o günün örfünü ve uygulamasını yansıtmaktadır. Günümüzde, isteyen kadın elbette siyah rengi tercih edebilir. Ama illa siyah renk olmasının şart olmadığını da bilmek lazımdır.
Osmanlı döneminde yaygın olan kıyafet daha çok çarşaftı, bundan dolayı bazı tefsirlerde bu dış elbise çarşaf olarak ifade edilir. Günümüzde de bazıları tarafından böyle anlaşılmakta ve böyle uygulanmaktadır. Ancak böyle kabul edenlerden bazılarının “İslamî tesettür mutlaka çarşafla olur. Manto veya pardösüyle tesettür kıyafetine girdiklerini söyleyenler, kendilerini aldatmakta ve tesettürlü olduklarını sanmaktadırlar” demeleri, ifrat bir tavrı ortaya koymaktadır. Bu kimseler “çarşaf benim tercihimdir” diyebilirler. Ama “herkes çarşafı tercih etmelidir” demeye hakları yoktur. Meseleye “-meşru olmak kaydıyla- zevkler ve renkler tartışılmaz” canibinden bakmak daha isabetli olacaktır.
1 Ahzab, 59
