Allah ve Rasülünün emri karşısında bir mü’mine düşen görev, emrin gereğini yapmaktır. Kur’an bunu şöyle bildirir:
“Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir.”1
Bu emirlerden biri de, kadınlara yönelik başörtü emridir. Allah, peygamberine şöyle der:
“Mümin kadınlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler.”2
Yani kadınlar yabancı kimselere; değil zinet yerlerini, buralardaki süs, elbise, boya gibi zinetlerini dâhi göstermesinler. Ancak elbise, yüzük gibi açıkta olanlar müstesna. Çünkü bunlar ister istemez açıktadır ve görülmektedir.
“Zinetlerini göstermesinler” ifadesi “zinet yerlerini göstermesinler” anlamına da gelebilir veya hem fıtrî, hem de süslenme tarzındaki bütün zinetlerini içine alır.
Ayetteki istisna, yüz ve eller ve topuklara kadar ayaklardır. Çünkü bunlar avret değildir.
Kocası ve mahremi olmayan birinin, yabancı bir kadına nazar etmesi helâl olmaz. Ancak:
-Tedavi için bakması,
-Alışveriş esnasında bakması
-Şahitliğini edada bakması gibi zaruret hâlleri bundan müstesnadır.
Ayette “Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler” denilmesi şunu anlatır: Cahiliye döneminde yani İslam öncesinde başörtüsü kullanan bazı kadınlar başörtülerini arkaya doğru bağlarlarmış. Böyle bir başörtüsünün tesettürü tam sağlamadığı gayet açıktır. Çünkü göğüs kısmı açıkta kalmaktadır.
1 Nur, 51
2 Nur, 30-31
