“Kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.”1
İnsan şu dünyada bir yolcu ve misafirdir. Yola giden kimse, kendine bağ olacak şeyleri yanına almaz, misafir olan kimse de kaldığı yerdeki eşyayı yanında götürmeye çalışmaz. Ama nice insan kendini bir yolcu ve misafir olarak görmediğinden şu dünyaya gönül bağlar, âdeta dünyayı daimi ve kendisini de ölümsüz zanneder.
Anlatılır ki, hayli bağ ve bahçesi olan biri ölüm hastalığında ağlamaya başlamış. Evlatları telaşla “babacığım, sizi ağlatan nedir?” diye sormuşlar. Babaları şöyle demiş: “Geride bırakacağım bağ ve bahçelerim için ağlıyorum. Ben bunlara koca bir ömür verdim, gözüm gibi baktım. Ama benden sonra siz bunlara bakabilecek misiniz? Bunları düşündüm, endişe ettiğimden gözyaşlarıma hâkim olamadım!”
Hâlbuki insan o son anda ömrünün muhasebesini yapmalı, günahlarını hatırlayıp ağlamalı. Yoksa geride bıraktığı ev, araba, bağ ve bahçe gibi şeyler ağlamaya değmez. Çünkü hiç kimse bunlarla kabre girmez. İnsan orada ameliyle baş başa kalır.
1 Nursi, Mektubat, s. 227
