İçtihat, kelime olarak herhangi bir fiil için olanca gayreti sarfetmek anlamına gelir. Terim olarak ise, hüküm verme durumundaki kişinin Kitap ve Sünnetten hareketle, meselenin hükmünü kıyas yoluyla ortaya koymasıdır. Mesela, Kur’an-ı Kerim içkiyi yasaklar, Hz. Peygamber de sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu söyler. Bu durumda, kıyamete kadar çıkacak farklı içkiler hakkında hepsinin “haram” olduğunu söylememiz bir içtihat olur.
Hz. Peygamber müçtehidin durumunu şöyle anlatır:
“Hâkim (müçtehit) isabet ettiğinde iki sevap vardır. Hata ettiğinde ise, bir sevap.”1
Müçtehidi petrol mühendisine benzetebiliriz. Petrol mühendisi, yapılan sondajda isabet ederse maaşına ilaveten prim de alır. Gösterdiği yerden petrol çıkmama durumunda ise, sadece maaşını alır.
Müçtehit, istinbatta bulunur, yani nass’lardan hüküm çıkarır.
Kur’anın şu ayeti istinbatla ilgilidir:
“Onlara, emniyet veya korkuyla ilgili haber geldiğinde bunu hemen yaydılar. Hâlbuki onu, Peygamber’e ve aralarındaki ulu’l- emr olanlara (söz ve tedbîr sahibi yetkililere) bildirselerdi, elbette onlar istinbat ederler, yapılması gerekeni bilirlerdi.”2
İstinbat kelimesinin türediği nabt, kuyu kazılırken ilk çıkan suyun adıdır. Müçtehit, yerin altından su çıkarmaya çalışan kişiye benzetilmiştir. Kuyu ustaları bazı emarelerle “şu toprağın altında su vardır” diyebildikleri gibi, müçtehit imamlar da ayet ve hadislerin yorumunda başkalarının göremediğini görür, sezemediğini sezerler.
1 Buhari, Camiu’s-Sahih (Sahihu’l-Buhari), İ’tisam, 21
2 Nisa, 83
