Ölüleri kim diriltecek?

Nuray, ilköğretim ikinci sınıfta okuyor. Çok arkadaşları var, ama en yakın arkadaşının ismi Esra’dır. Bir gün Nuray, acı bir haberle sarsılır, âdeta yıkılır; arkadaşı Esra trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

Onun acı ölüm haberiyle yemeden içmeden kesilir, durgunlaşır, donuklaşır. Babası Abidin Bey dindar, kültürlü bir insandır. Esra’nın ölümünün Nuray’ı derinden sarstığının farkındadır. Bir akşam kızıyla doğrudan bu konuyu konuşur;

Bak kızım, der. Ölüm acı bir olay. Ama dünyanın mahiyeti böyle. Hepimizin üzerinde fanilik damgası var. Esra öldüğü gibi bizde öleceğiz. Ama üzülme, öbür âlemde yine beraber olacağız. Şair şöyle der:

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber!”

Peygamberimizin oğlu İbrahim küçük yaşta vefat etmiş. Cenaze töreninde peygamberimizin ağladığı görülmüş, sahabe sormuş:

Ya Rasulallah, siz de mi ağlıyorsunuz, hâlbuki bize bunu yasaklamıştınız.”

Peygamberimiz şöyle cevap vermiş:

Benim yasakladığım ağlamak değil, saçını başını yolmak, feryat etmek. Yoksa göz yaşarır, kalp ürperir.”

Peygamberimiz, ardından kabre yönelip şöyle seslenmiş:

Ey İbrahim, ahirette yine beraber olacağız, bununla teselli buluyoruz. Yoksa bizim üzüntümüz çok daha fazla olacaktı.”

Nuray duyduklarıyla biraz rahatlamıştı. “Baba, dedi. Ahirete inanıyorum, ama ister istemez hatırıma bazı sorular da geliyor. Mesela Esra trafik kazasında öldü, vücudu paramparça oldu, tekrar nasıl dirilir?”

Babası gülerek cevap verdi;

Kızım, Esra kendi dirilmeyecek, Allah onu diriltecek. Şimdi ben ezbere güzel bir şiir yazsam, ardından da kâğıdı yaksam ‘eyvah, bu güzelim şiire yazık oldu’ diyebilir misin? Onu ezbere yazan ben olduğuma göre, bir başka kâğıtta aynı şiiri noktasına virgülüne varıncaya kadar aynen yazarım.”

Anlatılanlar son derece etkili ve ikna ediciydi. Nuray’ın bakışları artık daha canlıydı. Babası, konuşmasına şöyle devam etti:

Peygamberimiz döneminde Übey Bin Halef isimli bir müşrik eline eski bir kemik parçası alıp Peygamberimizin yanına varmış. Elindeki kemiği un haline getirip âdeta Allah’a kafa tutar, meydan okur bir üslupla sormuş:

Ya Muhammed, sen ‘Ahiret var’ diyorsun. Bu çürümüş kemikleri kim diriltecek?”

Peygamber Efendimiz de şöyle cevap vermiş:

Onları kim yaratmışsa o diriltecek ve seni de cehennemine koyacak.”

İnsan, kendisinin yoktan yaratıldığını bildiği halde yeniden dirilişi inkâr etmesi doğrusu akıllıca bir iş değil. Devlet, yurdun her tarafından delikanlıları topluyor, askere alıyor. Bu askerlere eğitim yaptırıyor, istirahat borusu çaldığında ortada asker görülmüyor. Ama toplan borusu çaldığında hepsi kolayca yerlerini alıyor.

İşte, tüm vefat edenlerin ahirette yeniden dirilmeleri, istirahat borusuyla dağılan askerlerin toplan borusuyla bir araya gelmeleri gibi kolay bir durumdur. Kaldı ki Allah için zor diye bir şey yoktur. Dilediği şey, dilediği gibi meydana gelir.

Babasının sözleri Nuray’ın tüm problemlerini halletti, artık ölüm olayına daha cesaretle bakabiliyor, Esra ve diğer sevdikleriyle beraber olacağı ahireti yaratan Allah’a kalbinin en derinliklerinden şükrediyordu.

Öleceğiz, öleceğiz müjdeler olsun.

Ölümü öldüren Rabbe secdeler olsun.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir