Ahiretin iki menzili vardır: Cennet ve Cehennem. Bunlardan birini kazanmak, diğerini kaybetmek demektir. Onun için cennet ehlinin kazancı, cehennem ehlinin de kaybı büyük olur.
Hz. Ali şöyle der:
“Bilin ki, bu nazik beden cehenneme dayanacak özellikte değildir, öyleyse kendinize acıyın! Dünyadaki bazı musibetlerde bedeninizin ne kadar nazik olduğunu tecrübe ettiniz. Gördünüz, sizden birine diken battığında veya sürçüp ayağı kaydığında, kızgın taşlarda ayağı yandığında feryadı basıyor…”1
İnsanoğlu, çok nazik ve nazenin bir bedene sahiptir. Bu nazik beden, hadiste “cehennemden bir esinti” şeklinde tarif edilen yaz sıcağına bile tahammül edemezken, bu bedeni cehennem ateşine maruz bırakmak akıl kârı değildir.
Bir rivayette şöyle bildirilir: “Cehennem Rabbine şikâyette bulunarak, ‘Ya Rabbi, kısımlarım birbirini yedi!’ dedi. Bunun üzerine Allah iki nefes üflemesi için ona izin verdi. İşte kışın maruz kaldığınız şiddetli soğuk Cehennem’in zemherir’inden; yazın maruz kaldığınız yakıcı sıcak da onun semum’undandır.”2
Kur’anda Rahman’ın seçkin kulları anlatılırken, onların şu dualarına yer verilir:
“Ya Rabbena, cehennem azabını bizden uzak kıl!”3
1 Nehcül-Belağa, s. 433
2 Buhari, Bed’ül- Halk, 10.
3 Furkan, 65
