İbadetler, nice sembolik manaları da içlerinde taşırlar. Özellikle hac ibadeti pek çok sembollerle doludur. Mesela, Kâbe’ye “Beytullah” yani “Allah’ın evi” denilir. Bir büyük zatın evine misafir olan kimse onun nice ikramlarına mazhar olduğu gibi, hac ve umre için Kâbe’ye gelenler âlemlerin Rabbinin nice ikramlarına mazhar olurlar.
Kâbe’ye yönelmek aslında Allah’a yönelmektir. Kâbe, bedenin kıblesidir. Ruhun kıblesi ise, Allah’tır.
Arafat’ta vakfe, mahşerin bir numunesidir.
Hac’da şeytan taşlamak “adüvv-i mübin” olan o apaçık düşmanı hatırlamaya yöneliktir. Yoksa şeytan maddi cesediyle orada değildir.
Anlatılır ki, ariflerden biri rüyasında şeytanı gördü, elindeki asa ile ona vurmak istedi.
Şeytan dedi:
“Ben asadan korkmam. Ben ancak arifin kalp semasından doğan marifet güneşinin şuaından korkarım.”
Şeytan, Mina’da atılan taşlardan da korkmaz. Ama vesveselerine kulak verilmemesi onu rahatsız eder.
Öyle anlaşılıyor ki, şeytana muhalefet eden biri aslında onu taşlamaktadır. Bu zaviyeden baktığımızda, şeytan taşlamanın ömür boyu devam ettiğini söyleyebiliriz.
