Allahu Teâlâ, âlemde renklilik murat etmiş ve monotonluk yerine daimi hareketliliği tercih etmiştir. Bunun sonucu olarak görürüz ki, gece ve gündüz birbirini kovalar, mevsimlerin biri biter, diğeri gelir…
Bu renklilik ve hareketliliğin önemli bir sebebi, şu âlemde birbirine zıt şeylerin olmasıdır. Allahu Teâlâ, ışığı yarattığı gibi karanlığı da var etmiş, melekleri yarattığı gibi şeytanları da yaratmış, hayatı halk ettiği gibi ölümü de halk etmiş, kalpte melek ilhamına yer verdiği gibi şeytan vesvesesine de yer vermiştir.
Bu mübareze ve mücadelenin en geniş alanı, şeytanlar ve melekler arasında gerçekleşir. Şöyle ki:
Hicr Suresi 16-18, Saffat Suresi 6-10, Cin Suresi 8-9 ve Mülk Suresi 5. ayetlerinden anlaşıldığına göre, cinler ve şeytanlar semavî birtakım haberler alabilmek için semadaki bazı dinleme yerlerine çıkıp kulak hırsızlığı yaparlar. Fakat melekler eliyle atılan ve “şihab” denilen “ilâhî roketlerle”1 veya diğer bir ifade ile “semâvî mermilerle” tardedilirler.2 Kur’ân inmezden önce medyumlara bu türden yarım yamalak haber getiren cinler ve şeytanlar, Kur’an’ın nüzulüyle beraber bu tür haberlerden alıkonulmuştur.
Cinlerin bu gibi haberler için semavata çıkmaları, koca sema ülkesini baştanbaşa kat edip haber getirmeleri anlamına gelmez. Bilakis, atmosferi de içine alan sema memleketinin karakolları hükmünde bazı mevkilere gitmelerini ifade eder.
Bu mübarezenin insanlık âleminde tezahürü, iyilerle kötülerin, ehl-i imanla ehl-i küfrün mücadeleleri şeklinde kendini gösterir.
Ehl-i iman ve ehl-i küfür, insanlık ağacının iki dalıdır. Kur’an’ın bildirdiğine göre, “İnsanlar bir tek ümmet idi.”3 Basit düşünceleri, basit hayat tarzları vardı. Dünya geniş, rızıkları boldu. Derken, çoğaldılar ve sosyal hayat başladı, aralarında ihtilaflar ortaya çıktı.4
“Bunun üzerine, Allah müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi. İhtilafa düştükleri şeylerde insanlar arasında hak ile hükmetmesi için, o peygamberlerle beraber kitap indirdi…”5
İnsanlar arasında ilk ciddi ihtilaf, Hz. Âdem’in iki oğlu olan Kabil ve Habil arasında meydana gelir. Habil, masumdur; Kabil ise, saldırgan. Haset yüzünden Kabil Habil’e saldırır ve onu öldürür.6 Bu, yeryüzünde akan ilk kandır. Fakat bu kan, zaman içinde artacak, dünyanın hemen her yerini kaplayacaktır.
Habil ile Kabil, mahiyetleri farklı iki ekolün temsilcisidirler. Hz. Âdem’in bu iki oğlunun mahiyeti, zamanın akış seyri içinde “ehl-i iman ve ehl-i küfür” şeklini almıştır. “İşte bu ikisi, Rableri hakkında hasımlaşan iki grup” ayeti, farklı mahiyetteki bu iki ekole işaret eder.7
Bu iki ekolün mücadelesi, kuvvet ile Hakk’ın mücadelesidir. Ehl-i iman hakk’a dayanır, ehl-i küfür ise kuvvete… Onlar ehl-i iman karşısında fikren mağlup olduklarında kuvvet kullanarak, galip gelmeye çalışırlar. Güçleri yeterse zindana atarlar, vatandan ihraç ederler, döverler, hatta öldürürler.
İşte Hz. Nuh’a karşı kavminin durumu… Hz. Nuh’un Allah yoluna davetine şu şekilde karşılık veriyorlar:
“Ey Nuh, vazgeçmezsen taşa tutulanlardan olacaksın!”8
İşte, Hz. Lut’a ve O’na inananlara karşı kavimlerinin tutumu… Kendilerini günahlardan uzak kalmaya çağıran bu bahtiyar zümre için şöyle diyorlar:
“Onları memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar, fazla temiz insanlar!”9
İşte Hz. Şuayb’a karşı kavminin önde gelenlerinin cevabı… O’nun ölçü ve tartıda adaletli olma çağrısına şöyle mukabele ediyorlar:
“Ey Şuayb! Ya bizim dinimize dönersiniz, ya da seni ve sana inananları memleketimizden sürüp çıkaracağız.”10
Ve işte Hz. Musa’ya karşı Firavun’un despot tavrı… Hz. Musa’nın tek Allah’a çağrısına şöyle cevap veriyor:
“Benden başkasını ilah edinirsen, andolsun ki, seni zindana atarım.”11
Örnekler çoğaltılabilir…
1 Celal Yıldırım, Asrın Kur’an Tefsiri, İzm. Anadolu Yayınları ts. VI, 3203
2 Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, V, 3051
3 Bakara, 213; Yunus, 19.
4 Yazır, II, 750-751
5 Bakara, 213.
6 Bkz. Maide, 27-31.
7 Hac, 19.
8 Şuara, 116.
9 A’raf, 82.
10 A’raf, 88.
11 Şuara, 29.
