Bir önceki kısımda yer alan rivayetten, her insanda müstakil bir şeytan olduğu anlaşılır. Bunun bir tezahürünü en azından şu hadiste görebiliriz:
“Âdemoğlunda bir şeytanın lemmesi (dokunuşu) vardır, bir de meleğin lemmesi. Şeytanın lemmesi, şerre teşvik etmek ve hakkı yalanlamaktır. Meleğin lemmesi ise iyiliği ilham etmek ve hakkı tasdik etmektir. Bunu her kim vicdanında hissederse Allah’tan olduğunu bilsin ve Allah’a hamdetsin. Öbürünü hisseden de şeytandan Allah’a sığınsın.1
Daha sonra Rasulullah şu ayeti okur:
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve fuhşiyata teşvik eder. Allah ise kendi lütfundan ve bağışlamasından vaatte bulunur. Allah’ın lütfu geniştir. O, her şeyi bilendir…”2
Hadiste bildirilen iki lemme (lümme), kalbe gelen ilhamları beyan etmektedir. Bunlardan biri melek ilhamı, diğeri ise şeytan vesvesesi içindir. Şeytan kendine ait olan kısmı bir üs olarak kullanır, buradan vesvese yayınları yapar.
Herkes kendi kalbinde her iki yayını da hissedebilir. Mesela, rüşvetle karşı karşıya kalan bir memura içinden bir ses şöyle der:
“Ne duruyorsun, alsana. Ömrün hep fakirlikle mi geçecek?”
Ama başka bir ses de şöyle der:
“Ne yapıyorsun, helal kazancına haram mı karıştıracaksın? Rüşveti verenin de alanın da ateşte olduğunu unuttun mu?”
Bu seslerden biri şeytandan, diğeri ise melektendir. Her insan hemen her gün binlerce bu tür seslere muhatap olur.
1 Tirmizi, Tefsir, 2/25.
2 Bakara, 268.
