İnsanın Gaybî Boyutu

 

İnsanın engin bir içi dünyası vardır,
belki de uzayın derinliklerinden daha derin…

Şu âlem içinde insan, çok müstesna bir konuma sahiptir. O, et ve kemikten müteşekkil bir madde yığını olmayıp, çok hassas cihazlarla donatılmış en antika bir san’at eseridir. Beş duyusuyla şehadet âlemine açıldığı gibi, aklıyla ve kalbiyle, gaybla şehadetin kesiştiği, birbirinin içine girdiği bir kavşak noktası varlığıdır.1

İnsandaki bu düaliteye şu ifadelerle bakabiliriz:

Şehadet ve gayb âlemleri, küçük numuneler halinde insanda bir araya gelmiş…

Beyin gaybdan değil, ama onunla faaliyet gösteren akıl gaybî bir alet…

Keza, kalbin de maddesi, şehadet âleminden. Fakat taşıdığı iman, sevgi, korku, şefkat, merhamet hep gaybî…

Kalkıp inen el şehadet âleminden, kabarıp sakinleşen hissiyat ise, gayb âleminden…

Midenin hazmı şehadete, aklın kavraması ise, gayba ayrı birer misal…

Birçok uzuvlarla donatılmış insan bedeninde, nice duygulara sahip insan ruhu, bir gayb ağacı gibi… O ağacın meyveleri, şehadet âleminde sergileniyor. Hattatlık sanatından süzülen bir kıblegâh, câmide boy gösterirken, ruhta kaynayan merhamet hissi parmaklardan sadaka olarak dökülüyor. Korku, rengi kaçırırken, asabiyet çehreyi kızartıyor. Hüzün ise, göze yaş döktürüyor.”2

Mevlâna’nın şu ifadeleri, insanın gaybî boyutunu çok güzel ifade eder:

Biz, saman gibi olan bu tabiat âlemiyle örtülmüş mana deryasıyız.

Cismimiz bizim ruhumuza perde ve nikâb olmuştur.”3

Yani, nasıl ki üzeri samanla örtülü bir denize bakıldığında, dıştan sadece saman görülür. Hâlbuki samanın altında muazzam bir deniz gizlidir. Onun gibi, mana âlemimiz, iç dünyamız, metafizik yönümüz bir deniz gibidir. Cesedimiz ise, bu denizi örten bir saman yığını… Biraz dikkat edebilsek, bu ceset perdesinin ardında gizlenen mana denizimiz hemen görünecek. Mahiyetimizde yer alan merak, endişe, hırs ve benzeri duygular, madde ötesi olan mana deryamızdan birer damla hükmündeler.

Bu mana deryamız her an hareket halinde, her an dalgalanma durumundadır. Mesela:

Gönül isteyince, el parmaklarıyla hesap yapar yahut o parmaklarla kitap yazar. El, gizli bir elin hükmünde kalmış. O gizli el, cismanî olan eli dışarıya nasbetmiştir.

Yine gönül isterse o el, düşmana karşı yılan gibi öldürücü olur.

Yine gönül isterse o el, bir dosta karşı yardımda bulunur.

Yine gönül isterse o el, yemekte kaşıklık eder.

Yine gönül isterse, düşman beynine on batmanlık bir to­puz olur.

Acaba, gönül bu beş hisse ve onların makamlarına ne söyler?

Aralarında ne acayip bir visal, ne garip ve gizli bir sebep ve irtibat vardır?

Galiba gönül mühr-ü Süleymanı bulmuş ki, bu beş hissin yu­larını istediği tarafa çeviriyor.

Zâhirdeki beş his, onun kolayca mutîi, bâtındaki beş his de, onun memurudur.”4

Daima çalkantılı, daima hareketli olan gaybî boyutumuza bu kısa bakıştan sonra, bu boyutun Kur’an’da yer alan örneklerine geçebiliriz.

1 Albayrak, s. 163

2 Başar, “Gayba İman”, Zafer Dergisi (Aralık 1988) s. 8-9

3 Rûmî, Mesnevî, XII, 210

4 Rûmî, Mesnevî, V, 1651-1652

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir