Melekleri, şeytanları anlamıyor musun?
Uzağa gitme, kendine bak!
Latifelerin sanki birer melek.
Kötü duyguların ise birer şeytan!
Kur’an’ı Kerîm, şu şehadet âleminde gaybın dili olup gözle görmediğimiz âlemleri anlatır. Göklerin ve yerin yaratılışından, Levh-i Mahfuz’dan, İmam-ı Mübin’den, Kitab-ı Mübîn’den, haşirden, kıyametten, hesabın görülüp herkese amel defterlerinin dağıtılmasından… bahseder. Bunların hepsi bizim için gaybî olaylardır. Akıl tek başına bunları kabulde zorlanabilir. İşte, bu noktada, o gaybî manaların şu görülen âlemden örneklerle anlatılması gerekir. Bediüzzaman, tefsirinde böyle bir metot takip etmiştir. Bazı örnekleriyle meseleye bakmaya çalışalım:
“Allah gökleri ve yeri altı günde yarattı.“1
Kur’an’da “gün” ifadesi izafi bir şekilde kullanılır. Bin seneye ve elli bin seneye de “gün” denilir.2
“İşte, birer gün hükmünde olan her bir asırda, her bir senede, her bir günde Fatır-ı Zülcelâl’in halkettiği seyyal âlemleri, seyyar kâinatları, geçici dünyaları nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Evet, güya insanlar gibi dünyalar dahi birer misafirdir. Her mevsimde Zât-ı Zülcelâl’in emriyle âlem dolar, boşalır.”3
Yani yaratma olmuş bitmiş bir olay değil, devam edegelen bir süreçtir. Yüce Yaratıcı, birer gün hükmünde olan her bir asırda, her bir senede, her bir günde, nice akıp giden âlemler, gezen kâinatlar, geçici dünyalar yaratmaktadır.
2-Levh-i Mahfuz
Levh-i Mahfuz, Kur’anî bir ifadedir.4 Levh-i Mahfuz,
–kâinatın bir nevi hafızasıdır,
-her şeyin aslıyla ve neticesiyle kaydolduğu yerdir.
-İnsanın hafızası, Levh-i Mahfuz’un bir numunesidir.
-Her insandaki nüfus cüzdanının büyük bir nüfus kütüğünü göstermesi ve küçük küçük sızıntıların büyük bir su kaynağından haber vermesi gibi; insanların hafızaları, ağaçların meyveleri, meyvelerin çekirdek ve tohumları büyük bir Levh-i Mahfuza işaret etmektedir.5
“Yaş ve kuru her şey Kitab-ı Mübîn’dedir.”6
“Biz her şeyi İmam-ı Mübin’de saymışızdır”,7
gibi ayetler, her şeyin vücuda gelmeden ve vücuttan gittikten sonra yazıldığını, kaydedildiğini ifade ediyorlar. Vücuda gelmeden her şeyin yazıldığının misali, tohumlar ve çekirdeklerdir. Mesela, koca bir ağaç, küçük çekirdeğinde kader kalemiyle yazılmıştır.8
Vücudundan sonra her şeyin hayat macerasının yazıldığına delil ise, bütün meyveler ve hafızalardır. İnsanın hayat macerasıyla beraber, kısmen âlemin geçmiş olayları, insanın hafızasında öyle bir şekilde yazılıyor ki, güya hardal küçüklüğünde bu kuvvecikte kudret eli, kader kalemiyle insanın amel sayfasından küçük bir senet istinsah ederek, insanın eline verip, dimağının cebine koymuş. Ta muhasebe vaktinde onunla hatırlatsın. Hem ta mutmain olsun ki, bu fenâ ve zeval hercü mercinde beka için pek çok aynalar var ki, Kadîr u Hakîm, gelip geçen şeylerin hüviyetlerini onlarda görüntüleyip ebedileştiriyor. Hem, beka için pek çok levhalar var ki, Hafîz u Alîm, fânîlerin manalarını onlarda yazıyor.9
Öldükten sonra insanların yeni bir hayata kavuşmaları, Kur’an’ın bize getirdiği en büyük gaybî haberlerdendir. İsrafil isimli meleğin sur’a üfürmesiyle kıyamet kopacak, sur’a ikinci üfürmesiyle herkes mahşerde toplanacaktır.
Güz mevsimi, kıyamete bir numunedir.10 Bahar ise, öldükten sonra dirilmenin örneğidir11 ve senevî haşrin meydanıdır.12 Hz. İsrafil’in sur’a üfürmesi, gök gürültüsüne müvekkel meleğin baharda yağmura bağırması ve yeraltında gömülen çekirdeklere ruh üflemekle müjdelemesi gibidir.13 Gök gürültüsüyle çekirdekler uyandığı gibi, İsrafil’in sur’a üfürmesiyle de, ölüler dirilecek, haşir gerçekleşecektir.
Bu haşrin neticesinde “Amel defterleri neşredildiğinde”14 ayetinin manası tecelli edecek, herkese amel defteri bir sayfa halinde verilecektir. Bahar haşrinde başka noktaların örneği olduğu gibi, şu amel defterlerinin neşri örneği pek açıktır. Çünkü her meyveli ağacın, ya çiçekli bir otun da amelleri var, fiilleri var, vazifeleri var. Allah’ın isimlerini ne şekilde göstererek tesbihat etmiş ise ubudiyetleri var. İşte, onun bütün bu amelleri, özgeçmişleriyle beraber umum çekirdeklerinde, tomurcuklarında yazılıp, başka bir baharda, başka bir zeminde çıkar. Gösterdiği şekil ve suret diliyle, gayet fasih bir surette analarının ve asıllarının amellerini zikrettiği gibi; dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle amel defterini neşreder.15
Evet, İslamiyet akıl dini değildir, vahiy dinidir, ama bütün meseleleri makuldür. Her ne kadar akıl, tek başına o yüksek hakikatlere çıkamasa da, böyle temsiller ve teşbihlerle anlayabilecek kapasitededir.
1 Hadîd, 4
2 Bkz. Hacc, 47; Mearic, 4
3 Nursî, Sözler, s. 163
4 Bürûc, 22
5 Nursî, Sözler, s. 52
6 En’am, 59
7 Yasin, 12
8 Nursî, Sözler, s. 65
9 Bkz. Sözler, s. 470
10 Nursî, Şualar, s. 171
11 Nursî, Şualar, s. 154
12 Nursî, Lem’alar, s. 132
13 Nursî, Lem’alar, s. 132
14 Tekvîr, 10
15 Nursî, Sözler, s. 426
