Hz. İsa İncil’de şöyle der:
“Dileyin, size verilecek; arayın bulacaksınız. Kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapıyı çalana kapı açılır.”1
Dua, Allaha sunulan bir dilekçe. Bu dilekçeye şöyle veya böyle cevap verilir. Mevla’ya açılan eller boş çevrilmez. İnsan dua ettiğinde rahatlar, streslerden kurtulur. Dua eden toplum huzura kavuşur.
İnsanın sonsuza uzanan arzu ve istekleri vardır. Bu arzu ve isteklerini verebilecek, ancak ve ancak sonsuz bir kudret sahibi olan Allah’tır. Yüce Allah, tüm insanlara rehber olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerimde duayı bir ibadet olarak emrettiği gibi, en güzel dua örneklerini de bildirmiştir. Bu duaları bilen ve bu duaları yapan kişi, muazzam bir hazineyi elde etmiş demektir.
Öte yandan Hz. Peygamber Kur’andaki dualara ilave olarak hemen her durumda nasıl dua edilebileceğini bizzat kendi tatbikatıyla bizlere göstermiştir. O, her hususta bize önder ve model olduğu gibi, dua hususunda da önder ve modeldir.
Ayrıca “Allah dostu” denilen seçkin kimseler, nice örnek dualar yapmışlar, eserlerinde bunlara yer vererek kendi deruni tecrübelerini bizlerle paylaşmışlardır. İnsan bunları okurken “aman ya Rabbi, senin ne ince ruhlu kulların var, dua vasıtasıyla bunların iç dünyalarının berraklığı ve derinliği nasıl da dışa yansıyor!” demekten kendini alamamaktadır.
Elhasıl: Dua, Allaha kul olmayı idrak etmenin ve bunu dışa yansıtmanın en güzel güzel göstergelerinden biridir. Dua eden insan, yüce Yaratıcıyla ulvi bir iletişim, mükâleme ve münacat halindedir. Bu, onu psikolojik olarak rahatlatır, içi dünyasında bir dinginlik kazandırır. Böyle biri, başkalarıyla ilişkilerinde uyumlu olur, problem çıkaran değil problemleri çözen biri olarak yaşar. Böyle fertlerden meydana gelen bir toplum, bir huzur ve denge toplumu olmaya namzettir.
Sözün özü: Dua iklimi, hoş ve latif bir iklimdir. Bu iklimde gayet bariz bir şekilde bir letafet ve bir zarafet vardır. Böyle bir iklimde yaşamak aklı başında her insanın hem hakkı, hem de vazifesidir.
1 İncil, Luka, 11/9-10
