Hz. Yunus, yüz binden fazla ahalisi olan bir beldeye peygamber olarak gönderilir. Uzun süre zarfında kendisine çok az kişi iman eder. Kavminin inadından rahatsız olan Hz. Yunus, “artık inanmayacaklar” diye düşünerek daha Allah’ın emri gelmeden o beldeden ayrılır, bir gemiye biner. Fakat gemiden denize atılır. Bir balık Onu yutar. Deniz fırtınalı, gece dağdağalı ve karanlık, her taraftan ümit kesik bir vaziyette balığın karnında şu duayı yapar:
لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ
“Ya Rabbi, Senden başka ilah yok. Seni tenzih ederim. Ben gerçekten zalimlerden oldum.”1
Onun bu duası, birden kurtulmasına sebep olur. Gece, deniz ve balık O’nun aleyhinde ittifak etmiş olmakla beraber, bütün bunların dizgini elinde olan Allah, bunları Ona itaat ettirir. Balığın karnını bir denizaltı hükmüne getirir, dağ gibi dalgaların dehşeti içinde denizi emniyetli bir sahra yapar, kendisini selamet sahiline çıkarır.
Hz. Peygamber, Onun bu duasının bizlere bakan yönünü şöyle müjdeler:
“Sıkıntıya düşen ve başı belâya maruz kalan hangi Müslüman bu duayı yaparsa, Allah onun duasını mutlaka kabul buyurur.”2
Bizlerin geleceği Hz. Yunusun gecesi gibi karanlıklı ve dehşetlidir. Dünyamız, Onun denizi gibi dalgalıdır. Nefsimizin kötü istekleri bizi yutan balığımızdır. Bu duayı yaptığımızda, gecemiz aydınlanacak, denizimiz yatışacak, nefsimiz bize musahhar olacaktır.
1 Enbiya, 87
2 Tirmizî, Daavât 81; İbn Hanbel, I, 170
