Hz. Musa, dünya tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biridir. Onun maceralı, renkli, hareketli, mücadele dolu hayat hikâyesi, Kur’anın değişik yerlerine serpiştirilmiş vaziyettedir. Onun hayat hikâyesi içerisinde yaptığı dualar da son derece dikkat çekmektedir.
Hz. Musa’nın dünyaya geldiği yıllarda Mısırda hüküm süren Firavun, İsrailoğullarının erkek çocuklarını öldürtüyordu. Fakat ne garip bir tecellidir ki, saltanatına son verecek çocuk kendi kucağında büyümekteydi. Musa’nın annesi, Allahtan gelen bir ilhamla çocuğunu bir sepet içinde Nil’in sularına bırakmıştı. Firavunun Nil kenarında sarayı vardı. Sepet bu bahçeye takıldı. Firavunun hanımı Asiye, onu aldı ve evlat edindi. Halk, Hz. Musa’ya Firavunun oğlu nazarıyla bakmaktaydı.
Delikanlılık döneminde bir gün Hz. Musa şehirde dolaşırken birbiriyle dövüşen iki kişi görür. Bunlardan biri Mısırlı, diğeri İsrailoğullarından idi. Hz. Musa onları ayırmak için aralarına girer. Fakat bu arada attığı bir yumruk Mısırlının ölümüne yol açar. Bu beklenmedik durum karşısında Hz. Musa Allah’a şöyle yalvarır:
رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي
“Ya Rabbi, ben nefsime zulmettim, beni bağışla.”
Ve ardından şöyle der:
رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يرًا لِلْمُجْرِم۪ينَ
“Ya Rabbi, bana lutfettiğin nimetle, mücrimlere asla arka çıkmayacağım.”1
Olayların seyri içinde Hz. Musa Mısırı terk eder. Korku ve endişe içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıkarken şöyle dua eder:
رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟
“Ya Rabbi, beni bu zalimler topluluğundan kurtar.”2
Sonunda Medyene gelir. Bir çeşmenin başında insanların hayvanlarını suladıklarını, iki kızın ise kenarda beklediklerini görür. Yanlarına varıp niçin beklediklerini sorar. Onlar da babalarının yaşlı biri olduğu için gelemediğini, kendilerinin de erkekler bitirmeden çeşmeye yanaşmadıklarını anlatırlar. Hz. Musa, onlara bir yardım olarak hayvanlarını sular.
Ardından bir ağacın altına çekilir, şu duayı yapar:
رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ
“Ya Rabbi, doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım.”3
Hz. Musa’nın bu dualarında dikkati çeken durum şu ki: Duada kul ile Allah arasında hiçbir aracı yoktur. İnsanın kalbi, hem Allahtan gelen ilhama bir alıcı, hem de halini Rabbine arz edici bir telefon hükmündedir. İnsan bu özel hattı istediği zaman kullanabilir, böylece huzur ve sükûnet bulabilir.
Hz. Musa, burada o kızlardan biriyle evlenir. 8-10 yıl kıldıktan sonra ailesiyle beraber Mısıra doğru yola çıkar. Yolculuk esnasında kaybolurlar. Hz. Musa, ilerde bir ateş parlaklığı görür. Yolu sormak veya bir ateş alıp ısınmak niyetiyle oraya yönelir. Burada ilahi vahye mazhar olur. Yüce Allah, Ona Firavuna gidip tebliğde bulunmasını, İsrailoğullarını esaretten kurtarmasını söyler. Hz. Musa, bu görevi alınca şu meşhur duasın yapar:
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ى صَدْر۪ى “Ya Rabbi, kalbime inşirah ver.
وَيَسِّرْ ل۪ٓى اَمْر۪ى İşimi kolaylaştır.
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪ى Dilimdeki düğümü çöz.
يَفْقَهُوا قَوْل۪ى Ta ki sözümü anlasınlar.
وَاجْعَلْ ل۪ى وَز۪يرًا مِنْ اَهْل۪ى Bana ehlimden bir yardımcı kıl.
هٰرُونَ اَخ۪ى Kardeşim Harun’u.
اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪ى Onunla sırtımı kuvvetlendir.
وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓى اَمْر۪ى Onu görevimde bana ortak kıl.
كَىْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يرًا Ta ki Sana çokça tesbih edelim.
وَنَذْكُرَكَ كَث۪يرًا Seni çokça analım.
اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يرًا Şüphesiz Sen, bizi görmektesin.”4
O’nun bu duasında şu gibi noktalar dikkat çekmektedir.
-Hz. Musa, önce kalbine inşirah istedi. Çünkü kalp, insanda manevî hayatın merkezidir. Nasıl ki, maddi kalp sağlam olduğunda beden sağlıklı olur, öyle de manevi kalp çalıştığında insan manen yükselir, yücelir.
-Hz. Musa ikinci olarak işinde kolaylık istedi. Zira risalet, ağır bir yüktür. Bir insan aile reisi olduğunda ailesinin yükünü çeker. Bir peygamber ise, ümmetinin reisidir, onların manevi yüklerini çekmektedir.
-Hz. Musa, dilinin düğümünün çözülmesini istedi. Zira tebliğ dil ile olur. Tebliğin muhatap üzerindeki etkisi, düzgün bir şekilde anlatmaya bağlıdır. Anlatım iyi olmadığında muhataplar sıkılır, dinlemek istemezler.
-Bu ağır görevde, Hz. Musa kardeşi Harun’u kendisine yardımcı olarak istedi. Kardeşi Harun daha fasih, daha akıcı konuşabiliyordu. İnsanların irşadı gibi zor bir görevde, Hz. Musa elbette fedakâr yardımcılara ihtiyaç duyacaktı.
-Hz. Musa’nın bu duada kardeşinin ismini zikretmesi, ismen yapılan duaya güzel bir örnektir. İnsanın yakın çevresiyle, hatta tüm insanlık âlemi ile ilgisi vardır. Fakat bu arada bazıları için ismen dua etmeyi ihmal etmemesi gerekir. Peygamber Efendimiz şöyle der:
“Müslümanın mümin kardeşine bizahril- gayb, (yani gıyaben) duası müstecap bir duadır Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli melek ona, ‘Duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.’ diye dua eder.”5
Hz. Musa’nın bu duası kabul edilir. Artık kardeşi Harun da bir peygamberdir. Her ikisi, karşılaşacakları zorluklara karşı durumlarını şu şekilde Allaha arz ederler:
رَبَّنَٓا اِنَّنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى
“Ya Rabbena, onların bize taşkınlıklarından veya azgın hareketlerinden korkuyoruz.”
Cenab-ı Hak, onları şöyle teskin eder:
لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى
“Korkmayın, ben sizinle beraberim. İşitir, görürüm.”6
Firavun gibi kendini halka ilah olarak kabul ettiren zalim, despot birisine gidip, hakka boyun eğmesini istemek elbette kolay bir şey değildir. Fakat zor da olsa, gitmek gerekmektedir. Nitekim Hz. Musa ve Hz. Harun gittiler, tebliğde bulundular. Firavun ise inat edip kabul etmedi. Ama onlar görevlerini yapmış oldular.
Hz. Musa’nın Firavun ve Etbaı İçin Azap İstemesi
Hz. Musa’nın tebliğine karşı Firavun ve ona uyanlar, saltanattan gelen gurur ve enaniyetleri sebebiyle kabule yanaşmadılar. Üstelik inananlara çok zahmetler verdiler. Öyle ki, Hz. Musa onlara şöyle beddua yaptı:
رَبَّنَٓا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ ز۪ينَةً وَاَمْوَالًا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِكَۚ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ
“Ya Rabbena, Sen Firavun ve çevresindekilere dünya hayatında zinet ve mallar verdin. Ya Rabbena, başkalarını Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Ya Rabbena, mallarını helak et! Kalplerini şiddetle sık! Çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmayacaklar.”7
Firavun ve çevresi, sahip oldukları debdebe ile hem kendileri yoldan çıkmakta, hem de başkalarını yoldan saptırmaktadır. Ama debdebeleri bitince akılları başlarına gelebilir, tanımak istemedikleri Allah’ı kabul edebilirler. Allah, peygamberlerin diliyle mesajlar verdiği gibi, musibetlerin diliyle de mesajlar verir.
Burada şöyle bir soru hatıra gelebilir: Bir Peygamber beddua eder mi?
Evet, şartlar gerektirdiğinde eder. Bir mal ve saltanat insanı gaflete daldırıp ahireti unutturuyorsa, böyle bir malın gitmesi ve öyle bir saltanatın bitmesi elbette rahmettir, hayırlıdır. Nice insanlar var ki, varlık anında gaflete dalmışlar, servet ve saltanat bitince akılları başlarına gelmiş, asıl görevlerini hatırlamışlardır.
Hz. Musa’nın İsrailoğullarına Bedduası
Hz. Musa, Firavun ve çevresine karşı çetin bir mücadele verir. Sonunda, Allah’ın emriyle İsrailoğullarını Mısırdan çıkarır, Kızıl Denizi geçip Tih sahrasına gelirler. Hz. Musa onlara hedef olarak mukaddes beldeleri gösterir. Fakat uzun yıllar Firavun idaresi altında köle hayatı yaşamış, çölde kudret helvası ve bıldırcın etiyle beslenmeye alışmış bu millet, zoru görünce yan çizerler. “Ya Musa, orada güçlü kuvvetli bir topluluk var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyiz” derler. Hz. Musa, her ne kadar iknaa çalışırsa da fayda vermez.
Sonunda şu küstahça tavrı sergilerler:
“Ya Musa, onlar orada olduğu müddetçe biz yerimizden kıpırdamayız. Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada oturacağız.” derler.
Onların bu taşkınlığı karşısında Hz. Musa şöyle dua eder:
رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ
“Ya Rabbi, kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Bizimle bu fasık kavmin arasını ayır.”8
Cenab-ı Hak, ceza olarak İsrailoğullarına o beldelerin kırk yıl haram kılındığını bildirir. Bu zaman zarfında şaşkın bir şekilde çölde dolaşır, helak olur giderler.
Hz. Musa ise, bu kırk yıl zarfında onların çocuklarını yetiştirir. Yeni bir nesille, yeni bir heyecanla o mukaddes beldeleri elde ederler.
Hz. Musa’nın Rü’yet Talebi
Hz. Musa, Tevrat’ı almak üzere Allah’ın emriyle kırk gün Tur’da kalır. Burada ilahi kelama mazhar olur. Bunun coşkusu ve heyecanıyla
رَبِّ اَرِن۪ٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَۜ “Ya Rabbi, beni rüyetine mazhar kıl, Sana nazar edeyim.” der.
Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
لَنْ تَرٰين۪ي وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰين۪يۚ
“Beni asla göremezsin, lakin şu dağa bak. Eğer o yerinde durursa, o zaman beni görürsün.”
Ve Allah dağa tecelli ettiğinde, dağı yerle bir eder. Hz. Musa, baygın yere düşer.
Ayıldığında سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُؤْمِن۪ينَ “Ya Rabbi, Seni tenzih ederim: Sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.” der.9
Şüphesiz insan için en büyük bir mutluluk Rabbini gördüğünde gerçekleşecektir. Fakat bu dünya buna uygun değildir. Ehl-i iman cennete girdiklerinde Allah’ın rü’yetine de mazhar olacaklardır. Kıyame suresinin 23. ayeti bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmektedir.
Tur Dönüşü
Hz. Musa Tur’da iken, Samiri isimli birisi İsrailoğullarının süs eşyalarından bir buzağı heykeli yapar, “işte ilahınız budur” diyerek onların itikatlarını bozar. Hz. Musa, elinde Tevrat levhalarıyla Turdan döndüğünde, kavmini buzağı heykeline tapar bir şekilde bulur. Kızgın bir şekilde, elindeki levhaları yere bırakır, kardeşi Harun’un sakalından yapışıp çekmeye başlar. Hz. Harun şöyle özür beyan eder: “Ey anamın oğlu, ben elimden geleni yaptım. Fakat beni dinlemediler. Hatta az kalsın beni öldüreceklerdi. Bana düşmanları sevindirecek bir muamelede bulunma. Beni bu zalimlerle beraber tutma!”
O zaman Hz. Musa şöyle yalvarır:
رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِاَخ۪ي وَاَدْخِلْنَا ف۪ي رَحْمَتِكَۘ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ۟
“Ya Rabbi, beni ve kardeşimi bağışla ve bizleri rahmetine mazhar kıl. Sen Erhamür Rahiminsin.”10
Hz. Musa, daha sonra gider, buzağıyı paramparça eder. Kavminden yetmiş kişi seçerek tevbe için Tura gelir. Kavmi orada başka bir cahillik yapıp şöyle der: “Ey Musa, açıktan Allah’ı görmedikçe sana inanmayacağız.”
Bunun üzerine Allah dağa şiddetli bir zelzele verir. Bu celalli tecelli karşısında Hz. Musa şu dua ile Allah’a iltica eder:
رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَۜ اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَٓاءُ مِنَّاۚ
اِنْ هِيَ اِلَّا فِتْنَتُكَۜ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَٓاءُ وَتَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُۜ
اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِر۪ينَ
وَاكْتُبْ لَنَا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَٓا اِلَيْكَۜ
“Ya Rabbi, şayet dileseydin onları ve beni daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin? Bu ancak Senin bir fitnendir/ imtihanındır. Bununla dilediğini dalalete atar, dilediğine hidayet verirsin. Sen bizim velimizsin, bizi bağışla. Sen Hayru’l- Ğafirinsin. Bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten Sana yöneldik.”11
Hz. Musa’nın bu duası üzerine yüce Allah şunu bildirir:
“Azabımı dilediğime isabet ettiririm. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. O rahmetimi, kendini günahtan koruyan, arınan ve ayetlerimize inananlara yazacağım.”12
1 Kasas, 16-17
2 Kasas, 21
3 Kasas, 24
4 Taha, 25-35
5 Müslim, Zikr, 88
6 Taha, 45-46
7 Yunus, 88
8 Maide, 22-25
9 A’raf, 143
10 A’raf, 151
11 A’raf, 155-156
12 A’raf, 156
