Allah, kendine açılan elleri boş çevirmez

إنَّ رَبَّكُمْ حَيِىٌ كَرِيمٌ

يَسْتَحِى مِنْ عَبْدِهِ إذَا رَفَعَ يَدَيْهِ إلَيْهِ أنْ يَرُدَّهُمَا صِفْراً

“Rabbiniz hayâ sahibidir, kerimdir.

Kulu dua ile ellerini kaldırdığı zaman, ellerini boş çevirmekten hayâ eder.”1

İmkân sahibi bir zat, gerçekten muhtaç olduğuna inandığı bir kimseyi elleri boş döndürmekten hayâ eder. Gerçek zengin ve kerem sahibi olan Allah, elbette insanların niyetlerini bilmektedir. Samimane bir niyetle O’na yönelenleri elbette görür, onların niyazlarını işitir ve hikmetine uygun bir şekilde de icabette bulunur.

Her duaya cevap var

مَا عَلى اْلاَرْضِ مُسْلِمٌ يَدْعُو اللّهَ تَعالى بِدَعْوَةٍ اِلاَّ آتَاهُ اللّهُ إيَّاهَا،

أوْ صَرَفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا مَا لَمْ يَدْعُ بِإثْمٍ، أوْ قَطِيعَةِ رَحِمٍ

“Yeryüzünde bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki -günah olan bir şeyi veya sıla-i rahmi koparmayı talep etmemek şartıyla- Allah’a dua ettiğinde, Allah ona dilediğini vermesin veya onun misli bir kötülükten onu uzak kılmasın.”2

Dua, Allaha sunulan bir dilekçedir. Dilekçeye red cevabı gelmesi de bir cevap sayılır. Kaldı ki Allah bazı duaları bugün için aynen kabul etmese de başka zaman için kabul edebilir. Dünyada vermese, ahirette verebilir.

Hadiste nazara verilen “Günah olan bir şeyi veya sıla-i rahmi koparmayı talep etmemek şartıyla” kaydı, insanın kötülüğe de dua edebildiğini gösterir. Mesela, “ah bir zengin olsam da şu şu çılgınlıkları yapsam” diyen biri, günah işlemek için Allaha dua ediyor sayılır.

Duanın sıla-i rahmi koparmayı talep etmek şeklinde olması ise, “Allahım, beni falanla bir daha görüştürme. Beni ondan ve onu benden uzaklaştır” şeklinde yapılan bir dua olmasıdır.

Duada aceleci olmamak

يُسْتَجَابُ لِاَحَدِكُمْ مَالَمْ يَعْجَلْ، يَقُولُ: قَدْ دَعَوْتُ رَبِّى فَلَمْ يَسْتَجِبْ لِى

“Sizden biri, ‘Ben Rabbime dua ettim, ama duamı kabul etmedi’ demediği müddetçe duasına icâbet olunur.”3

Her hususta dua

لِيَسْألْ أحَدُكُمْ رَبَّهُ حَاجَتَهُ كُلَّهَا حَتَّى يَسْألَ شِسْعَ نَعْلِهِ إذَا انْقَطَعَ

“Sizden biri, -kopan ayakkabı bağını istemeye varıncaya kadar- ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin. “4

Kopan ayakkabı bağını da Allah’tan istemek”, duada ince bir nükteyi ifade eder. Şöyle ki:

Kişi, en ayrıntı sayılabilecek bir isteğini bile Allahtan istemeli, daima O’nun tevfikine sığınmalıdır. Yoksa “ben kendi işimi kendim yaparım” demek, Firavun ve Karun gibilerin hayat felsefelerini yansıtır.

Şu âlemde her şey Allah’ın bilgisi ve izni dairesinde olur. Onun izni olmadan bir zerre bile hareket etmez. Kur’an bunu şöyle bildirir:

“…Hiçbir yaprak Onun ilmi dışında yere düşmez.”5

Ama şunu da unutmamak gerekir ki, Allah’ın şu âlemdeki icraatı sebepler iledir. Dua edince sebeplere de yapışmak gerekir.

Gafletsiz dua

اُدْعُوا اللّهَ، وَأنْتُمْ مُوقِنُونَ بِالِاجَابَةِ،

وَاعْلَمُوا أنَّ اللّهَ تَعالى لاَ يَسْتَجِيبُ دُعَاءً مِنْ قَلْبٍ غَافِلٍ لاَهٍ

“Size icabet edeceğine tam inanarak Allah’a dua edin.

Bilin ki Allah, gafil ve başka meşguliyetlerle oyalanan bir kalbin duasını kabul etmez.”6

Reddolmayan üç dua

ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ مُسْتَجَابَاتٌ لاَ شَكَّ في إجَابَتِهِنَّ:

دَعْوَةُ المَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ المُسَافِرِ، وَدَعْوَةُ الْوَالِد عَلى وَلَدِهِ

“Üç dua müstecabtır. Bunların kabul edilmeleri hususunda asla bir şek yoktur:

Mazlumun duası, misafirin duası, babanın evladına duası.”7

Mazlum, haksızlığa ve zulme maruz kalmış kimsedir. Böyle biri, -velev facir veya gayr-i müslim olsa- duasına icabet edileceği başka rivayetlerde anlatılmıştır.

Misafirden murat, yolcudur. Türkçedeki anlamıyla da anlaşılmasına bir mani yoktur.

Başka bir rivayette, babanın evladına olan duasının, peygamberin ümmetine olan duası gibi olduğu ifade edilir.

Bu tür rivayetlerde verilen iki ve üç gibi rakamlar tahsis için olmayıp temsil içindir. Yani bu duaların makbul dualardan olduğu böyle ifade edilmiştir. Yoksa başka bazı hadislerde başka kimselerin de dualarının makbul olduğuna dikkat çekilmiştir.

-Oruç açtığı sırada oruçlunun duası.

-Âdil imamın duası.8

-Gıyaben (kişinin arkasından) yapılan dua…9 bunlardan bazılarıdır.

Gıyaben yapılan dua

دَعْوَةُ الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ لِاَخِيهِ بِظَهْرِ الْغَيْبِ مُسْتَجَابَةٌ،

عِنْدَ رَأسِهِ مَلَكٌ مُوَكَّلٌ كُلَّمَا دَعَا لِاَخِيهِ بِخَيْرٍ قَالَ الْمَلَكُ الْمُوَكَّلُ بِهِ آمِنْ وَلَكَ بِمِثْلِهِ

“Müslüman kişinin, Müslüman kardeşi için gıyâben yaptığı dua müstecâptır.

Dua edenin başucunda ona müvekkel bir melek vardır. Kişi, kardeşi için dua yaptıkça bu görevli melek ‘Âmin, istediğin şeyin bir misli de sana olsun’ der.”10

مَا مِنْ دَعْوَةٍ أسْرَعُ إجَابَةً مِنْ دَعْوَةِ غَائِبٍ لِغَائِبٍ

“İcâbete mazhar olmada gâib kimsenin gâib kimse hakkında yaptığı duadan daha sür’atli olanı yoktur.”11

Afiyet istemek

لاَ يُرَدُّ الدُّعَاءُ بَيْنَ الاَذانِ وَ الْاِقَامَةِ.

قِيلَ: مَاذَا نَقُولُ يَارسولَ اللّهِ؟

قالَ: سلُوا اللّهَ الْعَافِيَة في الدُّنْيَا وَالاٰخِرَةِ.

“Ezanla kamet arasında yapılan dua reddedilmez.”

Denildi: (Öyleyse o ikisi arasında) ne diyelim ey Allah’ın Resûlü?

(Allah Resûlü) şöyle cevap verdi: Allah’tan dünya ve âhirette âfiyet isteyin!”12

Tamam-ı nimet

سَمِعَ رسولُ اللّه رَجُلاً يَقولُ: اللَّهُمَّ إنِّى أسْألُكَ تَمَامَ النِّعمَةِ.

فقَالَ: مَا تَمَامُ النِّعمَةِ؟ قَالَ: دَعْوَةٌ دَعَوْتُ بِهَا أرْجُو بِهَا الخَيْرَ.

قالَ: فإنَّ تَمَاَمَ النِّعْمَةِ دُخُولُ الجَنَّةِ، وَالْفَوْزُ مِنَ النَّارِ،

Rasûlullah bir kimsenin “Allahım, senden tamam-ı nimet istiyorum” dediğini işitti.

Sordu: Tamam-ı nimet nedir?”

“Bu bir duadır, onunla dua edip, çok hayır (mal) ümit ediyorum” dedi.

(Rasulullah) şöyle dedi: Tamam-ı nimet cennete girmek ve ateşten kurtulmaktır.

وَسَمِعَ رَجُلاً يَقُولُ: يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ،

فقَالَ: قَدِ اسْتُجِيبَ لَكَ فَسَلْ،

Bir başkasının da şöyle dediğini işitti: Ey celâl ve ikrâm sâhibi!

(Rasulullah) dedi: Duana icâbet edilmiştir, (ne arzu ediyorsan) durma iste.”

وَسَمِعَ آخَرَ يَقُولُ: اللَّهُمَّ إنِّى أسْألُكَ الصَّبْرَ،

فقَالَ سَألْتَ اللّهَ تَعالَى الْبَلاءَ فَسَلْهُ الْعَافِيَةَ

Keza bir başkasının “Allahım, senden sabır istiyorum!” dediğini işitti.

Ona da şöyle dedi: Allah’tan bela istedin, afiyet iste!13

Allah’ın lütfundan istemek

سَلُوا اللّهَ تَعالى مِنْ فَضْلِهِ، فإنَّ اللّهَ يُحِبُّ أنْ يُسْألَ،

وَأفْضَلُ العِبَادَةِ انْتِظَارُ الفَرَجِ

“Allahın lütfundan isteyin. Zira Allah, kendisinden istenmesini sever.

İbadetin en efdali, (dua edip) bir çıkış yolu beklemektir.”14

1 Ebû Dâvud, Salât, 358

2 Tirmizî, Da’avât 126

3 Buhârî, Daavât, 22

4 Tirmizî, Daavât, 149

5 En’am, 59

6 Tirmizî, Daavât, 66

7 Ebû Dâvud, Salât 364

8 İbn Mâce, Siyâm, 48

9 Müslim, Zikr, 88

10 Müslim, Zikr, 88

11 Tirmizî, Birr, 50

12 Tirmizî, Salât 46

13 Tirmizî, Daavât, 99

14 Tirmizî, Daavât, 126

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir