SERİYYELER VE ABDULLAH BİN CAHŞ SERİYYESİ

Hz. Peygamber, ashabını ilmen yetiştirdiği gibi, askeri yönden de yetiştirir. Küçük müfreze birliği anlamında olan seriyyeler teşkil eder. Bunları zaman zaman çevreye gönderir. Seriyyeler, başlıca şu gayelere yönelik hizmet vermişlerdir:

1-Kureyş’in Suriye’ye giden ticaret yolunu kapamak (Ekonomik ambargo).

2-Mekke civarında yaşayan kabilelerle sulh anlaşması yaparak, onları Kureyş’e alet olmaktan kurtarmak ve böylece Kureyş’i tecrit etmek, yalnız bırakmak.1

3-Etrafı kontrol ederek, Müslümanların güvenliğini sağlamak.

Abdullah Bin Cahş komutasındaki seriyye, bunların en meşhuru olmuştur. Etrafı kontrol için belli bir noktaya kadar teftişle görevli bu seriyye birliği, görev alanları içinde müşriklere ait üç kişilik bir gruba rastlarlar.

O gün haram aya girip girmedikleri hususunda aralarında bir mübahase olur. Girmediklerine kanaat edip, bunlara saldırırlar. Birisini öldürürler, ikisini esir edip, mallarını da ganimet kabul ederek Medine’ye gelirler. Müşrikler, “Muhammed, Allah’a itaat ettiğini iddia ediyor. Ama haram ay’ı en önce helal kabul eden yine kendisi!” şeklinde yaygara koparırlar. Bu münasebetle şu ayetler nazil olur2:

“Sana, haram ayda savaştan soruyorlar, De ki: O ayda savaşmak büyük bir şeydir (günahtır). Ama Allah yolundan çevirmek ve O’nu inkâr etmek, Mescid-i Haram’dan alıkoymak ve O’nun ahalisini (yurtlarından) çıkarmak, Allah katında daha büyüktür. Fitne, öldürmekten büyüktür. Onlar eğer güçleri yeterse, dininizden sizi döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler…”3

Haram aylar, dört aydan ibaret olup, Arap’lar bu dört ayda savaşmayı yasak kabul ederlerdi. Zikredilen olay münasebetiyle inen bu ayet, haram ayda savaşmanın büyük bir şey olduğunu ifade ile beraber, ondan daha büyük şeylere dikkat çekiyor:

1-Müşriklerin, Allah yolundan engelleme çalışmaları.

2-Allah’ı inkâr.

3-Mescid-i Haram’a Müslümanların girmesini engellemek.

4-Müslümanları Mekke’den Medine’ye hicrete mecbur etmek.

İşte, Müslümanlar hanesinde bir hukuk ihlali varsa, kendi cephelerinde dört tane bulunmaktadır. Üstelik onların bu ihlalleri, öyle basit ihlaller de değildir.

“Mescid-i Haram”, “haram ay” gibi mukaddes değerleri perde yapıp, kendi kabahatlerini setretmek isteyen müşriklere, Kur’an-ı Kerîm, etkili beyanlarıyla perdeyi kaldırıp, onların gerçek durumlarını gözler önüne seriyor, “İşte siz, böyle böyle kimselersiniz” diyor.4

Günümüzdeki en büyük insan hakları ihlalcilerinin, “demokrasi”, “insan hakları” gibi bazı süslü ifadeler arkasına sığınıp, Müslümanları sorgulamaya çalışmaları, zikrettiğimiz olaya çokça benzemektedir. Kendi hanelerindeki ihlallere bakmayıp, başkalarını sorgulamaya kalkmaları, kendi kabahatlerini örtme telaşından gelen bir pişkinliktir. “Hem suçlu, hem güçlü” deyimi, bunların halini güzel tasvîr eder.

1 Berki, s. 230

2 İbn Kesîr, I, 368-369

3 Bakara, 217

4 Kutub, I, 226

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir