1983 yılında İlahiyat Fakültesinde öğrenci iken arkadaşlarımızdan biri İslam Hukuku hocamıza şöyle bir soru yöneltmişti: Hocam, malumunuz dinimiz faizi gayet net bir şekilde yasaklıyor. -Kendimize kullanmamak, İslam hizmetleri için kullanmak şartıyla- faiz müesseseleri olan bankaları soymak caiz olur mu?
Hocamız şu tarihi cevabı vermişti: Meşru bir hedefe gayr-i meşru vasıtalarla varılamaz!
Bir başka derste Tasavvuf hocamız Hz. Peygamberin bir sefer dönüşünde ashabına “küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz” hadisini anlattığında arkadaşlarımızdan biri itiraz etti. Hocamızla aralarında şöyle bir muhavere geçti:
-Hocam, Hz. Peygamber böyle söylemiş olamaz. Ben bunu bir hadis olarak kabul etmiyorum!
-Evladım, neye dayanarak bunu söylüyorsun?
– Düşmanla cihadda insan yaralanıyor veya ölüyor. Bunun daha büyük bir cihad olması gerekir! Hocam, sizin de bildiğiniz gibi sahih hadisler akla aykırı olamaz! Benim aklım bunu hadis olarak kabul etmiyor!
– Evladım, hadisler senin kafana göre ölçülmüyor! “Onun kafasına sığarsa hadistir, sığmadığında değildir” diye bir ölçümüz yok! Oradaki akıl, ulemanın aklıdır. Kaldı ki, görünüşte akla aykırı gibi zannedilen nice rivayetin sahih bir manası olduğu kitaplarımızda açıklanmaktadır!
Doktorasını Fransa’da yapmış bir hocamız şöyle bir hatırasını nakletmişti:
Bir gün orada çalışan işçilerimizden biri kendisine şöyle bir soru yöneltir: Hocam, biz burada gayr-i Müslim bir ülkede çalışıyoruz. İslam’a hizmet için işimizde hile yapmamız uygun olur mu?
Hocamız kendisine şöyle cevap verir: “Müslümanlar, sözleşmelere uymakla mükelleftirler” şeklinde bir fıkıh kuralımız var. Hz. Peygamber gayr-i Müslimlerle de iş yaptı, ama asla onlara hıyanet etmedi! Hatta hicrete mecbur kaldığında müşriklerin kıymettar malları yanında olmakla beraber bunları Hz. Aliye teslim etti, “yarın bunları sahiplerine verirsin” dedi. Bizler bu ecnebi diyarda dini düzgün yaşayacağız ki, gayr-i Müslimler ahlakımıza hayran kalsınlar, İslam’a girsinler!
Benzeri bir soruya 2002 yılında Rotterdam İslam Üniversitesindeki görevim esnasında muhatap oldum. Hollanda fabrikalarından birinde çalışan bir işçimiz şöyle sordu: Hocam, aynı fabrikada Faslı bir kardeşimiz de çalışıyor. Dini konularda hayli bilgisi var. Bize diyor ki: “Aslında bizlerin bu gayr-i Müslim diyarda çalışmamız dinen caiz değil. Bu, İslam’ın izzetiyle bağdaşmıyor!” Ne dersiniz, haklı mı?
Kendisine şöyle cevap verdim: “Dini konularda hayli bilgisi var” demiştin. Ama öyle görülüyor ki çok da bilgisi yokmuş! Hz. Yusuf bir peygamber olmakla beraber gayr-i Müslim bir idarede bakanlık görevi yaptı. Hz. Ali, Yahudi bir kadının bahçesinde yevmiye usulü çalıştı, ücretini aldı. Demek ki gayr-i Müslimlerle beraber iş yapılabilir. Kaldı ki, kendisi onların fabrikasında çalışıp maaşını alıp dururken böyle demesi, sözleriyle bir tezat teşkil eder! Sözünde samimi olması için evvela istifa edip sonra bunları söylemesi gerekir!
Üstteki örneklerde görüldüğü gibi, dinin meseleleri tarihin hemen her döneminde tartışılmıştır. Gerek dini kabul edenlerin kendi aralarında, gerekse dini kabul edenlerle etmeyenler arasında ciddi boyutta tartışmalar yaşanmaktadır. Günümüzde kitle iletişim araçlarının çok çok yaygınlaşması, bu tartışmaları daha da hareketlendirmekte ve de hararetlendirmektedir. Tartışılan konuların en önemlilerinden biri, hiç şüphesiz “cihad ve savaş” konusudur. Dini reddedenler cihadı da reddetmekte, bu meselede İslam’ı saldırgan ve istilacı görmektedir. Dini kabul edenler arasında ise, cihad ve savaşın varlığı ve haklılığı tartışılmazken, “cihad ve savaşın muhtevası, günümüz şartlarında nasıl yapılacağı…” gibi konularda ciddi fikir ayrılıkları yaşanmaktadır.
Dolayısıyla, zihinlerin çok da net olmadığı böyle bir konuyu eğip bükmeden gerçekte olduğu gibi ortaya koyabilmek son derece önem arzetmektedir.
Çevremize baktığımızda, büyük bir faaliyet ve hareketlilik gözümüze çarpar: Yıldızlar yörüngelerinde hareket eder… Bulutlar bir yerden başka yere gider… Rüzgâr her yönden eser… Irmaklar gürül gürül akar… Kuşlar cıvıl cıvıl öter… Karıncalar durmadan çalışır… Deniz devamlı dalgalanır… Atomlar devamlı döner…
En seçkin varlık olan insan, bu faaliyet ve hareketliliğin dışında kalamaz. Cihad, bu faaliyet ve hareketliliğin Allah yolunda yönlendirilmiş şeklidir. Namaz, oruç farz kılındığı gibi, cihad da farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerîm’de cihad çerçevesinde değerlendirilebilecek yüzlerce ayetin bulunması, cihadın önemini açıkça isbat eder.
Cihadı emreden Kur’an ayetleri, cihadın nasıl yapılacağını da gösterir. Geçmiş milletlerin kıssalarından tablolar sunarak günümüze ışık tutar. “Onların bu kıssalarında, akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır” der.1
Zaten “geçmiş, geleceğin aynasıdır.” Mesela, zulmü ve despotluğu temsil eden Firavun’la, zulme karşı direnişi ve adaleti temsil eden Hz. Musa örneğini, hemen her toplumda görmek mümkündür.
Kur’an-ı Kerîm, Hz. Peygamber devrinde yaşanan olaylara da yer verir. Mesela, Enfal Sûresi, yetmiş beş ayetiyle Bedir Savaşını anlatır. Âl-i İmran Sûresinde, yüz yirmi birinci ayetten itibaren altmış ayet Uhud Savaşından bahseder. Ahzab Sûresinde dokuzuncu ayetten itibaren on dokuz ayet Hendek Savaşını tasvîr eder. Yirmi dokuz ayetten müteşekkil Fetih Sûresi, Hudeybiye Barışı münasebetiyle inmiştir. Tevbe Sûresinde otuz sekizinci ayetten sûre sonuna kadar doksan bir ayet, Tebük Seferiyle alakalıdır…
Çalışmamızda konuları ele alırken Kur’an merkezli olarak cihadın “saadet asrı boyutunu” sunmaya ve oradan günümüze gelip ilgili nassları doğru bir şekilde yorumlamaya çalıştık. Geçmişe bakarken, geçmişte yaşanan olaylardan günümüze dersler ve ibretler görmeye gayret ettik. Konuları takdîm ederken, ayrıntıda boğulmamaya özen gösterdik.
Ayrıca, cihad ve savaşın meselelerini her birini yerinde sunmaya çalıştık. Mesela “savaş ve esir” konusunu Bedir esirlerini anlatan âyetlere geldiğimizde ele aldık. “Şehid” konusunu Uhud şehitlerine geldiğimizde değerlendirdik. “İslam ve barış” konusunu Hudeybiye Barışını anlatan âyetler münasebetiyle anlattık…
Çalışmamız “Giriş” ve “Dört bölüm” halinde tasnif edilmiştir.
Giriş kısmında “CİHAD MESELELERİ” başlığıyla cihad nedir, cihad-savaş farkı, cihadın hükmü, cihadın kısımları, cihad konusunda uç fikirler, cihad ve terör, haricilik zihniyeti, cihad ve hoşgörü gibi başlıklar altında cihad konusunu netleştirdik, devamında ise savaşla ilgili konuları tahlil ettik.
I. Bölüm’de “İSLÂM ÖNCESİ İMAN – KÜFÜR MÜCADELESİ” başlığı altında cihadın asr-ı saadete kadarki zaman boyutunda tarihi seyrini görmeye çalıştık. Bu bağlamda Hz. Âdem’in iki oğlunun sonraki insanların mücadelelerine örnek olan durumunu inceledik. Hz. Musa’nın Firavunla yaptığı mücadeleyi ele aldık. Hz. Yusuf’un hem nefisle hem de kötülüklerle mücadeleyle geçen ibretli hayatına baktık. Ashab-ı Kehf’in zalim hükümdar karşısında hak ve hakikati haykırmalarını örnek bir kıyam olarak gördük. Cihangir bir hükümdar olan Zülkarneynin dünyanın doğusuna, batısına seferler düzenlerken gittiği yerlere nasıl adalet götürdüğünü hayretle ve hayranlıkla seyrettik.
II. Bölüm’de “Hz. PEYGAMBER DÖNEMİNDE CİHAD” başlığı altında Hz. Peygamberin bütün zamanlara örnek olan cihadını değerlendirdik. Cihadın Mekke ve Medine şartlarına göre değişen görünümlerine dikkat çektik. Yeri geldiğinde yapılan bir hicretin de cihad olduğunu, böyle bir hicretin “bir kaçış değil bir arayış” olduğunu anlattık. Medine ortamında ortaya çıkan münafıklarla nasıl cihad edildiğini, o bölgede bulunan ehl-i kitapla nasıl mücadele yapıldığını görmeye gayret ettik. Ayrıca Kur’an merkezli olarak Bedir, Uhud, Hendek, Huneyn savaşlarına baktık, Fetih Sûresi penceresinden Hudeybiye Barışını seyrettik. Tebük Seferiyle insan karakterlerinin nasıl böyle zor ortamlarda ortaya çıktığını müşahede ettik. Ayrıca son kısımda “günümüzde cihad nasıl olmalı?” sorusuna cevap bulmaya çalıştık.
III. Bölüm’de “GÜNÜMÜZDE CİHAD” başlığıyla günümüz insanının nasıl cihad etmesi gerektiğini inceledik. İlgili nassların aktüel yorumunu yapmaya çalıştık.
IV. Bölüm’de “CİHADLA İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR”a yer verdik. Bu soruların bir kısmı konular işlenirken zaten cevaplandırılmış olmakla beraber, bu kısımda konunun ya başka yönleri de nazara verilmiş, ya da ikna edici veya susturucu cevaplar olmasına özen gösterilmiştir. Çalışmamızın en zevkli bölümünün bu kısmı olduğunu düşünüyoruz.
Bütün bunları yaparken geçmişten günümüze baktık, “anlaşılır bir üslupla anlatmayı” prensip edindik. Sadelik içinde derinliği yakalamaya çalıştık.
Allah’ın dinini bütün insanlığa ulaştırmayı hayatının gayesi edinen ve edinecek olan insanımıza ve özellikle de yeni neslimize faydalı olması dileğiyle…
Şadi EREN – 2020
