Namaz, oruç, farz olduğu gibi, Allah yolunda malıyla ve canıyla cihad etmek, gayret göstermek de bir vazifedir. Cihaddan gaye, Allah’ın dinini hâkim kılmak, insanlığı putlar ve tağutlardan kurtarmak, yeryüzünden her türlü fitne, zulüm ve kaosu kaldırıp evrensel bir barışı sağlamaktır.
Gelen ayet, cihadın özellikle zulmün önlenmesi gayesiyle alakalıdır:
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَص۪يرًاۜ
“Size ne oluyor ki, zulme maruz kalıp ‘Ya Rabbena, bizi halkı zalim olan şu beldeden çıkar. Kendi nezdinden bize bir veli/idareci ver. Yine kendi nezdinden bize bir yardımcı yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?”1
Ayet, Medine’ye hicretten aciz kalan erkek, kadın ve çocukların içler acısı tablosunu çizmektedir. Öyle ki, duadan başka yapacak şeyleri kalmamıştır.
Ayette, mazlumları zulümden kurtarmak için cihada teşvik vardır. Şu mesaj verilmektedir: “Cihadı terkte size hiçbir özür yoktur. Bir kısım din kardeşleriniz zalimlerin zulmü altında inlerken, siz rahat döşeğinizde yatamaz, keyfinize bakamazsınız.”
Bütün Müslümanlar bir vücudun azaları gibi birbiriyle alakadar ve münasebettardır. İman cevheri bunu gerektirir. Böyle bir iman, “başkalarının elemini ruhunda duymak, onların lezzetleriyle lezzetlenmek” gibi ulvî duygular kazandırır. Kişi, böyle bir ruh haliyle, bütün İslâm âlemini kendi evi, bütün vatan evladını kendi çocuğu gibi görebilir, onların saadetleriyle mesut, elemleriyle müteellim olabilir.
Said Nursî’nin şu ifadeleri bu bağlamda bizlere güzel bir ufuk açar:
“Bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir. Kimin himmeti nefsi ise, o masum olmayan canî bir hayvan olur. Bir şey elinden gelmese, hakikî özrü olsa müstesna.”2
1 Nisa, 75
2 Nursi, Asar-ı Bediiyye, İttihad Yayıncılık, İst. 2002, s. 460-461
