Hz. Ali, duanın bazı sırlarını beyan sadedinde şöyle der:
“Bil ki: Göklerin ve yerin hazineleri elinde olan Allah kendisine dua etmene izin verdi, duana icabet etmeyi de tekeffül etti.
Sana O’ndan istemeni emretti, ta ki versin, merhamet dilemeni istedi, ta ki merhamet etsin.
Seninle O’nun arasında, O’na ulaşmana engel olacak bir vasıta kılmadı.
Huzurunda bir şefaatçi bulmaya seni zorlamadı.
Kötü bir şey yapsan, tevbeden seni menetmedi.
Cezalandırma hususunda acele etmedi.
Hatayı tekrarlayıp tekrar tevbe ettiğinde seni ayıplamadı.
Rezil olmayı hak ettiğinde seni rezil kılmadı.
Tevbeleri kabulde zorluk çıkarmadı.
Günahından dolayı çetin sorgulama yapmadı.
Rahmetinden seni ümitsiz kılmadı.
Aksine, günahtan sıyrılmanı bir hasene eyledi. Seyyieni bir, haseneni ise on saydı.
Sana tevbe ve rıza kapısını açtı. Öyle ki, O’na nida ettiğinde nidanı işitti. Sessiz yalvardığında münacatını bildi.
Sen O’na içindekileri bildirdin, dertlerini şikâyet ettin. Kederlerini gidermesini istedin, işlerin hususunda yardım diledin. Uzun ömür, beden sağlığı ve rızık bolluğu gibi, O’ndan başkasının veremeyeceği şeyleri, O’nun rahmet hazinesinden istedin.
O, hazinelerinin anahtarlarını, O’ndan istemen şeklinde senin iki elinde kıldı.
Artık dilediğin zaman, dua ile nimet kapılarının açılmasını, rahmetinin sağanak sağanak inmesini talep edersin.
Sakın sakın O’nun icabetinin gecikmesi seni ümitsizliğe sevk etmesin. Çünkü ilâhi ihsan, niyet miktarıncadır. Olur ki, sana icabetin gecikmesi sevabının daha fazla olması ve istenenden daha fazlasının verilmesi içindir.
Ayrıca, olur ki istediğin şey aynen sana verilmez, ama er veya geç ondan daha hayırlısı sana verilir. Veya hiçbir şey verilmez, hâlbuki bu senin için daha hayırlıdır. Talep ettiğin nice şey vardır ki, şayet sana verilse dinen helâk olmana yol açacaktır. Öyleyse Allahtan istediğin şeyin, güzelliği daimi olsun, vebali de uzak kalsın.
Mala gelince, ne o seninle baki kalır, ne de sen onunla daimi olursun.”1
1 Şerif Radî, Nehcü’l- Belâğa, Müessesetü’l- Mearif, Beyrut. s. 581-582
