BEDİR SAVAŞI

Bedir, Müslümanların ilk büyük savaşıdır. Bir var olma veya yok olma mücadelesidir. Bu yönüyle o, İslâm tarihinin mühim dönemeçlerinden biridir. Önemine binaen, Kur’an-ı Kerîm bunu müstakil bir sûreyle ele almıştır. Enfal Sûresi, baştan sona Bedir’den bahsetmektedir. Fakat bu bahsediş, bir tarih veya bir siyer kitabının bir olayı ele alışı şeklinde değildir. Bu sûrede yer, zaman, her iki tarafın sayısı… gibi hususlara yer verilmez, ama meydana gelen olayların yorumları yapılır. O olaylar vesilesiyle, yüksek hakikatler ifade edilir. Ehl-i İmana, bütün devirlerde tazeliğini koruyacak mühim mesajlar verilir.

Âyetleri daha iyi anlayabilmemiz için, bu savaşla ilgili tarihi bilgileri de bilmemizde elbette yararlar vardır. Olaylar, ana hatlarıyla şöyle gelişir:

Kureyş, Ebu Süfyan önderliğinde Şam’a bir ticaret kervanı gönderir. Bu kervandan elde ettikleri kazançla silah almayı, Medine’ye saldırıp Müslümanları imha etmeyi planlamaktadırlar. Hz. Peygamber, kervanın Şam’dan ayrıldığını haber alınca, 310 küsur sahabeyle, bu kervanı ele geçirmek niyetiyle yola çıkar. Ebu Süfyan, durumu öğrenir. Yolunu değiştirip deniz tarafından Mekke’ye dolanır. Bu arada, Mekke’yi durumdan haberdar eder. Bu haber üzerine, Ebu Cehl’in önderliğinde 1000 kadar kişi yola koyulur. Ebu Süfyan’dan gelen ikinci bir haber, kervanın kurtulduğu şeklindedir. Fakat Ebu Cehil geriye dönmez. Müslümanlarla savaş için yola devam eder. Yapılan savaşta, Ebu Cehil başta olmak üzere, müşriklerin önde gelenlerinden 70 kişi hayatını kaybeder, bir o kadarı esir edilir. Müslümanlar, büyük bir zafer ve hayli ganimet elde ederler.1

Bazı çevreler, Hz. Peygamber’in Kureyş kervanını ele geçirmek niyetiyle yola çıkışını, -haşa- bir tür çapulculuk olarak göstermek isterler. Hâlbuki ne Kureyş’liler masum, ne de hücum edenler çetedir.2 Müslümanları yok etmek isteyen bir grubun, ekonomik ve askeri yönden güçlenmesini önlemek niyetiyle böyle bir sefer yapılmış, neticede savaş olmuştur.

Savaşın ayrıntılarına girmeden önce, Mekke döneminde nazil olan ayetlerde, ilerde gerçekleşecek Bedir Zaferi’ne bazı işaretler olduğuna dikkat çekmek istiyoruz. Şöyle ki:

1- “Yoksa onlar, ‘biz yenilmez bir topluluğuz’ mu diyorlar? Onların topluluğu yakında hezimete uğrayacak, arkalarını dönüp kaçacaklar. Doğrusu onların asıl azap zamanı, kıyamettir. Kıyamet (azabı), daha dehşetli ve daha acıdır.”3

Bu ayetler, müşriklerin hezimete uğrayacağı bir günü haber vermektedir. Bu gaybî haber, Bedir’de gerçekleşmiştir. Hatta Hz. Ömer şöyle der: “Bu ayetler indiğinde, bunlardan muradın ne olduğunu bilmezdim. Bedir günü, Rasulullah’ın zırhını giyip bu ayetleri okuduğunu görünce, muradın ne olduğunu anladım.”4 Ayetler, onların bu dünyevi cezalarının yanında, daha büyük ve şiddetli azaplarının kıyamette olacağına da dikkat çekmektedir.

2- Duhan Sûresinin 10-16. ayetleri de, pek çok tefsirde işaret edildiği gibi, bir cihetten Bedir Zaferiyle alakalıdır. Şöyle ki: Kureyş kavmi, Hz. Peygamber’e şiddetli muhalefet ettiğinde, Rasulullah, onlara beddua eder. Bu beddua neticesinde, şiddetli bir kıtlık başlar. Akılları başlarına gelir gibi olur. Rasulullah dua eder, yağmurlar yağmaya başlar. O zaman, tekrar eski hallerine dönerler. Cenab-ı Hak, “büyük bir şiddetle çarpacağımız gün, biz intikamımızı alırız” ayetiyle, onların çarpılacakları güne işaret eder.5 Nitekim Bedir günü bu İlâhî vaad gerçekleşir.6

3- Rum Sûresinin başında, Bizans’ın, İranlı’lar karşısında mağlup olduğu, fakat “bid’a sinin” içinde (10 yıla kadar) galip gelecekleri anlatılıp, peşinden “o gün mü’minler Allah’ın zafer vermesiyle sevinecekler. O, dilediğine zafer verir…” denilir.7 Nitekim Bedir Zaferi ehl-i Kitap Bizans’ın, Mecusî İranlılara galip geldiği döneme tevafuk etmiştir.8

Bedir Zaferi’ne işaret eden bu Mekkî ayetlere temastan sonra, şimdi de, ayetlerin ışığında bu savaşı daha yakından görmeye çalışalım:

Şam’dan gelen kervanı ele geçirmek niyetiyle yola çıkan Müslümanlar, kervanın yol değiştirmesiyle yeni bir durumla karşılaşırlar: Kendilerinden sayıca üç kat fazla olan Mekke müşrikleriyle savaşmak… Bazı mü’minler, bundan hoşlanmazlar. Çünkü hem sayı ve silahça az, hem de yayadırlar. Sadece iki ata sahiptirler.

Cenab-ı Hak, bu duruma şöyle işaret eder:

“…Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkarmıştı. Mü’minlerden bir topluluk ise, hoşlanmıyorlardı. Hak ortaya çıktıktan (savaş olacağı anlaşıldıktan) sonra, sanki göz göre göre ölüme götürülüyor gibi seninle mücadele ediyorlardı.”9

Hz. Peygamber, savaş öncesi meşveret eder. Bazıları kervanın peşinde gitme fikrindedirler. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Mikdad, Sa’d Bin Muaz gibi zatların “savaşalım Ya Rasulullah” demeleriyle, savaş kararı alınır.10

“O vakit Allah iki taifeden birini size va’dediyordu. (Ya kervan, ya da silahlı ordu). Siz de, kuvveti olmayanın (kolay mağlup edilebilecek kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Hâlbuki Allah, kelimatıyla hakkı gerçekleştirmeyi ve kâfirlerin arkasını kesmeyi diliyordu. Şüphesiz Allah, -mücrimler hoşlanmasa da-, hakkı gerçekleştirecek, batılı ibtal edecektir.”11

Sebepler açısından baktığımızda, Mekke müşriklerinin galip gelmesi gerekirdi. Çünkü sayıca ve silahça çok üstündüler.

Hz. Peygamber, savaş öncesinde şöyle yalvarır: “Allahım, bana olan va’dini göster. Allahım, bu Müslüman topluluk helak olursa, artık yeryüzünde sana ibadet edilmez!”

Öyle kendinden geçmiş bir şekilde dua etmektedir ki, omuzundan ridası düşer. Hz. Ebu Bekir, ridayı Rasulullah’ın omuzuna bırakıp, “Ya Rasulullah yetişir Rabbine münacatın, der. Elbette O, sana olan va’dini ifa edecektir.”12 Şu ayetler, savaş öncesindeki bu hale işaret eder:

“O vakit siz, Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ‘art arda bin melekle size yardım edeceğim’ diye icabet etti. Allah bunu, ‘ancak size bir müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın’ diye yaptı. Yoksa yardım (zafer) ancak Allah’tandır. Şüphesiz Allah, Azîz’dir- Hakîm’dir. (Hükmünde galiptir, hikmet sahibidir.)13

1 Bkz. İbn Kesîr, III, 554; Râzî, XV, 126

2 Hamidullah, Hz. Peygamberin Savaşları, s. 65

3 Kamer, 44-46

4 Beydâvî, II, 449; Nesefi, IV, 206

5 Duhan, 16

6 Buharî, Tefsir, 44/2; Nesefi, IV, 128; Yazır, VI, 4297-4298

7 Rum, 4-5

8 Zerkanî, II, 334; İbn Kesîr, VI, 310. Bu günün Hudeybiye’ye tevafuk ettiğini söyleyenler de vardır. İbn Abbas, Sevrî, Süddî gibi zatlar, Bedir olarak; İkrime, Zührî, Katade gibi zatlar ise, Hudeybiye şeklinde açıklamışlardır. İbn Kesîr, VI, 310

9 Enfal, 5-6

10 Râzî, XV, 127; Nesefi, II, 95

11 Enfal, 7-8

12 Müslim, Cihad, 58

13 Enfal, 9-10

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir