Savaş, bir takım ön hazırlıkları, tedbirleri gerekli kılar. “İhtiyatlı olunuz !”1 ayeti, bu noktada bize yol gösterir. Hamdi Yazır, ayetin açıklamasında şöyle der: Uyanık, ihtiyatlı bulununuz. Düşmandan sakınacak maddî-manevi sebep ve vesilelerinizi ittihaz ediniz. Silahınızı alınız.2
Şu ayet, Müslümanları kuvvetli olmaya çağırır:
“Onlar (düşmanlar) için gücünüzün yettiğince kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Bununla Allah düşmanını, sizin düşmanınızı ve Allah’ın bilip de sizin bilmediğiniz düşmanlarınızı korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, asla haksızlığa uğratılmazsınız.”3
Hz. Peygamber, ayetteki “kuvvet” ifadesini, “dikkat edin, kuvvet atmaktır!” şeklinde açıklar. Ayrıca bu cümleyi üç defa tekrar ederek kuvvetli bir vurgu yapar.4 Şüphesiz bu açıklama, kuvvetin büyük ölçüde atmaya dayanması noktasındandır.5 Rasulullah devrindeki ok-mızrak, mancınık atmak, bugün yerini bombalara, füzelere bırakmıştır. Bugünün savaşlarında da, daha iyi atan savaşı kazanmaktadır.
Rasulullah, ayrıca “atmak” hususunda ümmetini teşvik etmiştir. Bir gün Eslem kabilesinden ok yarışı yapan bir gruba uğrar. “Atın ey İsmail oğulları, der. Atanız da iyi ok atardı. Atın, ben de falan tarafı tutuyorum.” Bunun üzerine diğer taraf yarıştan vazgeçer. Rasulullah, “niçin atmıyorsunuz?” deyince, “Ya Rasulullah, derler. Siz onları tutarken biz nasıl atalım?” Bunun üzerine Rasulullah, “haydi atın, der. Ben hepinizdenim.”6
Rasulullah, kendi devrinin şartlarına göre ok-mızrak atımını teşvîk etmiştir. Rasulullah’ın methine mazhar olan Fatih Sultan Mehmet, O’nun “kuvvet atmaktır” sözünden ilhamla devrinin en ileri silahı olan şahi topları döktürmüş, İstanbul’un aşılmaz sanılan surlarını bunlarla aşmıştır.
Günümüzde, hedefe kilitlenmiş füzeleri, bir anda bir beldeyi mahvedebilen bombaları yapan Batı, Rasulullah’ın hadisini ve ayette emredilen “kuvvet hazırlamayı” Müslümanlardan daha iyi anlamış görülüyorlar!? Zira İslâm âlemi, hala birbirine “laf atmakla” meşgul!
Üstteki ayet, savaş atları hazırlamamızı da emreder. Âdiyât Sûresinin baş kısmında, savaş atlarına kasem vardır. Cenab-ı Hak, atlara yemin ederek, onların önemine dikkat çekmiştir.7 Şöyle ki:
“Andolsun koştukça koşanlara…”
“Derken kıvılcımlar saçanlara…”
“Ardından sabah vakti düşmana dalanlara…”
“Böylece tozu dumana katanlara…”
“Derken bir topluluğun ortasına dalanlara…”8
Rasulullah, atı şöyle medheder: “Kıyamete kadar atın alnında hayır düğümlenmiştir.9 (Yani, atta devamlı hayır vardır).
Ayette geçen savaş atları, günümüz şartlarında mekanik savaş atlarını da içine alır. Üzerine binilip savaşa gidilen tren, otomobil, tank, uçak gibi vasıtaların hepsi ayetin şümulünde dâhildir.
Ayette “ok-mızrak hazırlayın” denilmeyip, “kuvvet hazırlayın!” denilmesi; fikrî, bedenî, ilmî, maddî ve manevî her türlü kuvvet vesilesini ifade eder ve her türlü silahı içine alır.10 Böyle bir kuvvet, caydırıcı bir rol oynayacaktır. Ayette, “bu kuvvetle onları imha edersiniz” denilmeyip, “bununla düşmanlarınızı korkutursunuz” denilmesi, bu noktaya işaret eder.11
Böyle bir kuvvet, düşmanları sindirecek, zalimleri zulmünden vazgeçirecek, Allah’ın dinini her tarafa ulaştırmada ve yeryüzünden her türlü fitneyi kaldırmada önemli rol oynayacaktır.12 Zira yiğitlik vuruştan ziyade duruştur! Duruşunu düzgün yapanlar, çoğu kere vurmaya ihtiyaç hissetmezler!
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Davud’a demirin yumuşatıldığı anlatılır.13 Hz. Davud, bir mu’cize olarak demire istediği şekli vermekte, bununla silah ve zırh yapmaktadır. Kur’an’ın 114 sûresinden birinin “demir” anlamındaki “Hadid” olması da düşündürücüdür. Bu sûrede, demirle ilgili şu ayet vardır:
“Demiri indirdik. Onda kuvvetli bir sertlik ve insanlara bir takım menfaatler vardır.”14
Dikkat edilirse, günümüz savaş sanayii demir üzerine kuruludur. Kur’an-ı Kerîm’de böyle talimatlar ve böyle işaretler varken, Müslümanların bu hakikatlerden gafil kalması; gayr-i Müslimlerin ise bu hakikatlere sahip çıkması, ibretle düşünülmesi gereken bir olaydır. “Ben Müslümanım” diyenler, okudukları Kur’an’da yer alan emirleri iyi bilmek ve ona göre yaşamak zorundadır. Yoksa ehl-i hak iken, şu dünyada ehl-i batıla mağlup olmaları kaçınılmaz olacaktır. Son iki yüz yıllık dönem, söylediklerimizin isbatıdır.
Mezkûr ayet vesilesiyle, bir yaramıza parmak bastıktan sonra “savaş ve tedbir” konumuza devam edelim.
Şu tedbirlere riayet etmek yerinde olacaktır:
1- Âdetullah’a Uymak.
Cenab-ı Hakk’ın insanlık âlemi için koyduğu kanunlar vardır. Mesela, çalışan kazanır. Sabreden başarır. Tembel havasını alır. Acele eden, yolda kalır… Hak davanın mensubu olmak, savaşta kazanmak için yeterli değildir. Nitekim Allah’ın en sevgili kulu, en büyük insan Hz. Muhammed (asm), Allah’a tevekkülle beraber, sebeplere yapışmaktan geri kalmamıştır. Mesela, Uhud’da iki zırh giymiş,15 Hendek Savaşında hendek kazmış, sipere girmiştir…
2. Sır Tutmasını Bilmek
Hz. Peygamber, Tebük Seferi dışındaki bütün savaşlarında hedefin neresi olduğunu önceden belirtmemiş, kinayeli ve tevriyeli ifadeler kullanarak düşmanı yanıltmıştır.16 “Sizden olmayanlardan sırdaş edinmeyin” ayeti, bu konuda bize yol göstermektedir.17
3. Her Şeyi Her Yerde Söylememek
Rasulullah döneminde çok hareketli günler yaşanmıştır. Müslümanlar Medine’ye hicret edince, kısmen emniyete kavuşmakla beraber, bütünüyle emniyette değillerdi. Her an Mekkelilerin saldırma ihtimali vardı. Halk arasında zaman zaman “geldiler, geliyorlar” şeklinde dedikodular yayılmaktaydı.18 İşte, şu ayet böyle durumlarda yapılması gerekeni ders verir bir ortamda nazil oldu:
“Onlara, emniyet veya korkuyla ilgili haber geldiğinde bunu hemen yaydılar. Hâlbuki onu, Peygamber’e ve aralarındaki ulu’l-emr olanlara (söz ve tedbir sahibi yetkililere) bildirselerdi, elbette onlar, yapılması gerekeni bilirlerdi.”19
Rasulullah’ın ifadesiyle, “kişinin her duyduğunu söylemesi, ona yalan olarak yeter.”20 Her duyulanın doğru olması mümkün olmadığı gibi, her duyulanı hemen her yerde söylemek de uygun değildir. Bediüzzaman, bunu şöyle ifade eder:
“Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir.”21
Üstte zikrettiğimiz ayette, gazetecilerin de hallerine temas eden bir ihtar vardır.22 Devlet sırrı olabilecek bir haberi, haber olarak geçmek gazetecilik açısından cazip olabilir. Ama bu haberi yaymak, düşmanların işine yarayacaksa, neşredilmemesi uygundur. Ayrıca, henüz doğruluğu kesinleşmeyen bir haberi, kesinleşmiş gibi vermek, kişi haklarını ihlal olduğu gibi, bir kısım kargaşalara da sebebiyet verir. Bu noktada şu ayetin uyarısı son derece manidardır:
“Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da, yaptığınıza pişman olursunuz.”23
Bu ayetin talimatından hareketle, iyi bir haber alma ağı kurulması lazım geldiğini söyleyebiliriz. Çökmek üzere olan bir devleti, otuz üç yıl toprak kaybettirmeden idare eden Abdülhamid’in bu başarısının esaslarından biri, istihbaratının iyi çalışması olduğu ifade edilmektedir. Günümüzde dünya çapındaki haber ajanslarının genelde gayr-i Müslimlerin elinde olduğu göz önüne alınırsa, bu sahada da yapılması gereken çok şeyler olduğu anlaşılacaktır.
4. Savaşın Kurallarını İyi Bilmek
Rasulullah, “savaş bir hiledir” buyurur.24 Rasulullah’ın bu sözünü “savaşta her türlü yalan, iftira gibi şeyler mubahtır” şeklinde anlamamak gerekir. Tarihen sabit olan odur ki, Rasulullah, asla yalana tevessül etmemiştir.25 Ama düşmanı aldatabilecek harb oyunlarını uygulamıştır. Başka yere sefer düzenliyormuş havası verip, asıl hedefine birden yönelmesi, Mekke’nin fethi öncesi, gece on bin yerde ateş yaktırması gibi durumlar buna örnek olarak verilebilir.26 Yine, savaşlarda uygulanan, bozguna uğramış gibi yapıp, “hilal taktiğiyle” düşmanı çember içine almak, soba borularını top gibi kale mazgallarına dizmek vb… hallerin hepsi “savaş bir hiledir” sözünün örnekleridir. Büyük günahlardan olan ve normal şartlarda bir müslümana asla yakışmayan yalanın savaşta caiz sayılmasını da bu bağlamda zikredebiliriz.27
5. Eleman Yetiştirmek
Savaşlarda galip gelmenin en sağlam yolu, kalifiye eleman yetiştirmektir. Kalbi imanla dolu, yüreği cesaret yüklü, fikri yüce ideallerin takipçisi, eli san’atında mahir bir topluluk, dünyanın en kuvvetli topluluğudur. Böyle bir topluluk, sayıca az da olsa, nice çok topluluklara galip gelir. “Nice az topluluk, -Allah’ın izniyle- nice çok topluluğa galip gelmiştir.”28 ayeti bir cihetten bu hakikati dile getirir. Bugün Amerika’yı ayakta tutan, sayıları elli bin civarında olduğu ifade edilen iyi yetiştirdikleri bir azınlıktır.
Rasulullah’ın kırk kişiyle dünyaya meydan okuması ve neticede galip gelmesi, eleman yetiştirmenin önemini gösterir.
1 Nisa, 71
2 Yazır, II, 1391
3 Enfal, 60
4 Ebu Davud, Cihad, 23; İbn Mâce, Cihad, 19
5 Ebu Bekir Cessas, Ahkâmu’l-Kur’an, Daru’l- Fikr, Beyrut, 1993, III, 102; Alusî, X, 25
6 Buharî, Cihad, 78
7 Râzî, XXXII, 64; Alûsî, XXX, 215
8 Âdiyât, 1-5
9 Buharî, Cihad, 43; Tirmizi, Cihad, 19; İbn Mâce, Cihad, 14
10 Râzî, XV, 185; Cessas, III, 102; Rıza, X, 69; Tabbera, s. 386; Abdülhalim Mahmud, el-Cihadu fi’l- İslâm, Daru’l-Mearif, Kahire, s. 17; Kâdiri, I, 516; Sabunî, Kabes, III, 161
11 Bilmen, III, 357; Tabbera, s. 386
12 Muhammed Şedid, el-Cihadu fi’l-İslâm, Müessesetu Risale, Beyrut, 1985, s. 119
13 Sebe, 10
14 Hadid, 25
15 Tirmizi, Cihad, 17; Ebu Davud, Cihad, 68; İbn Mâce, Cihad, 18
16 İbn Hişam, IV, 159
17 Âl-i İmran, 118
18 Bkz. Beydâvî, I, 227
19 Nisa, 83
20 Aclûnî, II, 113
21 Nursî, Mektubat, s. 265
22 Yazır, II, 1403
23 Hucurat, 6
24 Müslim, Cihad, 17; Tirmizi, Cihad, 5
25 Hamidullah, İslâm Peygamberi, II, 1039; Ahmet Çelebi, İslâm Düşüncesinde Cihad ve Savaş Siyaseti, Ter. Abdullah Kahraman, İz Yay. İst. 1994, s. 98; Zuhayli, s. 57-60
26 Azzam, s. 196
27 İbn Hanbel, VI, 454
28 Bakara, 249
