Kabirdekiler

Hz. Ali, bu konuda şöyle der:

Bineği gece ve gündüz olan biri, yerinde dursa bile yol alır, mukîm olsa bile mesafe kat eder.”1

Dünyadaki bu yolculuğun sonu mezarda biter. Mezaristan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi bir ülke ismidir. Hz. Ali, oradakilerin halini şöyle tasvir eder:

Onlar kabirlerine götürüldüler, ama atlarıyla gitmediler.

O kabirlerde konakladılar, ama bu bir ziyafete davet değildi.

Derken üzerlerindeki topraklar düzlendi.

Toprak onlara kefen oldu.2

Çürümüş kemikler de komşuları…

Orada birbirlerine komşu oldular, ama davet edene icabet edemezler.

Kendilerine zulmedilse, engel olamazlar.

Feryat edene aldırmazlar.

Yağmur yağsa sevinmezler.

Kıtlık olsa üzülmezler.

Orada topludurlar, ama tek tek yaşarlar.

Komşudurlar, ama birbirlerine uzaktırlar.

Yakındırlar, ama birbirlerini ziyaret edemezler.

Akrabadırlar, ama birbirlerine hal hatır soramazlar.

Yumuşaktırlar, artık öfkeleri yoktur.

Olup bitenden habersizdirler, artık kinleri ölmüştür.

Onların zararlarından korkulmaz.

Bir şeyi engellemeleri umulmaz.

Yerin altını üstüne, darlığını genişliğine, gurbeti ailelerine, zulmeti aydınlığa değiştiler. Cenab-ı Hakkın “İlk yaratmayı nasıl yaptıysak, öyle iade ederiz.”3 buyurduğu gibi, amelleriyle daimî hayata ve baki âleme doğru tıpkı dünyaya geldiklerindeki gibi yalınayak ve çıplak olarak gittiler.”4

1 Nehcül-Belağa, s. 584

2 Yani zamanla, kefenleri eskidi, toprak onları bir kefen gibi sardı.

3 Enbiya, 104

4 Nehcül-Belağa, s. 297

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir