Yiğit, yüce mefkûreler sahibidir.
İnsan, maddi bedeni itibariyle et ve kemiktir. Ama onun asıl büyüklüğü, engin ve zengin iç dünyası itibariyledir. Maddi bedenler arasındaki fark, çok da değildir. Ama insanların iç dünyalarındaki farklılıklar âdeta aşılmaz birer mesafedir.
İşte bir insanı diğerlerinden farklı kılan, onu yücelten ve yükselten en büyük artı değerlerden biri, onun yüce mefkûreler taşımasıdır. İnsanlar genelde bencil ve egoisttir. Ama kâmil kimseler, kendilerini aşıp topluma faydalı olmaya çalışırlar. Sıradan insanlar şahsi çıkarları için çalışır ter dökerken, kâmil kişiler toplumun refah ve saadetini düşünürler. Kendileri için değil, toplum için yaşarlar. Toplumun dünya ve ahiret saadeti için kendi rahatlarını bırakır, yılmak yorulmak bilmeden gece gündüz çalışırlar.
Said Nursi şöyle der:
“Bir gaye-i hayal olmazsa yahut nisyan basarsa, ya tenasi edilse; elbette zihinler enelere dönerler, etrafında gezerler.”1
Yani, insanın yüce bir ideali olmasa yahut unutsa, ya da unutmuş gibi hareket etse, zihinler “ben” merkezli düşünür, bencilleşir.
Artık o zaman kişi başkalarına faydalı olmayı düşünmek yerine, “benim evim, benim arabam, benim yazlığım…” tarzında kendine ait çıkarları düşünmeye başlar. Böyle biri gittikçe bencilleşir, “Rabbena, hep bana” demeye başlar.
1 Nursi, Sözler, 708
