İlâhî Kanunlar

Tabiat, İlâhî bir sanat eseridir. Tabiatta gördüğümüz kanunlar, Hamdi Yazır’ın ifadesiyle “tabiata hâkim olan, tabiatı mahkûm eden kanunlardır.” (IV, 2242-2243)

Bu kanunlar tabiatın malı olmayıp, İlâhî menşelidir.

Beşerin hakkı, gerek ilimde ve gerek dinde kanun koymak değil, Hakk’ın kanunlarını arayıp bulmak, keşfetmek ve ortaya çıkarmaktır. Âlimler mûcid değil, kâşif ve muzhirdirler.” (I, 126)

Yâni, tabiat bilginleri buldukları kanunların koyucusu değil, bulucusudurlar. Onları kendileri var etmemiş, Allah’ın var ettiği bu kanunları zamanla keşfetmişler, açığa çıkarmışlardır. Sözgelimi, Arşimet suyun kaldırma kuvvetini hissetmezden önce su yine kaldırıyordu. Newton yerçekimini bulmazdan önce yer yine çekiyordu.

Hamdi Yazır, bu konuda şu tesbitte bulunur:

Her küllî kanun, başlangıçta münferit bir harikanın tamimidir.” (II, 881)

Mesela, her insan anne-babadan dünyaya gelir. Ama başlangıç noktasına geldiğimizde Hz. Âdem ve Havva için böyle bir kanun yoktur, onlar doğrudan yaratılmışlardır. Keza, gezegenler yaratılmadan önce, gezegenler arası çekim kanunu söz konusu değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir