Bir araba için benzin ne ise, fert ve toplum için ümit odur. Gelecekten ümidini kesmiş fert ve toplumlar, ona hazırlanamazlar. Âdeta daha ölmeden ölümü tadarlar.
Hz. Musa, Firavun’un despot idaresi altında Beni İsrail’i yetiştirmeye, teşkilatlandırmaya çalışırken, Cenab-ı Hak, Mısır’da evler edinip buralarda toplanmalarını, ibadetlerini yapmalarını talimatını verir ve şunu emreder: “Mü’minleri müjdele!”1
Çok zor şartlarda yaşayan mü’minlere, istikbale yönelik müjdeler verilmesi, şüphesiz psiko-sosyolojik açıdan çok büyük bir önem taşımaktadır. Zira “başaracağız, istikbal bizim olacak, hürriyetimize kavuşacağız. Bu uğurda hayatını kaybedenler şehit olarak cennete gidecek, geride kalanlar da insanca yaşayacak…” tarzında müjdeler, insanları motive edecek, âdeta yeniden canlandıracaktır.
Fertlerin ve toplumun ıslahında ümit duygusu sihirli bir etkiye sahiptir. İyileşeceğine inanan bir hasta, emsaline göre daha çabuk iyileşir. Hastasına iyileşme ümidinin olmadığını söyleyen doktor, insan psikolojisinden nasibini almamış demektir. Onun gibi, konuşmalarında devamlı toplumun kötü yönlerini anlatan ve toplumun geleceğini karanlık gören insanlar, kitle psikolojisinden habersiz kimselerdir. Hz. Peygamber bunu şöyle ifade eder:
“Kim ‘insanlar helak oldu!’ derse, en felakette olan kendisidir.”2
“Eyvah battık, bittik” diyenler çevrelerine ümitsizlik telkin etmek suretiyle onları da batırırlar, ümitlerini söndürürler. Çevresine devamlı ümit telkin edenler ise, onları gayrete getirirler.
Bunları ifade ederken, “toplumdaki rezaletleri görmezden gelelim, her şeyi tozpembe görelim” demek istemiyoruz. Elbette, sosyal durum değerlendirilirken realist olmak gerektir. Fakat kitlelere durumu yansıtırken, devamlı menfilikleri ön plana çıkarmak o toplumu ümitsiz yapacak, şevkini söndürecektir. Nitekim günümüz medyası genelde felaket tellallığı yaptığından, toplumumuzda pek çok insan gördüklerinden, duyduklarından rahatsız olmakta, geleceğe yönelik ümit tomurcukları daha açmadan solmaktadır.
TV haberlerine dikkat ettiğimizde, cinayet, soygun, vurgun gibi olumsuz haberlerin ön planda olduğunu görürüz. Hâlbuki ülkemizde o gün sadece bu menfilikler yaşanmamıştır. Nice yeni işyerleri açılmış, nice binaların temelleri atılmış, nice başarılı projeler gerçekleştirilmiştir.
Haberleri izleyen bir vatandaş, bu kadar menfiliği bir arada görmekten dolayı, psikolojik bir gerilim içine girecektir. Kendi işlerini tam düzene koyamamış bu insan, birden ruhunda toplumun bütün meselelerini yığılmış bulacak ve muhtemelen bu ağır yükün altında ezilecektir. Son yıllarda toplumumuzda ve benzeri başka toplumlarda artan intihar olaylarının mühim bir sebebinin medyanın bu tür menfilikleri ön plana çıkarması olduğu kanaatindeyiz. Şüphesiz bu durum sadece intiharlar için olmayıp, sosyal çalkantılar, cinayetler için de geçerlidir. TV’den izlediği menfiliklerle ruhu hırçınlaşan nice insan, iş hayatında asabileşmekte, daha kırıcı olmakta, suça daha meyilli bulunmaktadır. Bu insanlar stresten kurtulmak için içki, kumar, eğlence türü şeylere yönelip, uyuşarak, gevşeyerek, unutarak… hayatını devam ettirmeye çalışmaktadırlar.
Gerekli kanuni düzenlemelerle medyanın felaket tellallığı yapması engellenebilir. Ayrıca toplumun önüne güzel idealler konularak geleceğe ümitle bakmaları sağlanabilir.
Öyle görülüyor ki, istikbal ona ümitle bakan ve hazırlananlarındır.
1 Yunus, 87
2 Müslim, Birr, 139
