Vicdan, ziyasını dinden alır, yoksa karanlıkta kalır.
İslâm’da belli bir kâr oranı yoktur. Bu oran, işten işe, maldan mala, çevreden çevreye değişiklik gösterebilir. Bunu belirleyecek olan vicdanlardır ve piyasanın işleyişidir. Peygamber Efendimiz, fiyatlara müdahale etmesi için başvuran sahabilere şöyle der:
“Şüphesiz fiyatları belirleyen, darlık ve bolluk veren, rızıklandıran Allah’tır. Ben sizden hiç kimsenin mal ve canına yapmış olduğum bir haksızlık sebebiyle, hakkını benden ister olduğu halde Rabbime varmak istemem.”1
Ancak zorunlu hallerde devlet narh uygulayabilir, yani fiyatlara müdahale ile onları sabitleştirebilir.
Devletin böyle bir belirlemeye gitmesine lüzum kalmadan fiyatları dengede tutacak esaslar vardır. Bu bağlamda şunları sayabiliriz:
– “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir.”2 gibi ayetler, İslâm toplumunda yaşayan mü’minleri aşırı kâr gibi durumlardan sakınmaya sevk eder.
-Alış verişlerde yalan, hile, aldatma, malın ayıbını gizleme gibi durumlar yasaklanmıştır.
– Arz – talep esasına göre serbest rekabet ortamında fiyatların fıtri bir seyir izlemesi esas alınmıştır.
– Fahiş kâr uygun görülmemiştir.
– Fahiş kârla satılan bir malı iade hakkı vardır.
1 Tirmizi, Büyu’, 73
2 Nisa, 29
