İnsan, sorumlu bir varlıktır. Büyük – küçük her yaptığından hesaba çekilecektir. Kur’ân-ı Kerim, pek çok ayetinde bu gerçeği bildirir. Mesela:
“Yoksa sizi abes olarak yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?”1
“İnsan başıboş bırakılacağını mı zannediyor?”2
“Her kim zerre miktar bir hayır işlerse onu görecek. Her kim de zerre miktar bir şer işlerse onu görecektir.”3
Gerçi insan şu dünyada başına gelen bir takım bela ve musibetlerle de yaptıklarının karşılığını zaman zaman görür. Fakat bu, haşrin o büyük mahkemesindeki tarzda inceden inceye bir hesaba çekilmek değildir. Hatta nice kâfir, şu dünyada ciddi bir bela ve musibet görmeden diğer âleme gidebilir. İşte bu noktada ayetlerden mülhem olarak şöyle denilmektedir: “Allah imhal etse de ihmal etmez.” Yani, Allah şu dünyada mühlet verir, hemen cezalandırmaz, hatta bu mühlet mahşere kadar uzayabilir. Ama eninde sonunda herkesi her yaptığından hesaba çekecek, layık olduğu karşılığı verecektir.
Şu ayet, haşmetli bir üslupla cin ve insin hesaba çekileceğini ilan eder:
“Yakında size zaman ayıracağız, ey sekelan!”4
Sekelan, ins ve cindir. Böyle denilmesi, bunların arzda ağır olmalarındandır. Tehdit edilen kimseye “sana zaman ayıracağım” denildiğinde ceza vermenin anlaşılması gibi, âyet istiare yoluyla tehdit ifade eder.
Aslında Allah’ın fariğ olacağı bir iş yoktur.5 Yani, bir işi bir başka işine engel değildir. Fakat ayetin üslubunda, “bütün işlerimi bitirip sana özel vakit ayıracağım” şeklinde bir tehdit manası vardır. Dünya bitecek, mahlûkatın işleri sona erecek, geriye sadece insanların hesabı kalacaktır.6 Cenab-ı Hakkın insanları şu dünyada hesaba çekmeyişi -haşa- aczinden değil, hikmetindendir. İmtihan esnasında yanlış cevap yazanlara müdahale edilmez. Herkesin ne yaptığı imtihan sonunda ortaya çıkar. Onun gibi, mahşerde herkese amel defteri verilecek, kimin ne yaptığı ortaya çıkacaktır. Kur’ân bunu şöyle bildirir:
“Biz onları mahşerde toplamış, kimseyi geri bırakmamışızdır. Saf saf (grup grup) Rabbine arz edilmişlerdir. (Onlara şöyle denir:) ‘İlk defa yarattığımız gibi işte bize geldiniz. Fakat siz, size bir hesap zamanı tayin etmeyeceğimizi sanmıştınız.’ Kitap (amel defterleri) ortaya konulmuştur. Artık o mücrimleri bulundukları durum sebebiyle titrer bir halde görürsün. Şöyle derler: ‘Yazıklar olsun bize, bu kitap ne acayip şey, ne küçük koymuş ne büyük, hepsini tek tek saymış.’ Böylece bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez.”7
Ayette ortaya konulduğu bildirilen kitap (amel defteri) bir başka ayette “konuşan bir kitap” olarak takdim edilir:
“Nezdimizde gerçeği konuşan bir kitap vardır. Onlara zulmedilmez.”8
Aslında kitap konuşmaz. Cenab-ı Hak bu kitabı (amel defterini), kendisinden doğru beyan sadır olan kimseye benzetmiştir.9
Şu ayetler, birer tablo halinde muhasebenin neticesini bildirir.
“O gün (Allaha) arzolunursunuz. Hiçbir haliniz gizli kalmaz. Kitabı sağından verilmiş olan der: ‘Gelin, okuyun kitabımı! Ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim!’ Kitabı solundan verilmiş olan ise der: Eyvah, keşke bana kitap verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Ne olurdu, ölümle her şey bitseydi. Malım bana bir fayda vermedi, saltanatım mahvoldu gitti.”10
Ayetin çizdiği tablonun pek çok numunelerini şu dünyada karne günlerinde görmek mümkündür. O günlerde, notları iyi olan öğrenciler sevinçten âdeta uçarken, notları zayıf olanlara ise dünya dar gelmektedir.
Şu ayet de, günün dehşetini tasvir eder:
“Sen onları Rab’lerinin huzurunda durduruldukları gün bir görsen! Allah, ‘nasıl! diyecek, şu gördüğünüz hak değil mi imiş?’ ‘Rabbimiz hakkı için, evet hak!’ diyecekler. Allah, ‘o halde küfrünüze ceza olarak tadın azabı!’ diyecek. Gerçekten de, Allah’a kavuşmayı yalanlayanlar hüsranda kaldı. Nihayet ansızın saat geldiğinde ‘Dünyada eksik bıraktıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize!’ derler. Bütün günahlarını sırtlarına yüklenmiş götürüyorlardır. Dikkat edin! Ne kötü yük götürüyorlar!”11
Ayet, Allah’a kavuşmayı inkâr edenlerin O’nun huzurundaki perişan vaziyetini çarpıcı bir şekilde ifade etmektedir. “Günahlarını sırtlarına yüklenip götürmeleri”, hem hakikat, hem de temsili bir istiare olarak değerlendirilmiştir.12
Ağır yük taşıyan hamalların durumu zihinlerde var olan bir manadır. Ayetin çizdiği tablo ise “günah hamallarını” bize anlatmaktadır.
Mealdeki “günahlar” ifadesi ayetin metninde “evzar” olarak geçer. “Evzar” kelimesi “vizr”in çoğuludur. Vizr, asıl olarak “ağır yük” demektir. Sahibine ağırlık verdiğinden dolayı günaha da “vizr” denilmiştir. Ayet, temsilî bir istiare olarak, günahların onlardan ayrılmayacağını bildirir. “Sırtlarında” denilmesi ise, kesbin elle olması misali, yük taşımanın sırtla yapılması sebebiyledir.13 Keza, ayet onların kötü hallerini, ayrıca günahlarından dolayı çekecekleri meşakkat, elem ve büyük cezaları beyan etmektedir.14
Manaların tecessümü, amellerin insana karşı gelmesi olayına şu hadiste de rastlamaktayız:
“Zalim biri ölüp kabrine girdiğinde, çirkin yüzlü, simsiyah, pis kokulu, üzerinde kötü elbiseler olan biri gelir. O zalim onu görünce dehşetle irkilir ve aralarında şu muhavere geçer:
-Yüzün ne kadar çirkin!
-Senin amelin de öyleydi.
-Ne kadar da pis kokuyorsun!
-Senin amelin de pis kokuyordu.
-Elbisen ne kadar kötü!
-Senin amelin de öyle kötüydü.
-Sen kimsin?
-Ben senin amelinim.
Böylece o kişi, kabirde ameliyle beraber kalır. Kıyamet günü o amel, ‘Dünyada ben seni lezzetler, şehvetlerle taşımıştım. Bugün ise sen beni taşıyacaksın’ der ve sırtına biner. Onu ateşe sokuncaya kadar sevkeder, götürür.”15
Bir ayette ise, hesap zamanının çetinliği, günahların orada insana nasıl yük olduğu şöyle ifade edilir:
“İnkâr edenler, iman etmiş olanlara ‘bizim yolumuza uyun, günahlarınızı yüklenelim’ derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Onlar yalancılardır. Bununla beraber, hem kendi ağırlıklarını hem de o ağırlıklarla beraber daha birçok hataları yüklenecekler ve kıyamet günü yaptıkları iftiralardan suale çekileceklerdir.”16
“Bizim yolumuza uyun, günahlarınızı yüklenelim” sözüne aldanan kimselerin günahlarından bir şey yüklenemezler. Onların yoluna uyanlar, bu uymanın vebalini kendileri çekerler. Çünkü “suçun şahsiliği” esastır. Halk ifadesiyle “Her koyun kendi bacağından asılır.” Ama onları saptıran kimseler kendi günahlarıyla beraber, onları saptırma günahının yükünü de taşımaya mecbur olurlar. Çünkü “sebep olan yapmış gibidir.”
Ayette günahlar ağırlıklara benzetilmiştir. Çünkü günahların neticesi gayet ağırdır, rezil rüsvay edicidir.17
“Bütün sırların ortaya döküleceği gün, o insana ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı…”18
ayeti, o günün bir başka vechesini ortaya koyar.
“O gün sâk açılacak, secdeye çağrılacaklar, fakat güçleri yetmeyecektir.”19
ayeti de üstteki manayla ilgili yorumlanmıştır.
Ayette ifade edilen “keşf-i sâk” o günün şiddetinin, zorluğunun temsilidir. Veya o gün işin aslı, hakikati ortaya çıkacağını beyan etmektedir. 20
Son olarak şu ayetle bahsi noktalamak istiyoruz:
“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından gafil sanma. O, onları gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne tehir eder. Öyle ki, başlarını dikerek koşacaklar. Bakışları kendilerine dönüp bakmaz ve kalpleri bomboştur.”21
Ayette belirtilen gün
– Muhasebe zamanı,
– Ehl-i cennet ve cehennemin birbirinden seçilip ayrılmaları zamanı,
– Kabirden kalkış zamanı şeklinde açıklanmıştır. Râzî, birinciyi tercih eder.22 Ancak, her birinde de, aynı dehşetin yaşanması elbette mümkündür.
“Kalbin boş olması” değişik şekillerde açıklanmıştır. “Filanın kalbi boştur.” ifadesi, o kalbin kuvvetsiz oluşunu anlatır. Kâfirler kıyamette öyle şeylerle karşılaşacaklar, öyle zorluklara muhatap olacaklardır ki, bunlardan dolayı kalpleri bomboş olacak, o kalplerdeki her türlü fikir ve hatıra âdeta silinecektir.23 Ayetin bu ifadesi, Türkçede “aklım başımdan gitti” cümlesiyle anlatılan durumun bir benzeridir.
Artık o kalplerde ne kuvvet, ne cür’et yoktur. Hayırdan, akıldan bomboştur.24 Her türlü rahmet ümidinden hâlîdir.25
Şiddetli bir darbeyle kafası karışan bilgisayar artık bir fonksiyon icra edemez hale gelir. Kıyametin ve hesabın dehşetinden o zalimlerin kalpleri artık çalışamaz, bir şey düşünemez ve hissedemez hale gelecektir. Düşünce ve duygu merkezi olan kalp çalışmayınca, şaşkın şaşkın etraflarına bakacaklar, kendilerini âdeta unutacaklardır.
1 Mü’minun, 115
2 Kıyame, 36
3 Zilzal, 7-8
4 Rahman, 31
5 Kurtubi, XVII, 110
6 Zemahşeri, IV, 47; Ebussuud, VIII, 181; Sabunî, III, 303
7 Kehf, 47-49
8 Mü’minun, 62
9 Râzî, XXIII, 108; Sabunî, II, 316
10 Hakka, 18-29
11 En’am, 30-31
12 Alûsî, VIII, 132
13 Kasımi, VI, 2286
14 Alûsî, VII, 132
15 Taberi, VII, 236; Alûsî, VII, 132
16 Ankebut, 12-13
17 Ebussuud VII, 33; Sabunî, II, 458
18 Tarık, 9-10
19 Kalem, 42
20 Beydâvî, II, 518
21 İbrahim, 42-43
22 Râzî, XIX, 142
23 Râzî, XIX, 141
24 Zemahşeri, II, 382-383
25 Alûsî, XIII, 247
