İlahi Yasaklarda Teşbih ve Temsil

1-Allah ve Rasulünün Önüne Geçmek

Ey iman edenler! Allah’ın ve Rasulünün önüne geçmeyin!”1

Ayette kitap ve sünnet esas alınmadan, herhangi bir mesele hakkında öne atılmaktan nehiy vardır. Öne geçme ve geçirme anlamına gelebilecek her türlü davranış yasaklanmıştır.2 Bu mana, temsili bir istiareyle ifade edilmiştir. Şöyle ki: Bir maslahat olmaksızın, yürüme esnasında hizmetçinin efendinin önüne geçmesi nasıl uygun değilse, Allah ve Rasulünün hükmünün önüne geçmek de öyle uygun değildir.3

Allah ve Rasulü bir mesele hakkında hüküm beyan etmişlerse, mü’minlere düşen “işittik, itaat ettik” demeleridir.4 Ortada ayet veya hadis varken o mesele hakkında mü’minlerin “bence” deme hakları yoktur. “Bence” denilecek yerler, ayet ve hadisin ya hüküm beyan etmedikleri veya beyan edilen hükmün yoruma açık olduğu durumlardır. “Bence” diyebilecek şahıslar ise, sahalarında uzman, dini iyi bilen seçkin kimselerdir.

2-Kabir Ehlinden Ümidi Kesmek

Ey iman edenler! Öyle bir kavmi dost tanımayın ki, Allah kendilerine gazap etmiş, kabir ehlinden kâfirlerin ümitsizliğe düştükleri gibi ümitsizliğe düşmüşlerdir.”5

Ayet, Allah’ın gazap ettiği kâfirleri dost tanımaktan nehyeder. Ayette geçen “min” harf-i cerri beyaniye veya ibtidaiye olabilir. Her iki durumda da sahih bir mana ifade eder. Şöyle ki:

“Min” beyaniye olunca ayet “Kabir ehlinden olan kâfirlerin ümitsizliği gibi…” manasını ifade eder. Çünkü ölmüş, kabre girmiş olan kâfirler cehennemdeki ebedi mevkilerini görmüş, ahiret nimetlerinden mahrumiyetleri ortaya çıkmış, ilerde bir şey kazanmak veya gerideki dirilerden bir imdat almak ihtimali kalmamış olduğundan her cihetle ümitleri kesilmiş, yeisleri tamamen gerçekleşmiş olur.

“Min” ibtidaiye olunca ise, ayet kâfirlerin kabir ehlinden ümit kesmiş olmalarını bildirir.6 Yani, kâfirlerin nazarında ölüm bir son olduğundan, onlar ölmüş olanlardan büsbütün ümitlerini kesmişlerdir.

Her iki manayı ayetin mealinden de hissetmek mümkündür.

3-Büktüğünü Söken Kadın

Birbirinizle ahit yaptığınızda Allah’ın ahdini yerine getirin ve sağlam olarak ettiğiniz yeminleri bozmayın! Nasıl olur ki, onlara Allah’ı kefil kılmıştınız? Şüphe yok ki Allah yaptıklarınızı bilir. İpliğini kat kat kuvvetle büktükten sonra söken kadın gibi olmayın…”7

Ayet-i Kerime, önce yapılan anlaşmalara bağlı kalmayı emretmekte, ardından bir darb-ı meselle bunu te’kid etmektedir. Burada, ahitleşmek ipliğin kuvvetle bükülmesine, ahde riayet etmemek ise bunun sökülmesine benzetilmiştir. Rivayete göre, aklı kıt yaşlı bir kadın gün boyunca ipliğini kuvvetle büker, akşam da bunları tekrar çözermiş. Ayet, bu darb-ı mesele işaretle, verilen sözden dönmenin akıllıca bir iş olmadığını beliğ bir üslupla ifade etmiştir.8

Bir de şu ilahi beyana bakalım:

Yeminlerinizi aranızda hile ve fesada vesile etmeyin ki, sonra sağlam basmışken ayak kayar…”9

Ayette geçen “ayağın kayması” afiyetten sonra belaya, nimetten sonra mihnete düşen kimse hakkında kullanılan bir meseldir.10 Türkçede de “falanın ayağı kaydı” şeklinde benzeri bir kullanım vardır. Ayet, yeminini hile ve fesada vesile edenin ayağının kayacağına işaret etmiştir. Böylece makul (akla yönelik) bir mana, hissî bir olayla te’kid edilmiştir.11

4-Ölü Eti Yemek

(Ey iman edenler!) Birbirinizi gıybet etmeyin. Sizden biri ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? Bakın tiksindiniz.”12

Ayet gıybetin kötülüğünü en etkili tarzda beyan etmektedir.

Gıybet, hadisin ifadesiyle “mü’min kardeşinin hoşlanmayacağı şekilde ardından konuşmaktır.”13 Onun gıyabında (yokluğunda) konuşulduğundan “gıybet” denilmiştir. Söylenen şeyler o şahısta varsa bu bir gıybet, şayet yoksa ayrıca bir iftiradır.14

Ayet-i Kerime, kişinin ardından yapılan gıybeti, ölü birinin etini yemeye benzetmiş, kurtlu bir cife halinde bulunan o etleri hırs ve iştiha ile seve seve yemek kabilinden bir canavarlık şeklinde tasvir etmiştir. Demek ki, gıybet öyle sefil bir canavarlık ve gıybet eden öyle alçak bir canavar mesabesindedir.15

Gıybetin tab’an, aklen, şer’an çirkinliğini anlatan bu ayette hayli tekidler vardır. Mesela,

-Takrir için yapılan istifham.

-Tamim için “sizden biri” denilmesi.

-Muhabbetin son derece kerih bir şeye talikı.

-Gıybetin insan eti yemekle temsili.

-Yenilenin ölü kardeşin eti olması.16

Said Nursî, ayetin mu’cizane altı tarzda gıybetten nefret ettirdiğini, zemmi zemmettiğini, gıybetten şiddetle sakındırdığını söyler. Şöyle ki:

1.İstifham hemzesiyle der: Acaba sual ve cevap mahalli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin bir şeyi anlamıyor?

2. “Sever mi” lafzıyla der: Acaba, sevmek ve nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever?

3. “Sizden biri” kelimesiyle der: Cemaatten hayatını alan sosyal ve medeni hayatınıza ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder?

4. “Ölü kardeşinin etini yemek” kelamıyla der: İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı diş ile parçalamayı yapıyorsunuz?

5. “Kardeşinin” kelimesiyle der: Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevisini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi azanızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?

6. “Ölü kardeşinin” kelamıyla der: Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşinize karşı etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?

Demek şu ayetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delaletiyle, zem ve gıybet; aklen, kalben, insaniyeten, vicdanen, fıtraten ve milliyeten mezmumdur.17

5-Şeytanın Adımları

“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın! Kim şeytanın adımlarına uyarsa (şunu bilsin ki) o hayâsızlığı ve kötü işleri emreder.18

Ayette şeytan yoluna sülûk, birisini adım adım izlemekle istiare edilmiştir.19 Şeytan, adım adım hedefine varmaya çalışır. Onun adımlarını izleyenler ona kul ve köle olmaktan kurtulamazlar. Ayette “hayâsızlığı ve kötü işleri emreder” denilmesi dikkat çekicidir. “Emreder” ifadesi, şeytanın sözüne uyanların ona memur olduklarına bir işarettir.20

6-Eli Boyna Asmak

Elini bağlayıp boynuna asma ve onu büsbütün de açma ki, melûm-mahsûr olmayasın!”21

Âyetteki melûm – mahsûr “kınanmış ve pişman olarak” anlamına gelir. Bunlar sırasıyla “Elini boynuna asıp bağlama.” ve “onu büsbütün de açma” ifadelerine bakar. Kişi cimrilik yaparsa kınanır, saçıp savurursa da pişman olarak oturur kalır.

Ayet-i kerime, cimrilikten ve israftan mehyeder. Bunu temsilî ifadelerle söyleyerek daha etkili bir anlatımda bulunur. Cimri kişi, eli boynuna bağlı kimseye, müsrif ise eli sonuna kadar açık olan kimseye benzetilmiştir.22 Türkçede kullanılan “eli sıkı” “eli açık” deyimleri de benzeri bir mana ifade eder.

1 Hucurat, 1

2 M. Zeki Duman, Kur’ân-ı Kerim’de Adab-ı Muaşeret, Tuğra Yay. İst. 1986, s. 47

3 Bkz. Alûsî, XVI, 132; Sabunî, III, 238

4 Bkz. Nur, 51

5 Mümtehine, 13

6 Zemahşeri, IV, 96; Kurtubi, XVIII, 50; Yazır, VII, 4921-4922

7 Nahl, 91-92

8 Bkz. Kurtubi, X, 112; Alûsî, XIV, 221

9 Nahl, 94

10 Râzî, XX, 110

11 Bkz. Sabunî, II, 145

12 Hucurat, 12

13 Müslim, Birr, 70; Tirmizi, Birr, 23; Darimi, Rikak, 6

14 Müslim, Birr, 70; Tirmizi, Birr, 23; Darimi, Rikak, 6

15 Yazır, VI, 4476

16 Beydâvî, II, 417-418; Ebussuud, VIII, 122

17 Bkz. Nursî, Mektubat, s. 275-276

18 Nur, 21. Ayrıca bkz. Bakara, 168, 208; En’am, 142

19 Sabunî, II, 338

20 Bkz. Yazır, I, 584

21 İsra, 29

22 Zemahşeri, II, 447; Sabunî, II, 162

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir