Kur’ân’ın Belağatı ve İ’cazı

Kur’ân, dibine erilmez, incileri tükenmez, acayibi bitmez bir denizdir.1 Kur’ânın i’cazının esası nazmıyla alakalıdır.2 Yani harflerinin, kelimelerinin, surelerinin birbirleriyle bütünlük arzetmesi, onda yer alan her şeyin bulunduğu yere tam uygunluk arzetmesidir. Kur’ânda her kelime, binanın tuğlaları gibi yerli yerine konulmuştur.3

Dokuma hususunda birinin elinde ipek, diğerinin elinde pamuk olan iki kişi yarıştırılmaz. Ancak her ikisinde aynı malzeme olursa yarışma söz konusudur. İşte Kur’ân, insanların kullandıkları kelimeleri kullanarak meydan okumuştur.4 Aynı kumaştan elbise diken iki terzi veya aynı hammaddelerden ilaç yapan iki eczacının ortaya koydukları eserlerdeki farklılık, kullandıkları malzemede değil, tarz ve modeldedir.5

Kelimeler, bazen muhataplarının kulaklarında çınlayan bir nağme, bazen ruhları canlandıran ve kalplerin hastalıklarını iyileştiren bir seher nesimidir. Bu tarz bir etki Kur’ânın ifadelerinde açıkça hissedilir… Ama nasıl ki güneşin ışığı ve harareti görülür, fakat mahiyeti bilinmez, onun gibi Kur’ânın da kalp ve ruhlarda etkisi açıkça hissedilmekle beraber, bunun kelimelerle anlatımı o kadar kolay olmamaktadır.6 Manadan anlamayan ümmî bir insan bile Kur’ân’ın lafızlarında insanı hayran bırakan bir akıcılık, bir fesahat olduğunu az çok hisseder. Şırıl şırıl akan sular misali Kur’ân’ın beyanı hoş bir şekilde akmakta, bülbülün seci’li nağmeleri misali insanı mestetmektedir. Lafzın ötesinde bir de manaya aşina olanlar, Kur’ân’daki beşer ötesi ifade karşısında genelde teslim olmaktadır.

Hz. Peygamberi davasından vazgeçirmek gayesiyle Kureyş’in elçisi olarak gelen Utbe Bin Rabia, Hz. Peygamberden dinlediği Kur’ân ayetleri karşısında âdeta bir başka Utbe olur. Döndüğünde kavmine der: Vallahi ben bugüne kadar böyle söz işitmedim. Bu sözler ne şiir, ne sihir, ne kehanet, Ey Kureyş! Gelin beni dinleyin, bu zâtı kendi haline bırakın. Eğer Arap ona galip gelirse, siz hiç bulaşmamış olursunuz. Eğer o galip gelirse, onun saltanatı sizin saltanatınız demektir. Onunla insanların en mutlusu olarak yaşarsınız.7

Hz. Ömer, Rasulullah’ı öldürmek niyetiyle yola çıkar. Kız kardeşinin evinde dinlediği “Taha” suresi, onu bir başka Ömer yapar, İslam’a teslim olur.8

Ashabıyla sabah namazını kılan Hz. Peygamberin okuduğu Kur’ân’ı işiten cin taifesinden bir grup, dinledikleri bu İlahî beyan karşısında hayran kalırlar. Kavimlerine döndüklerinde “Biz gerçekten acaip bir Kur’ân dinledik, rüşde erdiriyor. Biz de ona iman ettik…”9 demekten kendilerini alamazlar.10

Peygamberlere verilen kevnî mu’cizeler vardır. Fakat bunlar bir defa vuku’ bulur, tekerrür etmez.11 Hz. Peygambere de verilen pek çok kevnî mu’cize vardır. Bunlar muayyen vakitlerde, özel hallerde ve belli şahıslara gösterilmiştir. Kur’ân ise, umumi bir mu’cizedir. Bütün cin ve inse hitap eder. Hükmü bütün zamanlarda devam eder.12 O, Hz. Peygamberin ebedi ve en büyük mu’cizesidir.13

Kur’ânda yerine göre bir harf bile mu’cizedir. Çünkü o harf, bulunduğu kelimeyi, o da ayeti, ayet de pek çok ayetleri tutar.14

Ama burada şu noktayı göz ardı etmemek gerekir: Mu’cize olan tek başına o kelime veya harf değil, o kelimenin ve o harfin sûre içindeki konumudur. Yani nakışlı bir halıda küçük bir desenin büyük desen içindeki güzel konumu misal, o kelime veya harf bir nevi mu’cize olur. Yoksa aynı kelimeyi ve harfi diğer insanlar da kullanmaktadır.

Mesela, (Allah) Güneşi bir lamba yaptı”15 âyetinde Kur’ânın koca Güneşten “lamba” unvanıyla söz etmesi belâğat yönüyle son derece önemlidir ve gayet hârikadır. Ama tek başına kullanılan “lamba” kelimesi sıra dışı bir etkiye sahip değildir. Bir çocuk da bu kelimeyi günlük hayatta rahatlıkla kullanır.

Keza, Fatiha Sûresinde Allaha ibadetimizi takdimi ifade ederken “yalnızca Sana ibadet ederim” demek yerine “yalnızca Sana ibadet ederiz”16 denilmesi son derece inceliklidir ve engin ufuklara sevk edicidir. Ben’den biz’e geçişi sağlayan ve çoğul manası verdiren nun harfi bu noktada gayet önemlidir.17 Ama ona bu önemi verdiren, bu harfin bu muhteva içinde kullanılmasıdır.

Kur’ânın hangi cihetlerden mu’cize olduğu konusunda çeşitli açıklamalar yapılmıştır. Bunların başlıcaları şunlardır:

-Lafzındaki fesahat.

-Manasındaki belağat.

-Nazmındaki cezalet.

-Doğru gaybi haberleri.

-İhtiva etmiş olduğu ilimler.

-Hükümlerinde isabet.

-İşaret etmiş olduğu kevnî ilimler.18

İ’cazu’l- Kur’ân sahasında eser veren her zat belirtmiş olmamakla beraber, bazı müellifler Kur’ândaki teşbih ve temsilleri de onun i’caz cihetlerinden saymışlardır.19

Muallim Naci, Kur’ânın i’cazı hususunda şu mühim tesbitte bulunur:

“(Büleğa ve füseha) ne kadar i’caz bahsinde iktidar gösterirlerse, karşılarında Kur’ânın i’caz kuvveti o kadar büyür. Onlar bahislerinde ne kadar fikirlerini yükseltirlerse nazarlarında Kur’ân o kadar teali eder. Hayır, Kur’ânın i’caz kuvveti o kadar büyümez. Kur’ân o kadar teali etmez. Füsehaya, büleğaya öyle gelir. Kur’ân zaten beşerin hayaline sığmayacak derecede büyüktür. Yüksek fikirleri, yanında aşağı gösterecek mertebede yücedir.”20

Muallim Naci’nin bu ifadelerinden Kur’ânın yüce bir dağa benzetildiğini hissediyoruz. Uzaktan bakınca o dağ küçük zannedilir. Fakat yaklaştıkça büyüklüğü, ihtişamı çok bariz bir şekilde görülür. İşte, söz ustaları olan beliğ ve fasih zatlar, Kur’âna yaklaştıkça onun mu’cizeliğini daha yakından temaşa etmişlerdir.

1 Muhammed Ebu Şehbe, el-Medhal li Diraseti’l – Kur’âni’l – Kerim, Mektebetü’s- Sünne, Kahire, 1992, s. 5

2 Bkz. Abdülkahir Cürcani, Delailu’l- İ’caz, s. 398; Fethi Ahmed Amir, Fikretu’n – Nazm Beyne Vücuhi’l – İ’caz fi’l – Kur’ân’i – l Kerim, Mearif Yay., İskenderiye 1991, s. 46

3 Amir, s. 134. Ayrıca bkz, Mustafa Müslim, Mebahis fi İ’cazi’l – Kur’ân, Daru’l- Menara, Cidde, 1988, s. 126

4 Muhammed Mütevelli Şaravi, Kur’ân Mu’cizesi, Ter. Said Şimşek, Esra Yay. Konya, 1993, s. 62

5 Zerkani, II, 304- 305

6 Muhammed Ebu Zehra, el – Mu’cizetü’l – Kübra el – Kur’ân, Daru’l- Fikri’l – Arabi

s. 255

7 Abdülkahir Cürcani, er-Risaletu’ş- Şafiye, (Sülüsü’r- Resail fi İ’cazi’l- Kur’ân kitabı içinde), Daru’l- Mearif, Mısır 1968 s. 124

8 Hattabi, s.70

9 Cinn, 1-2

10 Bkz. Beydâvî, II, 533

11 Şaravi, s. 29

12 Bkz. Ebu Bekir Muhammed Bin Tayyib Bakıllani, İ’cazu’l- Kur’ân, Tahkik: İmadüddin Ahmed Haydar, el-Kütübü’s- Sikafiyye, 1991 s. 31

13 Amir, s. 234; Ebu Şehbe, s. 7

14 Mustafa Sadık Rafii, İ’cazu’l- Kur’ân, el-Mektebetü’t- Ticariyyeti’l- Kübra, Mısır, 1961 s. 240

15 Nuh, 16. Güneş dünyamızdan bir milyondan daha fazla büyük bir gök cismi olmakla beraber, o koca cismin “lamba” tabiriyle ifade edilmesi gerçekten son derece dikkat çekmektedir.

16 Fatiha, 4

17 Bkz. Nursi, Mektubat, s. 395 ve İşaratu’l- İ’caz, s. 44

18Bkz. Bakıllani, s. 57- 59; Ebu Abdullah Kurtubi, el-Cami li Ahkami’l-Kur’ân, Daru’l-Kütübi’l – İlmiyye, Beyrut, 1993 I, 52- 54; Abdülazim Zerkani, Menahilu’l – İrfan, Mısır, 1360 h, II, 331- 412; Rafii, s. 175; Muhammed Abdullah Draz, en-Nebeü’l- Azim, I, 81; Menna’ Kattan, Mebahis fi Ulumi’l- Kur’ân, Mektebetu’l- Mearif, Riyad, 1981, s. 262- 263

19Mesela, bkz. Ebu Zehra, s. 255; Kattan, s. 281; Nursî, Sözler, Sözler Yay. İst. 1987 s. 177

20 Muallim Naci, İ’caz-ı Kur’ân, Dersaadet, 1308 h. s. 5

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir