Şeytanla insan arasında ömür boyu sürecek bir mücadele söz konusudur. İnsanın kalbi, şeytan ve melek ilhamlarının çarpıştığı bir savaş alanı gibidir. Her insan, hemen her gün kendi içinde şeytanla defalarca meydan savaşları yaşar.
Cenab-ı Hak, şeytana bazı yetkiler vermiştir. Onun insanlarla mücadele isteğine karşı şöyle der:
“Onlardan gücünün yettiğini sesinle ürküt. Süvari ve piyadelerinle üzerlerine saldır. Mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaatte bulun. Fakat şeytan, ancak bir aldanış vaat eder.”1
Ayet, bir taarruz halini tasvir etmektedir. Talan edilecek yere varıldığında, önce şiddetli bir sesle ahalisini ürkütüp, şaşkına çevirmek, sonra da atlı ve yaya birliklerle saldırmak gibi; şeytan dahi insanlar üzerinde hâkimiyet kurmak için her türlü vesvese ve desise silahını kullanır. Zalim bir komutan böyle bir taarruzda “Teslim olun, kimseye ilişilmeyecek” diyebilir. Onlara vaatlerde bulunur. Ama halk ona inanıp teslim olduğunda hepsini perişan eder. Onun gibi, şeytan dahi insanlara vaatlerde bulunur, ama onun vaatleri aldatmaktan başka bir şey değildir.
Mesela, uyuşturucu müptelası olmaları için insanlara şöyle der: “Bunu içtiğinizde tozpembe bir dünyaya girecek, insanların en mutlusu olacaksınız.” Buna kanan zavallılar öyle olacak zannederler, ama kısa zamanda insanların en bedbahtı birer zavallı haline gelirler.
İşte, şeytan ve güruhu insanın vücut ülkesini ele geçirmek isterler. Bunun için her türlü yolu denerler; hem korkuturlar, hem ürkütürler. Hem piyadeleriyle, hem süvarileriyle seferber olurlar. Ele geçirdikten sonra, o insanın duygularını, cihazlarını esir alırlar, Allah yolunda değil, şeytan yolunda kullandırırlar. Bir takım yalancı vaatlerle oyalama siyaseti takip ederler.
1 İsra, 64.
