Şeytan, gizli ve sinsi bir düşmandır. Kur’an şöyle bildirir:
“Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı (Âdem ve Havva’yı), mahrem yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de şaşırtıp fitneye düşürmesin! Çünkü o ve ekibi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostları yaptık.”1
İnsan gözü ruhani varlıkları görecek özellikte olmadığından şeytanı da göremez. Ama üstteki ayetten anlıyoruz ki, o ve ekibi, bizim onları göremeyeceğimiz yerden bizi görmektedir. Bu da onların ne derece tehlikeli bir düşman olduklarını gösterir. Görülen bir düşmana karşı tedbir almak kolaydır, ama görülmeyen düşmana karşı pek çok insan tedbir alamaz ve gafil avlanır.
Gerçi görüntü itibariyle şeytan “gizli düşman” ise de, ses itibariyle gizli sayılmaz. Çünkü hemen her insan hemen her gün nice kereler bu düşmanın vesvese şeklindeki sesini duymaktadır. Mesela, ders çalışmak isteyen bir öğrenciye içinden bir ses “boş ver, keyfine bak. Arkadaşların gezip oynuyor, git sen de onlara katıl” der.
Şüphesiz bu ses şeytandan gelmektedir. Böyle olunca, bunun farkına varan kimseler için şeytan “gizli düşman” olmaktan çıkar.
Bir köyde görev yapan genç bir din görevlisinden dinlemiştim. Köye geldiğinde oradaki insanlara faydalı olmak için önce çok çaba sarf etmiş. Ama insanların bundan pek de etkilenmediğini görünce içinden bir ses şöyle seslenmiş: “Adam sen de, bu milleti sen mi kurtaracaksın? Niye kendini böyle harap ediyorsun ki?”
Ve genç din görevlimiz bu seslere uyunca kendi halinde bir vatandaş olarak günlerini geçirmeye başlamış. Hâlbuki mutlak rehber olan Peygamber Efendimizin böyle durumlardaki tavrını bilseydi bu şeytani desiseye aldanmayacaktı. Çünkü O, görevinin sadece tebliğ etmek olduğunu biliyor, insanların dinlememesi kendini üzse bile daha ciddiyetle görevine devam ediyordu…
1 Araf, 27.
