Niyazi-i Mısrî, şiirleriyle hayatımızda yer etmiş ve gönlümüzde taht kurmuş söz sultanlarındandır. Bir şiirinde, boşa geçen bir ömürden şikâyetini ifade ile şöyle der:
Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba,
Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
Ağlayıp nalân edip düştüm yola tenha garib,
Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran bîhaber.
Yani, bir ticaret yapmadım, ömür sermayesi boşa gitti.
Sonunda aklım başıma geldi, ama bütün kervanlar benim haberim olmadan gelip geçmiş.
Gözüm yaşlı, kalbim yanık, aklım şaşkın bir şekilde, ağlayıp feryat ederek o ıssız yollarda tek başıma yola koyuldum.
Bir gün Peygamber Efendimiz ashabına “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashap, “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir” dediler.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz iflasın manevi boyutunu şöyle anlattı:
“Ümmetimden asıl müflis odur ki, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelmiştir. Fakat şuna sövmüş, buna iftira atmış, başkasının haksız yere malını yemiş, falanın kanını dökmüş, filana vurmuştur. Bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Şayet üzerindeki kul hakları ödenmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilir, sonra da cehenneme gönderilir.”1
1 Müslim, Birr, 59
