Lambayı kırabilirsin,
ama cereyanı öldüremezsin.
İnsan, ruh ve cesetten meydana gelir. İnsandaki ruh– ceset ilişkisini lamba– cereyan örneğiyle kolayca anlamak mümkündür. Lamba aydınlatır, ama bunu cereyanla yapar. Cereyan olmaksızın lambanın ışık vermesi düşünülemez. Keza, lamba parçalandığında çok da üzülmemek gerekir, çünkü başka bir lamba takarak aynı aydınlatma yapılabilmektedir. İşte ölümde ceset lambası parçalanır, ama ruh cereyanı ölmemiştir.
Ölüm olayı, ruhun bedenden ayrılmasından ibarettir. Yani ölüm, bedenle ilgili bir olaydır. Bu olayda ruh ölmez, yoluna devam eder. Bunu “kafesteki kuş” misaliyle daha iyi anlayabiliriz. Kafes parçalandığında kuş hürriyetine kavuşur. Daha önce çok az uçabilirken, kafesin parçalanmasıyla önü açılır, semada tayerana başlar. Benzeri bir şekilde ölüm olayında ruh beden hapishanesinden ve kafesinden kurtulur, kendini almaya gelen meleklere eşlik ederek sema âlemlerine yükselir. Zaten insanın ruhunda semavilik vardır, bu kabiliyeti ölüm ile açığa çıkar.
