“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” denilir. En küçük bir iyiliğe minnettar olan insan, Allahın sonsuz nimetleri karşısında şükürle mükelleftir.
Namaz kılmak askerdeki esas duruşa benzer. İnsan namaz vasıtasıyla günde beş defa Allahın huzuruna davet edilir. Bu duruşu iyi yapanlar, var oluş gayelerini ortaya koymuş olurlar.
Anlatılır ki, bir sohbet meclisinde uç fikirleri olan birisi şöyle der: Ben Allaha inanıyorum ama işlerimin yoğunluğundan dolayı namaz kılamıyorum. Ancak sabahları kalkıp yüzümü yıkarken “Allahım ben sana inanıyorum, sana saygı duyuyorum” diye söylüyorum.”
Orada bulunanlardan bir kısmı bu “farklı bakışı” beğenirken içlerinden birisi meseleye şöyle yaklaşır: Arkadaşımız namazın saygı olduğunu söyledi, buna ben de katılıyorum. Ama bu saygının “kalben gösterilebileceğini” anlattı, buna ise katılamıyorum. Bir komutan askerlerine esas duruşun nasıl olması gerektiğini anlattıktan sonra askerlerin tutup da “komutanım, bizler esas duruşumuzu kalben yapıyoruz” demeleri ne derece doğru olur?
