14. DERS: MÜNAFIKLARIN İFSADI

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ

Ve onlara ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın.’ denildiğinde ‘biz ancak ıslah edicileriz.’ derler.”

Dikkat edin, gerçekten onlar müfsidlerin ta kendileridir, fakat şuurunda değiller.” (Bakara, 11-12)

Bil ki: Bu ayetin öncesiyle nazmı

Allah Teâla önce nifaklarından kaynaklanan cinayetlerinden birincisini, yani nefislerine zulmetmelerini ve hukukullahı hiçe saymalarını mezkûr müteselsil neticeleriyle zikretti, bununla da ikinci cinayetlerini, yani hukuk-u ibada tecavüzlerini ve onlar arasında fesat çıkarmalarını ayrıntılarıyla ele aldı.

وَإِذَا قِيلَ “Denildiğinde”

Bu ifade, kıssa itibarıyla öncesinde yer alan وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ kısmındaki يَقُولُ ile, meal itibarıyla da يُخَادِعُونَ ile bağlı olduğu gibi, kendisi itibarıyla da يَكْذِبُونَ ile bağlıdır.1

Hüküm bildiren önceki ayetten şart cümlesine geçilerek üslûbun değişmesi, mukadder bazı cümlelere bir emare ve gizli bir remizdir. Sanki şöyle der:

وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ “Yalanlarına karşılık onlar için elem verici bir azap vardır.” Çünkü yalan söylediklerinde fitneye düştüler. Fitneye düştüklerinde ifsad ettiler. Kendilerine nasihat edilince kabul etmediler.” “Ve onlara ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın.’ denildiğinde ‘biz ancak ıslah edicileriz.’ dediler.”

Bu ayetteki sarih ve zımni cümleler arasındaki nazm ciheti

Bu, sana göstereceğim temsildeki nazm ve rabtın aynısıdır. Şöyle ki:

Kendisini helake götürecek bir yola giren birini gördüğünde, önce şöyle diyerek nasihat edersin:

Senin bu gidişin seni helâke götürür, bundan uzak ol!”

Aklını kullanıp vazgeçmezse bu defa zecr, nehiy ve sakındırmaya başlarsın. Bu sakındırmayı,

– Ya umumun ondan nefret etmesini nazara verip korkutarak,

– Veya kalbini insanlara karşı şefkatle harekete geçirerek teyid eder ve onun zihninde etkisini devam ettirirsin. Bunun açıklaması daha sonra gelecektir.

Şayet bu şahıs, işi yokuşa süren, inatçı, batılda ısrarcı, cehl-i mürekkebe binmiş cedelci biri ise susmaz, fesadını salah zanneden her müfsid gibi kendini savunmaya başlar. Çünkü insanlık fıtratı, fesadı fesat olarak işlemekten uzaktır. Sonra bu şahıs kendine şöyle deliller getirir, iddialarda bulunur:

Benim yolum haktır. Bunun böyle olduğu malûmdur. Öyleyse senin nasihat etmeye hakkın yok. Benim de senin nasihatine ihtiyacım yok. Hatta sen öğrenmeye muhtaçsın. Doğru yol, ancak bizim yolumuzdur. Daha doğru bir yol iddiasıyla karşıma çıkma.”

Eğer bu inatçı şahıs ikiyüzlü olursa, kelâmı da iki dilli (tevriyeli) olur, bir vecihle kendisine nasihat edeni ilzam için mudara yapar, diğeriyle de kendi gidişatını korumaya çalışarak “Ben muslihim” der. Yani “zahiren senin talep ettiğin gibi muslihim, batınen de kendi inancıma göre muslihim.”

Sonra ondan “salah, benim devam edegelen bir özelliğimdir. Ben, fesadımdan sonra şimdi salih olmuş değilim” şeklinde davasını teyid ve te’kid etmesi beklenir.

Sonra bu şahıs bu derece inatçı, nemrutlaşmış, mezhebini neşirde, mesleğini teşvikte, nasihat edeni tahkirde ve hak ehlini tarizde bu derece ısrarcı ise, anlaşılır ki deva ona fayda vermeyecek. Bu durumda, bu hâlin başkalarına sirayet etmemesi için mualeceden (tedaviden) başka bir çare kalmaz. Bu mualece de onun salaha kabiliyeti kalmamış bir müfsid olduğu hususunda insanları uyarmak ve bilgilendirmekle olur. Çünkü ne aklını çalıştırıyor ne de şuurunu kullanıyor, ta ki bu gözle görülen apaçık durumu görebilsin.

Bu misalde serdedilen halkaları fehmettiğinde, …وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ayetindeki açıktan bildirilen ve kayıtlarla remzedilen cümleler arasında neler olduğunu anlarsın. Çünkü bunlar arasında altından i’câz parıltıları kendini gösterir bir şekilde gayet veciz olarak fıtrî bir nazm vardır.

Her bir cümlenin heyetlerinin nazmı

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ

وَإِذَا Bundaki kat’iyet, nehy-i ani’l- münkerin lüzûm ve vücubuna bir işarettir.2

قِيلَ “Denildiğinde” ifadesinde meçhul sığa kullanılması, sakındırmanın umum namına farz-ı kifaye olduğuna bir remizdir.

لَهُمْ “Onlara”

Buradaki lâm harfi, sakındırmanın tahakkümle değil nasihat ile yapılmasına, nasihatın sert bir üslûpla değil lütuf ile olmasına bir imadır.

لَا تُفْسِدُوا “Fesat çıkarmayın”

Kıyas-ı istisnai sûreti için bir özet ve hülasadır. Yani, “böyle yapmayın, yoksa herc ü merc olur. O zaman itaat ipi kopar. İtaat olmayınca adaletin nizamı bozulur. O zaman ittifak rabıtası çözülür. Bundan da fesad ortaya çıkar. Öyleyse böyle yapmayın ki, ortalığı ifsat etmeyesiniz.”

فِي الْأَرْضِ “Yeryüzünde”

Sakındırmayı teyid ve te’kiddir ve zecri devam ettirmektir. Çünkü nasihat edenin sakındırması geçicidir, nasihat edilenin zihninde bunun devam ettirilmesi lâzımdır. Bu ise, daima onu derinden derine sakındıran vicdanını vekil kılmakla olur. Bu da,

-Ya diğer insanlara karşı şefkat-i cinsiye damarını tahrik,

-Veya bütün insanların nefretinden ürkme damarını tehyiç ile olur. فِي الْأَرْضِ “Yeryüzünde” ifadesi her iki damarı uyarır, hem de canlandırır. Çünkü bu ifade, onlara şunu bildirir:

Bu fesadınız nev-i beşere sirayet ediyor. Bütün insanlara nasıl bir kin ve ğayz taşıyorsunuz? Hâlbuki onlar içinde masumlar, fakirler ve tanımadığınız kimseler var. Onlara hiç acımaz, hiç merhamet etmez misiniz? Faraza hemcinsinize böyle bir şefkat taşımıyorsunuz, en azından sizin bu hareketinizin umumun nefretini üzerinize çekeceğini mülahaza etmeniz gerekir.”

Eğer desen: Onların umuma ne garazı olabilir ki? Onların fesadı nasıl herkese zarar verir?

C– Nasıl ki siyah bir gözlükle bakan kimse, her şeyi siyah ve çirkin görür. Onun gibi basireti nifakla perdelenen ve kalbi küfürle bozulan kimse, her şeyi çirkin ve düşman görür. Kalbinde bütün insanlara, hatta kâinata karşı bir inat ve kin husûle gelir.

Sonra, nasıl ki saatin çarkının bir dişi kırıldığında bütün saat bundan az veya çok etkilenir. Onun gibi adalet, İslâmiyet ve itaatle intizam altına giren hey’et-i beşerin nizamı, şahsın nifakıyla zarar görür.

Maalesef, onların müteselsil zehirleri tezahür etti ve bu sefaleti netice verdi.

قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ “‘Biz ancak ıslah edicileriz.’ dediler.”

قَالُوا Ayetin “onlar nasihatı kabul etmezler” demek yerine “dediler” demesinde, onların iddiada bulunduklarına ve kendi mesleklerine davet ettiklerine işaret vardır.

إِنَّمَا “Ancak”

Bunun iki özelliği vardır:

1-“Ancak” anlamındaki bu kelime nereye dâhil olursa, o hükmün gerçekten veya iddia olarak malûm olması gerekir. Böyle olunca bu ifadede hem nasihat edenleri tahkir, hem de kendilerinin cehl-i mürekkep üzere sebat edeceklerini ortaya koymalarına bir remz vardır.

2-Hasr ifade eder. Bunda kendilerinin salahını bozan herhangi bir şaibe olmadığına, dolayısıyla başkalarına benzemediklerine işaret vardır. İşarette ise mü’minlere tarizde bulunmalarına remiz vardır.3

مُصْلِحُونَ “Islah edicileriz”

Islah ederiz” şeklinde fiil olarak değil de “muslihun” şeklinde isim olarak gelmesi, “salah bizim sabit, daimi sıfatımızdır. Dolayısıyla bizim bu hâlimiz, ıstıshab yoluyla ıslahın ta kendisidir.” diye düşünmelerine bir işarettir.4

Sonra onlar bu kelâmda da münafıklık ediyorlar. Çünkü dışarıya vurduklarının tersini içlerinde gizliyorlar. Batınen, fesatlarını salah olarak iddia ediyorlar. Zahiren ise, -riya yoluyla,- yaptıkları fesadın mü’minlerin yararına ve menfaatine olduğunu söylüyorlar.

أَلَا إِنَّهُمْ هُمْ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ

Dikkat edin, gerçekten onlar müfsidlerin ta kendileridir, fakat şuurunda değiller.”

Bil ki: Onlar, önceki cümlenin aralarına,

– mesleklerini tervic,

– salih olduklarını iddia,

– bu salahatlerinin daimi olduğu,

– hatta sadece kendilerinin salih olduğu,

– onların salahlarını lekeleyecek herhangi bir şaibe olmadığı,

– bu hükmün açık ve malûm olduğu,

– mü’minlere (asıl siz müfsitsiniz, şeklinde) tarizde bulunmak

– ve nasihat edenin cahilliğini ilan etmek gibi meseleleri dercettiler.

Kur’ân-ı Kerim şu hükümleri tazammun eden bu ayetle onlara cevap verdi:

– Fesad onların özelliğidir.

– Müfsitlerin hakîkati tamamıyla onlarda görülmektedir.

– Fesad onlara münhasırdır.

– Bu hüküm, sabit bir hakîkattir.

– Onların şenaatine karşı insanlar uyarılmalıdır.

– Şuurlu hareket etmemeleriyle, halleri tam bir cehalettir. Dolayısıyla sanki onlar cemadat gibidir.

İşte eğer istersen bak:

أَلَا “Dikkat edin” ifadesi tenbih içindir. Tenbih ile, “dediler” ifadesinden kendini gösteren davalarına revaç vermeye çalışmalarını nasıl tahkir ediyor!

إِنَّ “Gerçekten” ifadesi tahkik içindir. Bu ifade, onların “ancak biz muslihiz” diye dava etmelerini nasıl da reddediyor! Sanki şöyle diyor: “Zahirde ve batında onların hâlleri fesattır, dolayısıyla zahiren salah onlara fayda vermez.”

هُمْ “Onlar” ifadesi hasrı ifade ediyor. Bu hasr, nasıl da onların “ancak biz muslihiz” demelerindeki zımnî tarize mukabele ediyor!

اَلْمُفْسِدُونَ “Müfsidler” ifadesinin elif-lâmlı gelmesi, müfsitlerin hakikatinin onların zâtında görüldüğünü, kelimenin tam anlamıyla onların müfsitler olduğunu bildiriyor. Böyle gelmesi, nasıl da “ancak biz muslihiz” demelerine karşılık müdafaada bulunuyor!

وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ “Fakat şuurunda değiller.”

Onların nasihat edeni tahkir etmelerine karşılık, bu ifade nasihat edeni nasıl savunuyor, malumiyet iddiası sebebiyle nasihate layık olmadıklarını ortaya koyuyor! Bunu iyi bir düşün!

1 Yani münafık inanmadığı halde “iman ettim” der, böylelerine uyarıda bulunmak lazımdır. Münafık, ehl-i imanı aldatmaya çalışır, bunlara “hayır, böyle yapmayın” demek gerekir. Keza, münafık yalan söylediği cihetle kendisine nehy-i anil- münkerde bulunmak gerekir.

2 Nehy-i ani’l- münker: Allah’ın haram kıldığı şeyleri işlemekten men’etmek, haram işleri yaptırmamaya çalışmak. إِذَا Bu edat, “…dığında” anlamında kullanılır ve katiyet bildirir. Mesela “geldiğimde…” dersek gelişimiz katidir, ama “gelirsem” dersek gelişimiz muhtemeldir.

3 Yani, “biz ancak ıslah edicileriz” derlerken, “siz ıslah edici değilsiniz, hatta asıl müfsid sizlersiniz” şeklinde bir mana hissedilmektedir.

4 Istıshab: Devam ve beraberlik anlamındaki bu kelime, Fıkıhta “bir şeyin bulunduğu hâl üzere devamı” anlamında kullanılır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir