Sözün Gücü

Bazı sözler siliktir, bir kıymet ifade etmez. Bazı sözler ise, parlaktır, Kur’an’da yer alacak kadar kıymetlidir. İşte, Yasin suresinde sözlerine yer verilen Habib-i Neccar… Kendilerine gönderilen elçileri dinlemeyen kavmine, nasıl beliğ sözler söylüyor! Dikkatle kulak verelim:

“Ey kavmim! Uyun bu gönderilen elçilere! Uyun hidayet üzere olup sizden bir ücret istemeyenlere!

Bana ne oluyor ki, beni yaratana ibadet etmeyeyim? Siz de O’na döndürüleceksiniz.

Hiç, ben Allah’ı bırakıp başka ilâhlar mı edinirim? Öyle ki, O Rahman bana bir keder murat ederse, o ilâhların şefaati bana hiçbir fayda vermez ve onlar beni kurtaramaz.

O zaman ben apaçık bir sapıklık içinde olurum.

Ben, sizin Rabbinize iman ettim, gelin beni dinleyin!”1

Görüldüğü gibi, Habib-i Neccar, gayet dokunaklı ve yer yer ta’rizli ifadelerle kavmine nasihat etmiştir. Meselâ, “Bana ne oluyor ki, beni yaratana ibadet etmeyeyim” ifadesi, “size ne oluyor ki, sizi yaratana ibadet etmiyorsunuz” mesajını vermektedir. Nitekim sözün devamında, “siz de O’na döndürüleceksiniz” demesi buna bir karînedir.2

“Hiç, ben Allah’ı bırakıp başka ilâhlar mı edinirim?” ifadesi, “ne diye Allah’ı bırakıp bâtıl mâbutlar ediniyorsunuz?” mânâsını bildirir.

“Allah’tan başka ilâhlar edindiğimde, ben apaçık bir sapıklık içinde olurum” sözü, “Allah’tan başka ilâhlar edinen sizler, apaçık bir sapıklık içindesiniz” anlamını ihtiva eder.

“Ben sizin Rabbinize iman ettim” cümlesi ise, onlara tanımadıkları Rabbi bildirir. Yani, “sizi terbiye eden bir Rab var. İşte ben, O’na iman ettim. Gelin beni dinleyin, siz de O Rabbinize iman edin”.

Habib-i Neccar, bu veciz nasihatinde nefsini muhatap alarak konuşmuştur. Bu şekilde bir üslûp, inatçı muhatabı insafa getirmekte ve onun gadabını yumuşatmakta daha tesirlidir.3

Cenab-ı Hak, İlâhî kelâmında insanlara bir kısım ihtarlarını böyle bir üslûpla yapmıştır. Meselâ, Rasûlünü muhatap olarak bildirdiği şu âyete bakalım:

“Eğer Allah’a şirk koşarsan, amelin boşa gider ve gerçekten kaybedenlerden olursun.”4

Rasulûllah hakkında şirk muhal olduğundan, bu ifade zâhiren Rasulûllah’a ise de, gerçekte başkalarınadır.5 Yâni, bu üslûpla “ey insanlar! Eğer Allaha şirk koşarsanız, ameliniz boşa gider ve gerçekten kaybedenlerden olursunuz” mesajı verilmiştir.

Şimdi de, Peygamberimize hitaben yapılan şu tâlimata dikkat edelim:

“De ki: Ey insanlar! Benim dinimden herhangi bir şüpheniz varsa, bilin ki, ben Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam. Ancak, sizi öldürecek olan Allah’a ibadet ederim…”6

Burada, “sizi öldürecek olan Allah’a ibadet ederim” ifadesi, muhataplar üzerinde bomba tesiri yapacak bir üslûpla gelmiştir. Eğer ifade, “Allah’a ibadet ederim” şeklinde gelseydi düz bir anlatım olurdu. “Sizi öldürecek olan Allah’a ibadet ederim” denilmesi, söze muazzam bir tesir kazandırmıştır.7 Bu tarz ifade, aynı zamanda bir tehdit mânâsı da taşımaktadır.8

Necran Hristiyanlarıyla bir kısım Yahudi âlimleri, Rasulûllah’ın huzurunda Hz. İbrahim’le ilgili ileri geri konuşurlar. “Her biri, “İbrahim bizdendi” demektedir. Bununla ilgili şu âyetler nâzil olur:

“Ey ehl-i kitab! Tevrat ve İncil O’ndan sonra indirildiği halde, niçin İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz? “

İbrahim, ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyan’dı. Lâkin O, Allah’a yönelmiş, O’na teslim olmuş bir insandı. Ve O, müşriklerden de değildi…”9

Hz. İbrahim’den sonra gelen insanların, “İbrahim bizdendi” tartışmalarının ne derece anlamsız olduğu, âyette net bir şekilde vurgulanmıştır. Sonunda, “O, müşriklerden de değildi” denilmek suretiyle beliğ bir ta’riz yapılmıştır. Yani, “O, müşriklerden değildi. Ama siz müşriksiniz.”10

Şu İlâhî hitapta da, güzel bir ta’riz vardır:

“Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilenle, kör kimse bir midir? Fakat bunu ancak akıl sahipleri anlar.”11

Bu âyet, kâfirleri zem içindir. “Bunu ancak akıl sahipleri anlar” denilmek suretiyle, o kâfirlerin öğütten anlamayan hayvanlar hükmünde olduklarına işaret edilmiştir.12

Bir de, “bu sıcakta sefere mi gidilir” bahanesiyle Tebük seferine katılmak istemeyenlerle ilgili gelen cevaba bakalım:

“De ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır!”13

Bu ifadeden murat cehennem ateşinin daha şiddetli olduğunu bildirmek değil, onların böyle bir ateşe gireceklerini hatırlatmaktır.14

Konunun can alıcı örneklerinden biriyle bahsi noktalayalım: Cenab-ı Hak, Hz. Musa ve Harun’u “ben en yüce Rabbinizim”15 şeklinde kendisini halka ilân eden Firavuna gönderir. Onlara şu talimatı verir:

“Firavuna gidip deyin ki: Biz, senin rabbinin elçileriyiz…”16

Ben Rabbim” diyen birisine, bu ifadeyle “Hayır, sen Rab değilsin, senin de Rabbin var. O Rab, bütün âlemlerin Rabbi’dir. Biz de O’nun elçileriyiz…” mesajı net bir şekilde verilmiştir.17

İşte sözlerin en güzeli olan Kur’an’da, en güzel ifade metotları bu şekilde ders verilmekte, inananlara yol gösterilmektedir. Kelâmında böyle inceliklere yer verenler, beliğ bir üslûba sahip olurlar. İfadede monotonluktan kurtulurlar. Sözlerinde kaliteyi yakalarlar. Karşısında dayanılmaz bir tesir gücüne ulaşırlar. Muhatapları gafilse, iyi uyarırlar. Cahilse, iyi anlatırlar. İnatçıysa, iyi sustururlar. Düşmansa, iyi çökertirler…

1 Yâsin, 20-25

2 Mahmud Bin Ömer Zemahşeri, Keşşaf, Daru’l- Marife, Beyrut, III, 319

3 Suyûtî, II, 794

4 Zümer, 65

5 Nesefî, IV, 65

6 Yunus, 104

7 Râzî, XVII, 172

8 Beydâvî, I, 448

9 Âl-i İmran, 65-67

10 Beydâvî, I, 164

11 Ra’d, 19

12 Suyûtî, II, 794

13 Tevbe, 81

14 Salih, s. 332

15 Nâziât, 24

16 Tâhâ, 47

17 Kutub, IV. 2337

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir