Bir tahta parçasıyla, aynı ağırlıktaki çekirdek arasında mühim bir fark vardır. Çekirdek ağaç olabilecek kabiliyettedir. Tahta parçası ise, çürümeye veya yanmaya mahkûmdur. İnsan, mahiyetinde pek çok çekirdek-misâl kabiliyetler taşır. Bu kabiliyetlerin bir kısmı menfîdir, bir kısmı müsbet. Meselâ, insan fıtraten cimridir. Fakat aynı insan, çok cömert bir kişi olmaya da kabiliyetlidir. İşte, insandaki menfî kabiliyetler yerine, müsbet kabiliyetlerin yerleştirilmesi işine “terbiye” (eğitim) diyoruz.
En büyük terbiyeci, Cenab-ı Haktır. Cenab-ı Hakkın Rab ismi, “terbiye eden” anlamındadır. O, Rabbü’l-âlemin’dir, bütün âlemleri terbiye etmiştir. En küçük atomlar âleminden, en büyük galaksilere varıncaya kadar her şey İlâhî terbiyeden nasibini almıştır. Bu terbiyenin neticesi olarak, her şey Allah’a tam bir itaat halindedir. Allah’ın mülkünde asla grev yoktur, daima görev vardır. “Dön” dedikleri döner. “Dur” dedikleri durur. “Yan” dedikleri yanar. “Sön” dedikleri söner.
O, Rabbü’l-âlemîn olduğu gibi, aynı zamanda “Rabbü’n-nas”dır. İnsanları da O terbiye etmiştir. Mü’min-kâfir her insanın cesedi, İlâhî terbiyeden nasibini almıştır. Fakat insan diğer varlıklardan hür iradesiyle ayrılır. Bu hür iradesiyle, isterse kabiliyetlerini şerde de kullanabilir. Terbiye noktasında insanların farklılıkları buradan kaynaklanır. Cenab-ı Hak, insanların terbiyesi için semâvî kitaplar indirmiş, rehber peygamberler göndermiştir. Her insan, Rab isminin tecellisine farklı derecelerde mazhardır. Hatta peygamberler arasında bile farklılık söz konusudur. “Rabb-i Musa ve Harun”1 ifadesine bu noktadan bakılabilir. Allah, birer peygamber olan hem Hz. Musanın hem de Hz. Harunun Rabbidir, ama her ikisinin terbiyeleri farklı farklı olmuştur.
Cenab-ı Hakkın Kur’ân’da Peygamberimize, iki yüzden fazla yerde, “Rabbüke (Senin Rabbin)” diye hitap edişi de çok dikkat çekicidir. Çünkü Hz. Peygamber Cenab-ı Hakkın özel terbiyesinden geçmiştir.
1 A’raf, 122.
