II. BÖLÜM BİLGİ VE İNSAN, Bilgi ve İnsan

İnsan, hiçbir şey bilmez bir şekilde dünyaya gelir. Fakat ruhunda muazzam bir bilgi kapasitesi vardır. Önce, etrafındaki eşyayı tek tek tanımaya çalışır. Za­manla cümleler kurar. Eğer sistemli çalışırsa, pek çok ilimleri öğrenir. Fiziki âlemin sırlarını çözer. Hattâ metafizik âleme açılır. Allah’a muhatap olur. Aklen eremediğine kalben ulaşır. Vahyin haki­katlerine yanaşır.

İslâmiyet, ilme büyük önem verir, Kur’ân’ın ilk em­rinin “oku”1 olması düşündürücüdür. Kur’ân’ın bildir­diği gibi, “Allah’tan ancak âlim kulları korkar.”2 “Bi­lenlerle bilmeyenler bir değildir.”3

İnsanda, âdeta sonsuza açılan bir bilgi kapasitesi vardır. Yaratılıştan özürlü olmayan akıllı insanlar, as­lında çok şeyler öğrenebilecek kabiliyettedir. Bu ka­biliyetini mükemmel değerlendiren az insan vardır. Pek çok kişi, mümbit zekâ tarlasını nadasa terk etmiş­tir. Gündelik işlerin telâşı, onları bilgi dünyasından uzaklaştırmıştır.

Cenab-ı Hak, Peygamberimize (a.s.m.) ilim nokta­sından şu talimatı verir: “De ki: Ya Rabbi, ilmimi art­tır.”4 Bu direktif, Peygamberimizin şahsında bütün ümmete verilmiştir. Ümmet-i Muhammed “Bilgi top­lumu” olmak zorundadır. Hz. Musa gibi büyük bir pey­gamber şöyle demiştir: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.”5

Cehalet, bilginin zıddıdır. Bunlar, ışıkla karanlık gibidir. Birinin olmadığı yerde, muhakkak diğeri var­dır. En büyük cehalet, kâinat kitabını okuyamamaktır. Çünkü kâinat Allah’ın mücessem bir kitabıdır. Yeryüzü, bu kitabın bir sayfası, insan ise o sayfadaki bir nokta­dır. Fakat öyle bir nokta ki, bütün kâinat o noktada özetlenmiştir. İşte, bu mahiyetteki kâinat kitabını okumayan birisi, Allah’ı tanıyamaz. Kendisi bilgin de olsa, bu cihette cahildir. Resûlullah’a şöyle emredilir: “Cahillerden yüz çevir.”6 Yani, onların sözüne kulak asma, onların boş sözleriyle oyalanma.

Bilgi noktasında, insanla hayvan arasında muaz­zam bir mesafe vardır. Her hayvan, doğuştan kendisine verilen kabiliyet doğrultusunda hareket eder. Fakat hiçbiri sistemli bir bilgiye ulaşamaz. “Merak ilmin hocasıdır” denir. Hayvanlarda bu merak son derece sı­nırlıdır. İlgileri, belli şeyleredir.

İnsan ise, muazzam bir bilgi kapasitesi ile dünyaya gönderilir. Duyularıyla şehâdet âlemine açılır. Aklıyla bunları değerlendirir. Kalbiyle, gayb âlemiyle temas halindedir. Ayaklarıyla yerde gezerken, akıl, fikir ve hayaliyle göklerde cevelan eder. Hemen her şeyi merak eder, her şeye ilgi duyar. Merakı ölçüsünde öğrenir. İl­gisi nisbetinde bilgi sahibi olur.

1 Alak, 1.

2 Fatır, 28.

3 Zümer, 9.

4 Taha, 114.

5 Bakara, 67.

6 A’raf, 199.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir