İnsan, hiçbir şey bilmez bir şekilde dünyaya gelir. Fakat ruhunda muazzam bir bilgi kapasitesi vardır. Önce, etrafındaki eşyayı tek tek tanımaya çalışır. Zamanla cümleler kurar. Eğer sistemli çalışırsa, pek çok ilimleri öğrenir. Fiziki âlemin sırlarını çözer. Hattâ metafizik âleme açılır. Allah’a muhatap olur. Aklen eremediğine kalben ulaşır. Vahyin hakikatlerine yanaşır.
İslâmiyet, ilme büyük önem verir, Kur’ân’ın ilk emrinin “oku”1 olması düşündürücüdür. Kur’ân’ın bildirdiği gibi, “Allah’tan ancak âlim kulları korkar.”2 “Bilenlerle bilmeyenler bir değildir.”3
İnsanda, âdeta sonsuza açılan bir bilgi kapasitesi vardır. Yaratılıştan özürlü olmayan akıllı insanlar, aslında çok şeyler öğrenebilecek kabiliyettedir. Bu kabiliyetini mükemmel değerlendiren az insan vardır. Pek çok kişi, mümbit zekâ tarlasını nadasa terk etmiştir. Gündelik işlerin telâşı, onları bilgi dünyasından uzaklaştırmıştır.
Cenab-ı Hak, Peygamberimize (a.s.m.) ilim noktasından şu talimatı verir: “De ki: Ya Rabbi, ilmimi arttır.”4 Bu direktif, Peygamberimizin şahsında bütün ümmete verilmiştir. Ümmet-i Muhammed “Bilgi toplumu” olmak zorundadır. Hz. Musa gibi büyük bir peygamber şöyle demiştir: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.”5
Cehalet, bilginin zıddıdır. Bunlar, ışıkla karanlık gibidir. Birinin olmadığı yerde, muhakkak diğeri vardır. En büyük cehalet, kâinat kitabını okuyamamaktır. Çünkü kâinat Allah’ın mücessem bir kitabıdır. Yeryüzü, bu kitabın bir sayfası, insan ise o sayfadaki bir noktadır. Fakat öyle bir nokta ki, bütün kâinat o noktada özetlenmiştir. İşte, bu mahiyetteki kâinat kitabını okumayan birisi, Allah’ı tanıyamaz. Kendisi bilgin de olsa, bu cihette cahildir. Resûlullah’a şöyle emredilir: “Cahillerden yüz çevir.”6 Yani, onların sözüne kulak asma, onların boş sözleriyle oyalanma.
Bilgi noktasında, insanla hayvan arasında muazzam bir mesafe vardır. Her hayvan, doğuştan kendisine verilen kabiliyet doğrultusunda hareket eder. Fakat hiçbiri sistemli bir bilgiye ulaşamaz. “Merak ilmin hocasıdır” denir. Hayvanlarda bu merak son derece sınırlıdır. İlgileri, belli şeyleredir.
İnsan ise, muazzam bir bilgi kapasitesi ile dünyaya gönderilir. Duyularıyla şehâdet âlemine açılır. Aklıyla bunları değerlendirir. Kalbiyle, gayb âlemiyle temas halindedir. Ayaklarıyla yerde gezerken, akıl, fikir ve hayaliyle göklerde cevelan eder. Hemen her şeyi merak eder, her şeye ilgi duyar. Merakı ölçüsünde öğrenir. İlgisi nisbetinde bilgi sahibi olur.
1 Alak, 1.
2 Fatır, 28.
3 Zümer, 9.
4 Taha, 114.
5 Bakara, 67.
6 A’raf, 199.
