İnsan ve İnanç

Yumurtadan çıkan bir ördek yavrusu hemen yüzebi­leceği bir su aramaya başlar. Tertemiz, berrak bir suya sahip bir göl bulamazsa, en azından çamurlu bir su bi­rikintisinde oyalanmaya başlar. Onun gibi, aklı ba­şında her insan fıtraten Yüce Yaratıcıyı bulmaya çalı­şır. Eğer gerçek Yaratıcıyı bulamazsa, bazı yaratılmış­ları İlâh kabul eder. Bir kısım insanların Buda’yı ilâh kabul etmesi, bir kısmının ineğe tapması bu tür bir olaydır.

Hz. Peygamber (a.s.m.), insanın bu tabiatına şu ifa­deleriyle dikkat çeker: “Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne-babası onu yahudî, nasranî veya mecusî yapar.”1 Yani her doğan çocuk, İslâmı seçecek, kabul edecek bir tabiattadır. Fakat zamanla çevresi onu yön­lendirir. Dillerini öğrettikleri gibi, dinlerini de öğretir­ler.

İnancın fıtrîliğine Rum Sûresi 30. âyette de temas edilir: “Hanif (tevhid ehli) olarak yüzünü dine yönelt. Yani, Allah’ın dinine ki, Allah insanları o fıtratta ya­ratmıştır.”

İnsanın inancı, ta bezm-i eleste uzanır. Allahın, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” şeklindeki hitabına, ruhlar “evet, Rabbimizsin” cevabını verir­ler.2 Allahtan aynı hitap şimdi de gelmekte­dir. Geceyi gündüzü, kış ve yazı insanların istifadesine sunan, bizleri bir hücreden milyarlarca hücre­den meydana gelmiş mükemmel bir insan haline geti­ren Yüce Rab, bu fiilleriyle âdeta “Sizi terbiye eden Ben değil miyim?” demektedir.

İnsanın gerçek huzur ve mutluluğu, bu hitabı hisse­dip Rabbine yönelmesiyle mümkündür. Böyle kimseler, “Allah dostları için ne bir korku vardır. Ne de onlar üzülürler”3 sırrına mazhar olurlar. Zira onlar “dışı sahra-yı kesrette, içi umman-ı vahdette” olan kimse­lerdir. Kalbleri, Allah’ın zikriyle huzur ve saadet bul­muştur.

Zaten “Kalbler, ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur”4 Böylelerin temiz ve nezih bir hayatı vardır. Gıll u ğıştan azâdedirler. “Gerek erkek, gerek dişi, her kim, mü’min olduğu halde salih amel işlerse, biz ona güzel bir hayat yaşatı­rız”5 şeklindeki İlâhî va’de mazhardırlar. Zira “Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindanda­dır, bedbahttır.”6

Allah’ı tanıma ve dinini yaşama bahtiyarlığına eren bu kişiler, daha dünyadayken bir cennet hayatı yaşar­lar. “Rabbinin makamından korkan kişi için iki cen­net vardır”7 sırrını yakalarlar. Âhiretteki Cennete gitmeden, daha dünyada cennet gibi âsude bir hayata kavuşurlar.8

Evet, Allah’a iman, kişiyi başıboşluktan, sahipsiz­likten kurtarır. Ona hem bir dayanma noktası, hem bir yardım isteme noktası gösterir.

Meleklere iman, kişi­nin dünyasını genişletir. Boş sanılan dağ ve sahraları; hayatsız zannedilen güneş ve yıldızları meleklerle şen­lendirir.

Kitaplara iman, insana hareket çizgisini gösterir. Okyanusta yol alan bir gemiye pusulanın lüzumu dere­cesinde, hayat okyanusunda yoluna devam eden insa­nın rotasını belirler.

Peygamberlere iman, insanı rehbersizlikten kurta­rır, Allah’ın razı olduğu insan modelini bildirir. Kişiyi, o örnek insanlara arkadaş yapar.

Âhirete iman, insanı şu hayatın dar kıskacından kurtarır. Ebedi bir hayat müjdesiyle sevindirir. Her in­sanı derinden sarsan ölüme bir çare gösterir.

Kadere iman, insanı kederden, üzüntüden emin eder. İç âleminde bir huzur ve mutluluk sağlar. Şu âyet, bu hususu gayet net ifade etmektedir:

Ne yerde, ne de kendi nefislerinizde bir musibet başa gelmez ki, biz onu yaratmazdan önce kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın, Şüphesiz bu, Al­lah’a kolaydır. (Bunu böylece biliniz. Ta ki) elden ka­çırdığınıza üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiğine se­vinmeyesiniz.”9

İnsan, bu Kur’ânî gerçeği anlamakla, hem yersiz üzüntüden, hem de yaptığıyla övünmekten kurtulur. Elde ettiği başarıları, Allah’ın bir lütfu olarak bilir.

İşte iman, gerçek bir mutluluğun vesilesidir. Mü’mi­nin dünyasında stres yoktur. “Stres içindeyim” diyen mü’minler, daha imanın kemâlini yakalayamamış in­sanlardır. En büyük bir musibet karşısında “Biz Allaha aidiz ve Ona döneceğiz”10 diyen bir mü’min, hangi musibet karşısında yıkılabilir? Günde beş defa, ezel-ebed sultanının huzuruna çıkan biri, hiç baş­kasının huzurunda huzur arar mı? Fanilerin tebessüm­lerine aldanıp, ebedi hayatını zâyi eder mi?

1 Sahihu’l-Buhari, Cenâiz, 80; Sahihu’l-Müslim, Kader, 22.

2 A’raf, 172.

3 Yunus, 62.

4 Ra’d, 28.

5 Nahl, 97.

6 Nursî, Sözler, s. 145.

7 Rahman, 46.

8 Bkz. Beydâvî, Kadı, Envaru’t-Tenzîl, II, 455; Alûsî, Ruhu’l-Meânî, XXVII, 116. Bu tefsir­lerde, âyetin bir açıklaması olarak, “Ruhânî ve cismanî iki cennet” mânâsına yer verilmiş­tir. “Ruhânî cennet” mânâsı, dünyaya da şümullü kabul edilebilir kanaatindeyiz. Dünyada çekilen sıkıntılar, böyle ruhânî bir cennete engel değildir.

9 Hadid, 22-23.

10 Bakara, 156.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir