Ziraat Fakültelerimizden birinde şöyle bir olay yaşanır:
Allah’a inanmayan öğretim üyelerinden biri, bir gün Süt Teknolojisi dersinde şöyle der: “Arkadaşlar, derslerimizde sütün ne kadar harika bir şey olduğunu gördük. Elbette bu kadar harika olan bir sütü rastgele şeylerle açıklayamayız. Bunu elbette bir yapan olacaktır.”
Öğrenciler, öğretim üyesinin Allah’a inanmaya başladığını düşündükleri esnada, o sözlerini şöyle tamamlar: “İşte arkadaşlar, buradan da ineğin memesinin mükemmelliği ortaya çıkmaktadır.”
Bu öğretim üyesinin mantığına göre tüm yazarları inkâr etmek, onların yazılarını kaleme vermek gerekir. Hâlbuki kalem sadece bir âlettir, kalemle yazılır.
Benzeri bir şekilde, Allah sebeplerin hem yaratıcısı hem de kullanıcısıdır. Allah, bulutla yağmur gönderir, ağaçların dallarıyla meyve, anne baba ile de yeni bebekler yaratır…
Bir yazar için kalem ne ise, Allah için de sebepler odur. O, kudret kalemiyle kâinat kitabını yazmıştır ve her an yazmaya devam etmektedir. Yaratmak, eskide olmuş bitmiş bir olay değil, devam ede gelen bir süreçtir.
Uzaktan dağlara baktığımızda yer ile gök bitişik görünür. Fakat oraya kadar gittiğimizde, aralarında yerden göğe mesafe olduğu anlaşılır. Benzeri şekilde, sebeplerle neticeler beraber zannedilir. Gerçekte ise aralarında aşılmaz bir mesafe vardır. Mesela, bebek anne baba vasıtasıyla yaratılır. Ama hiçbir anne baba “bebeği biz yarattık” diyemez. Çocuğunun cinsiyetine müdahale edemeyen, boyunu, saçını belirleyemeyen, hatta resmini bile çizemeyen kimselerin “bu bebeği biz yaptık” demeleri gerçeği yansıtamaz. Onlar keyiflerine bakmış, bebeği ise Allah yaratmıştır.
