Anlatılır ki, Fatih Sultan Mehmet bir gün Kur’an okurken şu ayetin manasına takılmış:
“Ey iman edenler! Allah’a ve peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba.. iman edin!”
Kendi kendine şöyle düşünmüş: “Ayet, zaten iman edenlere sesleniyor. Ardından tekrar imanı emretmesi acaba neden?”
Ulema ile sohbeti esnasında konuyu kendileriyle paylaşmış, “Bu konuda ne dersiniz?” demiş.
Âlimler birbirlerine bakmışlar. Derken bakışlar Fatih’in hocası Akşemseddinde odaklanmış. Akşemseddin, “Sultanım demiş, Dışardan gelen seslere kulak verin, cevabınızı alın.”
Dışarıdan mehteranın kös sesleri geliyormuş.
Fatih, “Efendim, biraz açar mısınız?” demiş.
Bunun üzerine Akşemseddin anlatmaya başlamış:
“Sultanım, mehteranın davullarından ‘düm – düm’ sesleri geliyor. ‘Düm’ kelimesi sizin de bildiğiniz gibi Arapçada ‘devam et’ anlamına gelir. Ayetin de manası işte budur. Âyet, “Ey iman edenler! Allah’a, Peygambere, Kitâba olan imanınızda devam edin!” mesajı vermektedir.”
İnsanın elbisesi eskidiği gibi, imanı da eskiyebilir. Elbise gibi imanı da yenilemek gerekir.
Öte yandan ayetin yorumunda şöyle bir incelik de düşünülebilir;
“Ey iman edenler! İmanınızı kontrol edin. ‘Allah’a inandım’ diyor, ama O’na itaat etmiyorsanız, ‘Peygambere inandım’ diyor, ama O’nun yolundan gitmiyorsanız, ‘Kitaba inandım’ diyor, ama Kitaba göre yaşamıyorsanız gelin imanınızı kontrol edin. Belki tam inanmadınız, inandığınızı sandınız. Zira Allah’a iman O’na itaati gerektirir. Peygambere iman O’nu rehber kabul etmeyi icap ettirir. Kitaba iman, kitaba göre bir hayatı netice verdirir.”
Kışın geleceğine inanan insanlar, yazın sıcak günlerinde odun kömür telaşına başlarlar. Çünkü sıcak günlerden sonra soğuk günlerin geleceğine tereddütsüz inanmaktadırlar. Benzeri bir şekilde, âhiretin geleceğine inanan biri, elbette ve elbette oraya hazırlık yapar, orada işine yarayacak şeylerle ömrünü değerlendirir.
Demek ki, gerçek anlamda iman etmek ayrı bir olay, kendini iman etti zannetmek daha ayrı bir olaydır.
