Hz. Ali döneminde meydana gelen “hakem olayında” hakemi kabul edenler Hariciler tarafından tekfir edilince, Müslümanlar arasında “mürtekib-i kebire” yani büyük günah işleyenin durumu gündeme gelir. Hariciler mürtekib-i kebireyi tereddütsüz kâfir olarak nitelerler.1 Mürcie mezhebi ise,”küfür ile taat fayda vermediği gibi, iman ile de masiyet bir zarar vermez” derler.2
İşte bu ortamda yeni bir ekol ortaya çıkar:
Biri Hasan-ı Basrinin sohbet meclisine gelir, “Mürtekib-i kebire hakkında siz ne diyorsunuz? Bir kısmı tekfir ediyor, bir kısmı iman olunca zararı olmaz diyorlar” diye sorar. Hasan-ı Basri daha cevap vermeden, sohbetine devam edenlerden Vasıl Bin Ata, “ben mürtekib-i kebireye mü’min demem. Kâfir de demem. “El-Menzile beyne’l- menzileteyn” Ne mü’mindir, ne de kâfir” der. Sonra kalkar, meclisin içinde bir köşeye çekilir. Hasan-ı Basri, “Vasıl bizden i’tizal etti (ayrıldı)” der.3 Hasan-ı Basrinin cümlesinde yer alan i’tizal kelimesinden hareketle bu yeni ekole Mu’tezile adı verilir.
Bu ekolün mensupları aklı esas kabul ederler. Akıllarına sığmayan sahih hadisleri inkârda bir beis görmezler.4 Göz ile rüyetullahı reddederler. “Allah’ın kelâmı mahlûktur” derler. Kaderi inkâr eder ve “Allah, beşer ve hayvanların fiillerinin Halıkı değildir” derler.5
Kader meselesinde Mu’tezile ve Cebriye birbiriyle tam bir tezat içindedir. Cebriye, kula bir şey vermez, onun fiillerini Allaha izafe ederler.6 Mu’tezile ise, “kul, fiillerinin yaratıcısıdır” diyerek kaderi ibtal cihetine giderler.7
Mu’tezile mezhebi, Emeviler döneminde fikri bir hareket olarak kendini gösterir. Abbasiler döneminde ise, devletin resmi ideolojisi haline gelir.
Mu’tezilenin iki özelliği ön plana çıkmaktadır:
1-Aklı hâkim yapmaları,
2-Baskıcı olmaları.
Aklı hâkim yapmaları, mucize gibi aklı zorlayan konularda nassı esas almak yerine aklı esas alıp te’vil cihetlerine gitmeleri gibi durumlardır. Bu bağlamda mucizeleri mümkün olduğunca aklî izahlarla izaha çalışmışlardır.
Baskıcı olmaları ise, görüşlerini devlet otoritesini kullanarak dayatmalarıdır.
Özellikle “Kur’an mahlûktur” görüşü, ulemaya zorla kabul ettirilmek istenir.8 Kabul etmeyenlere kuvvet uygulanır. Mesela Mutezili fikirleri benimseyen Abbâsî halifelerinden Me’mûn, devrin önde gelen âlimlerini sorgulatmış, Kur’an’ın mahlûk olduğunu benimsemeyenlere resmî görev verilmemesini ve şahitliklerinin kabul edilmemesini istemiştir. Mezhep imamlarından İmam-ı Azam ve Ahmed Bin Hanbel gibi zatlar da bu baskıdan paylarını almıştır.
1Taftezani, Şerhu’l- Akaid, s. 140-141
2Şehristani, s. 137; Ebu Zehra, I, 132-133; Kılavuz, s. 312
3Şehristani, s. 42; Ebu Zehra, I, 138
4Zehebi, I, 373
5Bağdadi, s. 114-115
6Şehristani, s. 72; Ebu Zehra, I, 115; Kılavuz, s. 313
7Şehristani, s. 39
8Ebu Zehra, I, 147
