1. Arzu
İyi bir hatip olmayı kuvvetle arzu edin!
İnsanın fiilleri, meyil ve arzularından doğar. Kuvvetli bir meyil ve arzu, fıtrî bir duadır. İnsana yeme iştahı veren İlâhî kudret, yiyecekleri de yarattığı gibi; sizde kuvvetli bir hitap isteği olduğunda, aynı kudret bunu zayi etmeyecek ve size böyle bir nimeti bahşedecektir. Zira bir kelam-ı kibarda denildiği gibi “Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”1
“Bana beyan kabiliyeti veren İlahi kudret, benim bu kabiliyetimi geliştirmemi de elbette istemektedir. Rehberim Hz. Muhammed (asm) insanların en güzel konuşanıydı. Güzel konuşmak benim için bir vazife olduğu gibi, benden istifade edecek kimseler açısından da bir haktır” diye düşünen biri, güzel konuşmak hususunda ciddi bir arzu hali yakalayabilir ve bu manayı hatırladıkça bu arzusunu canlı tutabilir.
2. Ön hazırlık
İyi bir ön hazırlık yapın!
Maratonlara katılanlar uzun bir hazırlık devresinden geçerler. Dereceye girmeleri, maratondaki ani performanslarından değil, uzun süreli hazırlanmalarından kaynaklanır. Hitabetteki başarı da buna benzer. Zihnen, fikren, ilmen hazır olunmayan bir konuşmanın çok da verimli olması söz konusu olamaz.
Hazırlıksız yapılan bir konuşma, az bir benzinle uzun yola çıkmaya benzer, sizi yolda bırakır.2 Yarı yolda kalmak istemiyorsanız, fikren ve hissen konuya kendinizi kaptırın. Ele alacağınız konu, gündüz hayâlinizde, gece rüyanızda sizi meşgul etsin. İç âleminizde konunun olgunlaştığını hissettiğinizde, artık takdime hazırsınız demektir. O zaman sözleriniz, olgunlaşmış meyve misali tatlı, iyi hazırlanmış bir yemek misali lezzetli olacaktır.
İyi bir plân yapmayı, ön hazırlığın bir parçası olarak görebiliriz. Zira plânsız ev yapılamayacağı gibi, plânsız konuşma da yapılamaz.3
Nutuk, amacı olan bir seyahattir,4 yoksa gelişigüzel bir şehir turu değildir. Bu plân için not alacağınız kâğıtlardan yararlanabilirsiniz. Ama daha mühimi, plânı zihninizde olgunlaştırmaktır. Gördüğünüz, duyduğunuz, düşündüğünüz şeyler, -hammaddenin fabrikadan mamul madde şeklinde çıkması gibi- işlenmiş olarak çıkmalıdır.
3. Kıyafet
Kıyafetinize dikkat edin!
“İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, konuşmalarına göre uğurlanır” derler. Hatibin kıyafeti, ilk intiba noktasında çok mühimdir. “Pejmürde bir kıyafet, kafanın da pejmürde olduğu hissini verebilir.”5
Fakat çok şık giyinmek de iyi değildir. O zaman kıyafetiniz, sözlerinizden daha çok dikkat çekecektir.
4. Yerleşim durumu
Hem kendi konumunuzu,
hem de muhataplarınızın yerleşim durumunu iyi ayarlayın.
Siz konuşurken muhataplarınız sizi rahatça görebilmelidir. İyi niyetle önünüze konan bir sürahi ve bardak, dinleyicilerle aranızda ciddî bir engeldir. Siz konuşurken, yanınızda kimse olmaması daha uygundur.
Ayrıca muhataplarınızın dağınık oturmamalarını sağlayın. Yoksa onların dağınıklığı sizin ifadelerinize de yansıyacaktır. Unutmayın ki, sözün tesiri “göze bakıp kalbe hitap etmekte” gizlidir.6
5. Hafıza gücü
Hafızanızı kullanmasını bilin.
Bilgisayar kullanmasını bilmeyen birisinin bilgisayar sahibi olması bir anlam ifade etmediği gibi, hafızayı kullanmasını bilmeyen birisinin kuvvetli bir hafızaya sahip olması da çok işe yaramaz.
İnsanların ortalama %10 kapasite ile hafızalarını kullandıkları söylenir. Bunun anlamı şudur: Hafızanızın kapasitesini %90 daha artırabilirsiniz. “Hafızası kuvvetli” dediğimiz pek çok insan, muhtemelen hafıza yönünden ayrıcalıklı olmaktan ziyade, bu kapasitelerini iyi kullanan kimselerdir.
Kapasite artırımı için şu hususları bilmekte yarar vardır:
1-Hatırlama lüzumu hissettiğiniz şeyler, hafızanızda derin izler meydana getirsin!
2-Unutmamak için tekrar edin!
3-Çağrışım zinciri kurun! Yani, hatırlamak istediklerinizi, iyi bildiğiniz şeylere bağlayın.7 Bilgisayarda, birtakım şifreler ve kodlarla programa girildiği gibi, hafıza da ipuçları sistemiyle çalışır. Mesela birisine deseniz “hatırla!”, muhatabınızın hafızası neyi hatırlayacağını bilemez. Fakat deseniz ki “doğum gününü hatırla!” hemen işlemeye başlar ve hatırlar.
Hafızanızın lüzumsuz ve zararlı şeylerden korunması da son derece önemlidir. Hafıza, lüzumlu lüzumsuz her bilginin yığıldığı bir çöplüğe dönmemelidir. Özellikle, harama bakmak şeklindeki günahlar, hafızanın kapasitesini son derece azaltır. Ayrıca gürültülü bir hayat ve kalabalık manzaralar hafıza üzerinde menfî tesirler yapar.
6. Taklit
Başkalarını taklit yerine kendi kabiliyetinizi gösterin!
Elma, portakal, nar gibi meyvelerin her biri hoştur ve tatlıdır, ama her birinin güzellikleri ve tatları farklı farklıdır. Hitabet yönünden de insanlar öyle olmalıdır.
Allah her insanı farklı bir sima ve farklı kabiliyetlerde yaratmıştır. Sizden önce sizin gibi biri olmadı, sizden sonra da olmayacaktır. Bu kadar değerli biri iken, niçin bir başkasının ruhî ve bedenî kılığına bürünmek isteyeceksiniz?
Taklit ancak ilk başlarda olabilir. Yavru bülbüller, ana bülbülleri dinleyerek ötmesini öğrenir. Siz de başlangıçta meşhur hatiplerin hitap tarzını taklit edebilirsiniz. Fakat bu, sonraları bitmeli ve yerini kendi üslûbunuza terk etmelidir. Tabir caizse, “herkes hayat orkestrasında kendi çalgısını çalmalıdır.”8
7. İlk denemeler
İlk denemelerdeki başarısızlıklardan yılmayın!
Her usta şoförün bir acemilik dönemi olduğu gibi, hatipliğin de bir acemilik dönemi vardır. İlk denemelerde başarısız olabilirsiniz, hatta hezimete uğrayabilirsiniz. Bu, sizin şevkinizi kırmasın, neşenizi kaçırmasın. Unutmayın: Hiçbir insan, anasından hatip olarak doğmamıştır. Meşhur hatiplerin hayatını incelediğinizde, onların da hayatında benzeri başarısızlıklar olduğunu görürsünüz.
Yüzebilmek istiyorsanız suya girmelisiniz. Tarlada yüzme öğrenemezsiniz. Güzel konuşmak istiyorsanız, toplumun karşısına çıkıp konuşmaya başlamalısınız. “Yapamam” şeklinde bir endişeye kapılmayın. Kendinize güvenin. Cesur olun! Hiç olmazsa öyle görünün!9
Başkalarının huzurunda konuşma yapmak, aslında güzel bir mazhariyettir. Ancak çoğu kimse, böyle bir konuşma evvelinde ciddi bir heyecan hali yaşar. Aslında kıvamında olan bir heyecan, konuşmaya kıvam ve kalite katar. Fakat aşırı olduğunda zarar verebilir.
Davet edildiğim bir TV programına ailece gitmiştik. Program öncesi iki-üç bardak su içtiğimi gören oğlum sordu: “Baba, bu kadar programa çıktın, hala heyecan mı duyuyorsun?” Dedim: “Bir miktar heyecan duymazsam canlı anlatamıyorum!”
Kırk yılını sahnede geçirmiş tecrübeli bir sanatçıya “bu kadar tecrübeye rağmen hala sahnede heyecan duyuyor musunuz?” diye sormuşlar. “Heyecan duymadığım gün o sahneden inerim” demiş.
İnsan, kontrol edilebilir bir heyecan duyduğunda, konuşması daha içten ve daha canlı olur. Böyle bir heyecan duymama halinde ise, konuşması resmi ve soğuktur. Heyecan duymadığı için heyecan da veremez.
8. Özlü cümleler
Veciz cümleleri ezberleyin!
İyi bir hatip, geniş bir genel kültüre sahip olmalıdır. Sahasındaki temel eserleri dikkatle okumalı, buralarda gördüğü veciz cümleleri not edip, yeri geldiğinde ezbere nakledebilmelidir. Bu cümleler, konuşmanızın kalitesini yükseltecek, sözünüze akıcılık kazandıracaktır. “Büyüklerin sözleri, sözlerin büyükleridir” denilir. Büyüklerin sözlerini kullana kullana siz de büyüyecek “yerli malı veciz cümle imalatına” başlayabileceksiniz.
Veciz cümleler gül yağına benzer. Güllerin pres edilmesiyle gül suyu yapılır. Gül suyunun damıtılmasıyla da gül yağı elde edilir. Bir gram gül yağı litrelerce gül suyuna bedel olduğu gibi, veciz bir cümle de yüzlerce sayfa basit cümlelere bedeldir.
Amerika’da köleliğe son veren Abraham Lincoln, “Köle olmayı istemediğim için efendi olmayı da istemem” demiş. Böyle veciz ve mana yüklü bir cümle, o konuda söylenecek sayfalarca anlatıma bedeldir. Beşeriyetin bilgi birikimini bilen ve bunları yerli yerince kullanmasını bilen kimseler, hitabette seçkin hale gelirler. Onların konuşmaları, dertlere derman ve yaralara merhem olur.
9. Tenkit
Konuşmanızın tenkidini dinleyin!
Pek çok konuşmacı, konuşması esnasında bazı hatalar yapar. “Eee”, “ııı” gibi uzatmalar yapmak, “yani” kelimesini sıkça kullanmak bunlardan bazılarıdır. Konuşmacı genelde bu hatalarının farkında değildir, ama bu hatalar muhataplarca hemen fark edilir.
Herkese kendi âdeti hoş gelirmiş. Size de kendi konuşmanız çok tatlı gelebilir. Fakat unutmayın ki her insanın kusurları olabilir. Sizin de birtakım konuşma hataları yapmanız mümkündür. Bunu arkadaşlarınızdan öğrenebilirsiniz. Sizi tenkit edenlere kızmak yerine, onları takdir edin. Haklı tenkitlerinden hakkıyla istifade edin, o tenkitler doğrultusunda kendinizi düzeltin. Hatanızı savunma hatasına düşmeyin. Haksız tenkitlere ise aldırmayın. Unutmayın, “meyveli ağaç taşlanır.” O tür tenkitlere muhatap olduğunuzda, şevkinizi bozmadan yolunuza devam edin.
10. Kısa notlar
İlk konuşmalarınızda elinizdeki notlardan yararlanın!
Bir konuşma,
-Ya daha önceden hazırlanmış bir metni okuyarak,
-Ya önceden hazırlanmış kısa notlara bakarak,
-Ya da irticalen yapılır.
İrticalen yapılan konuşma en zor olanıdır. Önde bir metin veya bazı notlar olmadan konuşabilmek, sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. Uzun tecrübeler ve sistematik bir bilgi birikimi gerektirir. Onun için ilk başlangıçta önceden hazırlanmış notlara bakarak konuşma metodu tavsiye edilir. Nitekim çocuk ilk yürümeye başladığında evdeki eşyalara tutunarak ayakta durur. Sonra, bir yere tutunmadan yürümeyi öğrenir.
11. Giriş cümlesi
Giriş cümlenizi itinayla seçin!
İlk intiba çok önemlidir. Konuşmada ilk cümleniz, sizin seviyenizi yansıtacaktır. Bundan dolayı, “bütün dikkatleri harekete geçirecek bir başlangıç” ile söze başlamak çok yerinde olacaktır.
Bunu sağlamak için;
-Söze özür dileyerek başlamayın!
-Merak uyandırın!
-Yüksek ve genel bir fikirle söze başlamak yerine, mesela bir tasvirle söze başlayıp, sonra fikirlere geçin!
-Başlama sözünüze, o anda bulunmuş intibaını verin! Mesela konuşma salonunda bulunan veciz bir cümleyi, giriş cümlesi olarak seçebilirsiniz. Bu, konuşmanıza fıtrîlik kazandıracaktır.
Lise yıllarımda zaman zaman büyüklerimizle köylere gider, sohbetlere katılırdık. Bu ziyaretlerimizden birinde, sohbet kahvehanede yapılacaktı. Konuşmacı zat, duvardaki bir cümleyi nazara vererek konuşmasına şöyle başladı:
“Karşımdaki duvarda şöyle bir yazı görüyorum:
Gönül ne çay ister ne çayhane,
Gönül sohbet ister, çay bahane.
Buraya geldik, çayımızı içtik. Ama o işin bahanesi, biz asıl sohbet etmeye geldik…”
Böyle tatlı bir girişten sonra, sohbet daha da tatlılaşarak devam etti.
12. Sonuç cümlesi
Hafızalarda derin iz bırakacak cümlelerle konuşmayı bitirin!
İlk cümlenin önemi gibi, son cümleler de son derece önem arz eder. Bu cümleleri önceden hazırlayın. “Söyleyeceklerim bundan ibaret! Artık sözü burada noktalıyorum” şeklinde bir sonuç cümlesi, affedilmez bir acemiliktir.
En güzeli, sözü zirve noktasına götürüp orada tamamlamaktır. Bu, zor, fakat başarılı bir bitiriştir.
Konuşma, bir ağaç misali bir çekirdekten sümbüllenip dal budak salmalı, çiçek açmalı; en sonunda tatlı bir meyve gibi son bulmalıdır.
Hollywood filmlerinde giriş ve sonuç kısımlarının özel bir itina ile hazırlandığı görülür. Giriş, bütün dikkatleri filme toplayacak şekilde yapıldığı gibi, sonuç da unutulmayacak bir sahne ile bitirilir.
13. Yer ve zaman
Yerinde yeterince konuşun!
Bir arkadaşım, aslında hayli bilgili olduğu halde pek konuşmazdı. Bir gün aramızda şöyle bir muhavere cereyan etti:
-Tahsin, görüyorum ki pek konuşmuyorsun. Yoksa fazla konuşmak israf mı?
-Evet hocam, israf!
-Eyvah, öyleyse ben yandım. Ben hayli konuşuyorum. Ama “fazla konuşmak israf” demek yerine “lüzumsuz konuşmak israftır” desek daha isabetli olmaz mı?
-Hocam, galiba haklısın.
Bu konuşmamızdan sonra Tahsinin nutku açıldı, bulunduğu ortamlarda ilminden istifade edilen bir kimse haline geldi.
İyi bir hatip, yerinde yeterince konuşandır. Yeri geldiğinde konuşmak güzel olduğu gibi, zamanı geldiğinde susmak da güzeldir.
Konuşmuş olmak için değil, ihtiyaca binaen konuşun! Yerinde, yeterince yapılan bir konuşma, saatlerce sürse de israf değildir, zevkle dinlenir. Yersiz ve lüzumsuz bir konuşma ise, beş dakika da sürse, israftır, sıkıcıdır.
Cuma günü camilerde yapılan konuşmalarda bazı vaizlerin ezandan sonra üç-beş dakika vaaza devam etmesi, zaman zaman sıkıntı meydana getirmektedir. Hâlbuki vaiz, bütün hünerini ezan okununcaya kadar gösterse, çok isabetli hareket etmiş olacak, sözü kıvamında iken bırakacaktır.
14. Muhatabın seviyesi
Muhatabınızın seviyesine göre hitap edin!
Üniversitede talebe iken, Şubat tatilinde kendi köyümü ziyarete gittiğimde benden bir konuşma yapmamı istediler. Ben de kırk- elli dakikalık bir konuşma yaptım. Herkes dağıldığında değerli bir dostum konuşmamın kritiğini yaptı ve şöyle dedi:
“Onların seviyesinden bir konuşma olmadı. Seni anlamadılar, sadece seyrettiler!”
İyi bir hatip, muhataplarının seviyesini nazar-ı itibara alır. Bir çocukla konuşsa çocuklaşır, akademik bir çevreye hitap ettiğinde üst düzeyden konuşur. Avamdan insanlarla muhatap olduğunda, basit cümlelerle meramını ifade eder. Cenab-ı Hakk’ın insanlara hitap ederken, onların anlayacağı ifade ve temsillerle anlatımını hatırlar; bu İlâhî ahlâk ile ahlâklanır. Bilir ki konuşmaktan maksat ifade-i meramdır. Seviyeye inmenin de büyük bir seviye istediğinin farkındadır. “İnsanlara anlayabilecekleri kadar konuşun.”10 düsturuyla hareket eder.
15. Fikir ve his
Fikir ve his yüklü bir muhteva ile konuşun!
Bir söz ziyafeti verdiğinizde, bütün muhataplarınız o sofradan hissesini alabilmeli, herkes “doymuş” olarak kalkabilmelidir. Hitap sonrası muhataplarınızın hâlinde bir değişiklik yoksa onları “aç” göndermişsiniz demektir.
Doyurucu bir konuşma, hem fikir, hem de hisle dolu bir konuşmadır. Sadece fikre hitap eden konuşmalar çok kuru olduğu gibi, sadece hisse hitap edenler de çok cıvık kalır. Fikir yüklü bir konuşma akla, his dolu bir konuşma kalbe hitap eder. Her ikisini cemeden konuşma ise hem akla, hem de kalbe seslenir.
Bir bina taşlarla yapılır. Bir de bunları birbirine rabteden çimento vardır. İyi bir konuşmada fikirler tuğlalara, hisler ise çimentoya benzer. Sadece bunlardan biriyle bina yapılmadığı gibi, sadece fikirle ve sadece his ile kaliteli bir konuşma yapılamaz.
16. Bütünlük
Konuyu bir bütünlük ve tenasüp içinde takdim edin!
Bütünlük ve tenasüp (birbiriyle uyum), İlâhî sanatın en büyük özelliklerindendir. Âleme baktığınızda bu bütünlük ve tenasübü görebilirsiniz. Aslanın bütün uzuvları haşmet ve heybete baktığı gibi, ceylanın bütün cüzleri hüsün ve letafete bakmaktadır.
İşte, bu bütünlük ve tenasübü konuşmanıza aksettirin.
Daldan dala atlayarak konuyu dağıtmayın.
Kısa tutulması gereken bir bölümü, uzunca anlatarak tenasübü bozmayın. Pireyi deve kadar büyütmeyin. Her şeye hakkını verin. Muhatabınızı teferruatta boğmayın.
İlk söyleyeceğinizi sona bırakmayın. En son demeniz gerekeni başta söylemeyin. Önce tatlı, sonra et ve en sonunda çorba takdim edenler gibi olmayın!
17. Kıssa ve temsillerden yararlanmak
Kelime aramayın, hadise ve düşünce arayın!
Çoğu kişi, mücerret (soyut) fikirlere muhatap olamaz, ama o mücerret fikrin muhtevasını bir olay veya bir temsille anlayabilir. Mücerret fikirlerin anlatıldığı kelâmî veya felsefî bir konuşma, muhataplarının uykusunu getirir. Fakat bu fikirler, gelişen olaylar zinciri ve güzel örneklerle anlatılsa, muhataplar söylenen sözleri anlar, büyük bir ilgiyle takip eder. Bu hikmete binaendir ki Kur’an’da kıssalar ve temsiller çokça yer almıştır. Bu esası yakalayan, sözüne akıcılık kazandırır.
Sözgelimi, hak – batıl mücadelesini anlatıyorsunuz. Bunu Hz. Musa’nın Firavun karşısındaki mücadelesini anlatarak örneklendirebilirsiniz. Söz esnasında “Batılın hakka saldırması, hakkın ortaya çıkmasına vesile olur” dediğinizde, muhatapların çoğu bu cümleyi anlamayabilir. Ama devamında “atmaca kuşunun serçelere saldırması gibi…” dediğinizde meramınız daha iyi anlaşılır.
Sözünüzün devamında “batılın hakka musallat olması, hak ehlini gayrete getirir” diyebilirsiniz. Bunu da “at sineği” örneğiyle zihinlere nakşedebilirsiniz. At, gevşek bir halde ve uyuşuk bir şekilde giderken, at sineği kendisine musallat olduğunda gayrete gelir, gevşeklik ve uyuşukluktan kurtulur.
Hatta sonunda Necip Fazıl’ın şu beytini de ilave etseniz, konuşmanız “hıtamuhu misk”11 sırrına mazhar olur:
“Ey düşmanım sen benim ifademsin, hızımsın.
Gündüz geceye muhtaç, sen de bana lazımsın.”12
18. Kelimelerle resim
Sözlerinizle resim çizin.
Ressam, fırçasıyla çizgiler çizer, resimler yapar. Hatip de kelimelerle aynı işi gerçekleştirir. Sözgelimi bir baharı tasvir ediyorsanız, muhatabınızın fikrini, hayâlini bahar bahçelerinde gezdirebilmeli, Mevlâna’yı anlatıyorsanız, onu Mevlâna’nın asrına çekebilmelisiniz.
Eğer siz kelimelerinizle etkili resimler çizemezseniz, muhatabınız manen sizden uzaklaşacak ve kendi hayalinin çizdiği resimlere bakmayı tercih edecektir.
19. Sorulardan yardım
Sorularla, muhataplarınızın zihnindeki
kilitli kapıları açmaya çalışın!
İyi bir hatip, muhatabının kilitli kapılarını açar, onun akıl ve kalbine hitap etmesini bilir. Bunu sağlayacak esaslardan biri, söz arasında bazı sorularla muhatabın dikkatini çekmektir. Bu sorular, onun düşünmesini sağlayacak, mukayese etmesine yardımcı olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de bunun pek çok örneğini görmek mümkündür. Mesela “Kara ve denizin karanlıklarında size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen kimdir? Allah ile beraber bir ilâh mı var?”13
Burada soru sorulması, cevap beklemek için değil, muhataba ikrar ettirmek içindir. Bu tarz sorulara “istifham-ı inkâri” denilir.
Unutmayın: İnsanlar kendilerine bir şey satılmasından hoşlanmaz, satın almaktan hoşlanırlar. Hitap esnasında soracağınız sorular, muhatabınızın müşteri olmasına yardımcı olacaktır.
20. Duraklamak
Duraklamanız gereken yerde duraklayın!
Yazı yazarken nokta, virgül gibi noktalama işaretleri kullanırız. Bunlar, metni daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Konuşmamız esnasında zaman zaman duraklamamız da benzeri bir etkiye sahiptir.
Konuşmada akıcılık mühim olduğu gibi, durulması gereken yerlerde durup, muhatapların daha iyi anlamalarına yardımcı olmak da önemlidir. Bunu, “nişan almak ve sonrasında sözün hedefine ulaşıp ulaşmadığını kontrol etmek” şeklinde değerlendirmek mümkündür.
Özellikle çok etkili bir cümle sonunda bir miktar duraklamak, dinleyenlerin daha iyi anlamalarına vesile olur.
21. Vurgu
Gereken yerlerde vurgu yapın!
Yazıda bold veya italik yapılan yerlerin hemen dikkat çekmesi gibi, konuşma esnasında da bazı kelimeler ve cümlelerde özel bir vurgu yapmak gerekir. Başarılı bir konuşma için kelime ve cümleleri kuvvetle, canlı bir şekilde söylemek, o konuşmayı sıradan olmaktan kurtarır, âdeta kanatlandırır.
Sesinize hâkim olun! Monoton konuşmaktan kaçının. Sesinizi bir deniz gibi dalgalandırın. Hava gibi kâh latif, kâh şiddetli yapın.
Şüphesiz, kurşunu hedefe elle atmak ile silâhla atmak arasında büyük fark vardır. Mesela, üzerinde durularak söylenmiş “50 lira!” ifadesi, üzerinde durulmadan söylenen “50 bin lira”dan daha büyük görünür.
22. Selâset
Selis (akıcı) bir şekilde konuşun!
Konuşmaya sürükleyicilik kazandıran hususlardan bir tanesi, selâsettir. Selis konuşan bir hatibin ifadeleri, coşkun akan sular gibidir. Bülbülün nağmeleri gibi tatlıdır. “Eee…” destekli, “Efendime söyleyeyim” katkılı cümleler, selâsetten nasipsiz cümlelerdir.
23. Netlik
Net ifadelerle anlatın!
Hollanda’da iken Türkiye’den gelen meşhur bir yazarın konuşmasını dinlemiştim. Nasılsa konuşması pek net değildi, anlattıkları çok da iyi anlaşılmıyordu. Konuşmasının sonunda soru cevap faslına geçildi. Dinleyenlerden birisi sorusunu şöyle yöneltti:
“Anlaşılmamak için çok özel bir gayret mi sarf ediyorsunuz?”
O meşhur yazarın şu an bir cümlesini bile hatırlamıyorum, ama bu “kaliteli” dinleyicinin sorusunu hoş bir hatıra olarak yâd ediyorum.
Konuşmanız bir bilmece gibi olmasın. Maksadınız anlaşılsın. Sözünüz herkes tarafından ayrı yorumlanmasın.
Ayrıca “Zannederim.., galiba.., bana öyle geliyor ki..” şeklindeki ürkek ifadelerden kaçının. Bu tip esnek ifadeleri, akademik çalışmalara, ihtilâflı konulara bırakın.
24. Jest
Fıtrî jestler yapın!
Jest, konuşma esnasındaki el ve kol hareketleridir, Aşırıya kaçmamak şartıyla, fıtrî olan jestler ifadeye güç verir. Değeri olan jest, o anın ilhamıyla yapılan jesttir. İçten gelen tüy gibi hafif bir hareket, bir ton jest kitabının öğrettiğinden değerlidir.
Rasulullah konuşmalarında fıtrî jestler yapmıştır. Mesela, “Ben ve Kıyamet, bu ikisi gibiyiz”14 derken, işaret parmağı ile orta parmağını göstermiş; “Mümin, mümin için kurşunla kenetlenmiş bina gibidir”15 derken de iki elinin parmaklarını birbirine geçirmiştir.
25. Mimik
Kendi konuşmanıza iyi bir muhatap olun!
Konuşmanın izlerinin söyleyenin yüz hatlarında ve gözünde meydana getirdiği etkiye “mimik” denir. Konuşan samimî değilse, bilgisi kâr etmez. İnanç aşılayan, ikna eden söz, dimağdan dimağa değil, kalpten kalbe giden sözdür.
İnsan, sözlerinde samimî olmalıdır. Kişinin kendisinde heyecan uyandırmayan bir sözün, muhataplarında bir heyecan meydana getirmesi düşünülemez. Konuşurken kendi göz pınarlarında yaş olmayan biri, başkalarının gözünü nemlendiremez.
Söylenmeye değer sözleriniz olsun ve kuvvetle bu sözleri söyleme ihtiyacı hissedin. Kalben insanlara sevgi ve şefkatle dolu olun. Unutmayın ki “soğuk bir kalpten sıcak cümleler çıkması mümkün değildir.”16
Sözlerinizde samimî olun. Konuşmanız en önce sizde tesirini göstersin. Sizde heyecan uyandırmayan bir sözün, muhataplarınızı heyecanlandırmasını beklemeyin. Unutmayın:
“İnsanları kanatlandıran nutuklar, kanatlanmış insanların nutuklarıdır.”17
26. Yerli malı ifadeler
Kendi cümlelerinizle konuşun!
Konuşurken fıtrî olmaya gayret edin. Sun’î ifadelerden kaçının. Başkalarının cümlelerini nakille yetinmek yerine, onlardan da istifade edip kendi cümlelerinizi kurun. Arı misali olun. Çiçekten çiçeğe konun; fakat sonunda bir demet çiçek değil, bir kaşık bal takdim edin.
Kişinin, anlatacağı konuyu hazmetmesi, kendi cümleleriyle muhataplarına sunabilmesi son derece önemlidir. Bu, onun konuşmasını “özgün” kılacaktır.
Unutmamak gerekir ki, başarılı bir hitabetin standart bir şekli yoktur. Anlatmak istediğimizi karşıya iyi bir şekilde iletebilmişsek, başarılı bir konuşma yapmış oluruz. Farklı meyvelerin her birinin kendine has bir tadı olması gibi, farklı konuşma türlerinin de başkasında olmayan bir tadı vardır.
27. Dinleyici hakları
“Dinleyici haklarına” riayet edin.
Tüketici hakları” olduğu gibi, “dinleyici hakları” da vardır. Ayda bir yapılan ve çoğunluğunu akademik şahsiyetlerin teşkil ettiği bir toplantıya değerli bir konuşmacı davet edilmişti. Sayın konuşmacı onlara “bilimin faziletlerinden, günümüz teknolojisini iyi bilmenin faydalarından” söz etti. Anlattıkları şeyler faydalı ve doğru bilgiler olmakla beraber hiç de yerinde olmadı. Zira katılımcıların çoğu o bilgileri zaten biliyordu.
Bir topluluk önünde konuşmak, çok önemli bir olaydır. Üreticiler, tüketicileri nazara almakla mükellef oldukları gibi, konuşmacılar da dinleyicileri nazara almakla mükelleftir. Dinleyicilerin karşısına hazırlıksız çıkmak, süreyi aşmak, seviyeyi tutturamamak gibi acemilikler, profesyonel bir hatipte asla olmaması gereken hallerdir. Konuşmacının, “dinleyenleri hayal kırıklığına uğratmak” şeklinde bir hakkı ve lüksü yoktur ve olmamalıdır. Konuşmacı, işini gücünü bırakıp kendisini dinlemeye gelen kimselere hürmetle ve hizmetle sorumludur.
Shakespeare (Şekspir), bir süredir boş konuşma yapan birini şöyle tasvir eder:
“Konuşuyor, ama henüz bir şey söylemedi!”
İşte siz kendinizi sığaya çekin. Kusurlarınızı görmeye çalışın. Konuşmanız esnasında muhataplarınız uyumuşsa, onları kınamak yerine, kendinizi kınayın. “Nasıl konuşup da onları uyuttuğunuzu” görmeye gayret edin. Bir hipnozcu değil, bir konuşmacı olduğunuzu hatırlayın.
28. Üslûp
Mukezay-ı hâle göre bir üslûp kullanın!
Her hâlin gerektirdiği farklı bir üslûp vardır. Bir savaş öncesi askerlere yapılacak bir konuşmanın üslûbu ile, bir cenaze evinde yapılacak konuşmanın üslûbu elbette bir değildir.
Keza, sevgiyi anlatma üslûbuyla düşmanlığı anlatma üslûbu aynı olmamalıdır. Yeri geldiğinde tatlı bir üslûp, yeri geldiğinde tatlı sert bir üslûp, yeri geldiğinde de ateşli bir üslûp kullanın.
29. Mübalâğa
Gerçekleri abartarak anlatmaktan kaçının!
Hak ve hakikatin abartılarak anlatılmaya ihtiyacı yoktur. Mübalâğalı anlatım, aslında gerçeklere saygısızlıktır, öveyim derken yermektir. Mesela, Hz. İsa için Allah’ın kulu ve rasulü olmak şeref olarak kâfi iken, bir kısım Hristiyanların Ona “Allah’ın oğlu “demeleri, iftiradan başka bir şey değildir.
Sözleriniz gerçeklere düz bir ayna olsun. Eğer tümsek veya çukur ayna gibi olursa, sözleriniz gerçeğin yansıtıcısı değil, gerçeğin tahrifçisi olacaktır. Ya fazla şişirecek veya onu küçültecektir.
30. İkna
Müdellel konuşun!
Sözleriniz ilme ve tecrübeye dayansın. Kendi zan ve kanaatlerinizi “ilmi gerçekler” şeklinde takdim etmeyin. Faraza Mehmed Âkif’i anlatacaksanız, önce eserlerini dikkatle okuyun. Sonra kitaplarına dayanarak onu anlatın. Sözleriniz sadırdan değil, satırdan olsun. Eğer yanlış bilinen tarihî bir gerçeği dile getirecekseniz, onun belgesini elde edin, sonra söyleyeceğinizi söyleyin.
İlerleyen fenler ve hızla gelişen iletişim imkânları insanımızın ufkunu açmıştır. Şimdiki neslin hâl dili, şöyle haykırmaktadır:
“Biz ehl-i hâliz.
Namzed-i istikbaliz.
Tasvir ve tezyin-i müddea zihnimizi işba’ etmiyor, burhan isteriz.”18
Yani, biz bu zamanın evlâdıyız. Geleceğe de namzediz. Süslü ve yaldızlı iddialar zihnimizi doyurmuyor, delil isteriz.
31. Tevazu
Mütevazı olun!
Kur’an’ın ifadesiyle “her bilenin fevkinde bir Alîm (iyi bilen) vardır.”19 Muhakkak her hatibin fevkinde de bir başka hatip vardır. Hitabette ve her türlü kemâlatta en zirve insan olan Resulullah’a, “De ki: Ben de sizin gibi beşerim”20 hatırlatılmasının yapılması, bütün ümmete mühim bir irşattır. Yani, Hz. Peygamber en zirvede olmakla beraber, kendini diğer insanlardan tecrit etmemektedir. Zaten büyüklüğün sırrı da buradadır. Siz de zirvelerde olun, fakat aşağılarda görünün. Hitabetin zirvelerinde olmanızı, gururun zirvelerine çıkmaya vesile yapmayın.
32. Bıktırmamak
Tadında bırakın
Bilimsel bir toplantının son kısmında konuşmacılara beşer dakika konuşma süresi verilmişti. Bir konuşmacı “bana uzunca bir beş dakika lazım” diye söze başladı ve en azından yirmi dakika konuştu. Hâlbuki anlattıkları, üç dakikada özetlenebilecek şeylerdi.
Güzel bir konuşma, güzel bir ziyafete benzer. İnsan, bir miktar yedikten sonra “doyum noktasına” ulaştığı gibi, bir miktar dinledikten sonra da “doyum noktasına” ulaşır. Dolayısıyla, dinleyicilerin belli bir dinleme kapasiteleri vardır, bunu zorlamamak gerekir. Özellikle, panel ve sempozyum gibi süreli konuşmalarda sürenin aşılması hem programın sarkmasına yol açar, hem de homurdanmalara sebebiyet verir.
Konuşurken zaman zaman saate bakmak gerekebilir. Ama bundan daha önemlisi, dinleyenlerin tavırlarıdır. Dinleyicilerin gözlerine, tavırlarına dikkat eden başarılı bir hatip, onların beden dillerinin verdiği mesajları kolaylıkla algılar ve “artık yorulduk, dinlemekte zorlanıyoruz” şeklindeki mesajları değerlendirip konuşmasına tatlı bir şekilde son verir.
Yerinizde saymayın, yeni ufuklara açılın!
Gerek bilgi gerek anlatım olarak kendinize yeni hedefler bulun, yeni ufuklar seçin. Unutmayın: Hedef bir ufuktur; ya varılır, ya varılmaz. Fakat o yolun yolcusu olmak gerektir. Zirvelere çıksanız bile, daha büyük zirveler olduğunu unutmayın.
“İleri, hep ileri! Durmak, kalmaktır geri!” düsturuyla hareket edin.
1 Bkz. Nursî, Mektubat, s. 302.
2 Carnegie, Söz Söylemek ve İş Başarmak Sanatı, s. 133.
3 Carnegie, age. s. 2.
4 Carnegie, age. s. 35.
5 Carnegie, Söz Söylemek, s. 94.
6 Gündüzalp, Altın Prensipler, s. 35
7 Bkz. Carnegie, age. s. 43
8 Carnegie, Söz Söylemek, s. 103
9 Carnegie age., s.19-22
10 Buhâri, İlim, 49
11 Bu ibare, Mutaffifin, 26. ayetten iktibastır.
12 Kısakürek, Çile, s. 59
13 Neml, 63.
14 Buhâri, Rikak, 39; İbn Mace, Mukaddime, 7.
15 Buhâri, Salat, 88; Müslim, Birr, 65.
16 Carnegie, Söz Söylemek, s. 59-60.
17 Carnegie, Söz Söylemek, s. 29.
18 Nursî, Muhakemat, s. 32.
19 Yusuf , 76
20 Kehf, 110
