Hitabette 33 Esas

1. Arzu

İyi bir hatip olmayı kuvvetle arzu edin!

İnsanın fiilleri, meyil ve arzularından doğar. Kuvvetli bir meyil ve arzu, fıtrî bir duadır. İnsana yeme iştahı veren İlâhî kudret, yiyecekleri de yarattığı gibi; sizde kuvvetli bir hitap isteği olduğunda, aynı kudret bunu zayi etmeye­cek ve size böyle bir nimeti bahşedecektir. Zira bir kelam-ı kibarda denildiği gibi “Vermek isteme­seydi, is­temek vermezdi.”1

Bana beyan kabiliyeti veren İlahi kudret, benim bu kabiliyetimi geliştirmemi de elbette istemektedir. Rehberim Hz. Muhammed (asm) insanların en güzel konuşanıydı. Güzel konuşmak benim için bir vazife olduğu gibi, benden istifade edecek kimseler açısından da bir haktır” diye düşünen biri, güzel konuşmak hususunda ciddi bir arzu hali yakalayabilir ve bu manayı hatırladıkça bu arzusunu canlı tutabilir.

2. Ön hazırlık

İyi bir ön hazırlık yapın!

Maratonlara katılanlar uzun bir hazırlık devresinden geçerler. Dereceye girmeleri, maratondaki ani performanslarından değil, uzun süreli hazırlanmalarından kaynaklanır. Hitabetteki başarı da buna benzer. Zihnen, fikren, ilmen hazır olunmayan bir konuşmanın çok da verimli olması söz konusu olamaz.

Hazırlıksız yapılan bir konuşma, az bir benzinle uzun yola çıkmaya benzer, sizi yolda bırakır.2 Yarı yolda kalmak istemiyorsanız, fikren ve hissen konuya kendinizi kaptırın. Ele alacağınız konu, gündüz hayâ­li­nizde, gece rü­yanızda sizi meşgul etsin. İç âleminizde konunun olgunlaştı­ğını hissettiğinizde, artık takdime hazırsınız demektir. O zaman sözleriniz, olgunlaşmış meyve misali tatlı, iyi ha­zırlanmış bir yemek misali lezzetli olacaktır.

İyi bir plân yapmayı, ön hazırlığın bir parçası olarak gö­rebiliriz. Zira plânsız ev yapılamayacağı gibi, plânsız ko­nuşma da yapılamaz.3

Nutuk, amacı olan bir seyahattir,4 yoksa gelişi­gü­zel bir şehir turu değildir. Bu plân için not alacağınız kâğıtlar­dan yararlanabilirsiniz. Ama daha mühimi, plânı zih­ninizde olgunlaştırmaktır. Gördüğünüz, duy­duğunuz, düşün­düğünüz şeyler, -hammaddenin fabri­kadan mamul madde şeklinde çıkması gibi- işlenmiş olarak çıkmalıdır.

3. Kıyafet

Kıyafetinize dikkat edin!

İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, konuşmalarına göre uğurlanır” derler. Hatibin kıyafeti, ilk intiba nok­ta­sında çok mühimdir. “Pejmürde bir kıyafet, kafanın da pejmürde olduğu hissini verebilir.”5

Fakat çok şık giyinmek de iyi değildir. O zaman kı­ya­fe­tiniz, sözlerinizden daha çok dikkat çekecektir.

4. Yerleşim durumu

Hem kendi konumunuzu,

hem de muhataplarınızın yerleşim durumunu iyi ayarlayın.

Siz konuşurken muhataplarınız sizi rahatça göre­bil­meli­dir. İyi niyetle önünüze konan bir sürahi ve bar­dak, dinleyi­cilerle aranızda ciddî bir engeldir. Siz konu­şur­ken, yanı­nızda kimse olmaması daha uygun­dur.

Ayrıca muhataplarınızın dağınık oturmamalarını sağla­yın. Yoksa onların dağınıklığı sizin ifadelerinize de yansı­yacaktır. Unutmayın ki, sözün tesiri “göze ba­kıp kalbe hi­tap etmekte” gizlidir.6

5. Hafıza gücü

Hafızanızı kullanmasını bilin.

Bilgisayar kullanmasını bilmeyen birisinin bilgisayar sa­hibi olması bir anlam ifade etmediği gibi, hafızayı kul­lanmasını bilmeyen birisinin kuvvetli bir hafızaya sa­hip olması da çok işe yaramaz.

İnsanların ortalama %10 kapasite ile hafızalarını kul­landıkları söylenir. Bunun anlamı şudur: Hafızanızın kapa­sitesini %90 daha artırabilirsiniz. “Hafızası kuvvetli” dediğimiz pek çok insan, muhte­melen hafıza yönünden ayrı­calıklı olmaktan ziyade, bu kapasitelerini iyi kullanan kimselerdir.

Kapasite artırımı için şu hususları bilmekte yarar var­dır:

1-Hatırlama lüzumu hissettiğiniz şeyler, hafızanızda de­rin izler meydana getirsin!

2-Unutmamak için tekrar edin!

3-Çağrışım zinciri kurun! Yani, hatırlamak istedik­leri­nizi, iyi bildiğiniz şeylere bağlayın.7 Bilgisayarda, bir­takım şifreler ve kodlarla programa gi­rildiği gibi, ha­fıza da ipuçları sistemiyle çalışır. Mesela birisine de­se­niz “hatırla!”, muhatabınızın hafızası neyi hatırlaya­ca­ğını bilemez. Fakat deseniz ki “doğum gü­nünü ha­tırla!” hemen işlemeye başlar ve hatırlar.

Hafızanızın lüzumsuz ve zararlı şeylerden korun­ması da son derece önemlidir. Hafıza, lüzumlu lüzum­suz her bilginin yığıldığı bir çöplüğe dönmemelidir. Özellikle, harama bakmak şeklindeki günahlar, hafıza­nın kapasitesini son derece azaltır. Ayrıca gürültülü bir hayat ve kalabalık manzaralar hafıza üzerinde menfî tesirler ya­par.

6. Taklit

Başkalarını taklit yerine kendi kabiliyetinizi göste­rin!

Elma, portakal, nar gibi meyvelerin her biri hoştur ve tatlıdır, ama her birinin güzellikleri ve tatları farklı farklıdır. Hitabet yönünden de insanlar öyle olmalıdır.

Allah her insanı farklı bir sima ve farklı kabiliyet­lerde yaratmıştır. Sizden önce sizin gibi biri olmadı, sizden sonra da olmayacaktır. Bu kadar değerli biri iken, niçin bir başkası­nın ruhî ve bedenî kılığına bürünmek isteyeceksiniz?

Taklit ancak ilk başlarda olabilir. Yavru bülbüller, ana bülbülleri dinleyerek ötmesini öğrenir. Siz de baş­langıçta meşhur hatiplerin hitap tarzını taklit edebi­lir­siniz. Fakat bu, sonraları bitmeli ve yerini kendi üslû­bu­nuza terk etmelidir. Tabir caizse, “herkes hayat orkestrasında kendi çalgısını çalmalıdır.”8

7. İlk denemeler

İlk denemelerdeki başarısızlıklardan yılmayın!

Her usta şoförün bir acemilik dönemi olduğu gibi, hatipli­ğin de bir acemilik dönemi vardır. İlk deneme­lerde başarı­sız olabilirsiniz, hatta hezimete uğrayabilir­siniz. Bu, sizin şevkinizi kırmasın, neşenizi kaçırma­sın. Unutmayın: Hiçbir insan, anasından hatip olarak doğ­mamıştır. Meşhur hatip­lerin hayatını incelediği­nizde, onların da hayatında ben­zeri başarısızlıklar olduğunu gö­rürsünüz.

Yüzebilmek istiyorsanız suya girmelisiniz. Tarlada yüzme öğrenemezsiniz. Güzel konuşmak isti­yorsanız, toplu­mun karşısına çıkıp konuşmaya başla­malısınız. “Yapamam” şeklinde bir endişeye kapılma­yın. Kendinize güvenin. Cesur olun! Hiç olmazsa öyle gö­rünün!9

Başkalarının huzurunda konuşma yapmak, aslında güzel bir mazhariyettir. Ancak çoğu kimse, böyle bir konuşma evvelinde ciddi bir heyecan hali yaşar. Aslında kıvamında olan bir heyecan, konuşmaya kıvam ve kalite katar. Fakat aşırı olduğunda zarar verebilir.

Davet edildiğim bir TV programına ailece gitmiştik. Program öncesi iki-üç bardak su içtiğimi gören oğlum sordu: “Baba, bu kadar programa çıktın, hala heyecan mı duyuyorsun?” Dedim: “Bir miktar heyecan duymazsam canlı anlatamıyorum!”

Kırk yılını sahnede geçirmiş tecrübeli bir sanatçıya “bu kadar tecrübeye rağmen hala sahnede heyecan duyuyor musunuz?” diye sormuşlar. “Heyecan duymadığım gün o sahneden inerim” demiş.

İnsan, kontrol edilebilir bir heyecan duyduğunda, konuşması daha içten ve daha canlı olur. Böyle bir heyecan duymama halinde ise, konuşması resmi ve soğuktur. Heyecan duymadığı için heyecan da veremez.

8. Özlü cümleler

Veciz cümleleri ezberleyin!

İyi bir hatip, geniş bir genel kültüre sahip olmalıdır. Sahasındaki temel eserleri dikkatle okumalı, buralarda gördüğü veciz cümleleri not edip, yeri geldiğinde ez­bere nakledebilmelidir. Bu cümleler, konuşmanızın kalite­sini yükseltecek, sözünüze akıcılık kazandıracak­tır. “Büyüklerin sözleri, sözlerin büyükleridir” denilir. Büyüklerin sözlerini kullana kullana siz de büyüyecek “yerli malı veciz cümle imalatına” başlayabileceksiniz.

Veciz cümleler gül yağına benzer. Güllerin pres edilmesiyle gül suyu yapılır. Gül suyu­nun da­mıtılmasıyla da gül yağı elde edilir. Bir gram gül yağı litre­lerce gül suyuna bedel olduğu gibi, ve­ciz bir cümle de yüz­lerce sayfa basit cümlelere bedel­dir.

Amerika’da köleliğe son veren Abraham Lincoln, “Köle olmayı istemediğim için efendi olmayı da istemem” demiş. Böyle veciz ve mana yüklü bir cümle, o konuda söylenecek sayfalarca anlatıma bedeldir. Beşeriyetin bilgi birikimini bilen ve bunları yerli yerince kullanmasını bilen kimseler, hitabette seçkin hale gelirler. Onların konuşmaları, dertlere derman ve yaralara merhem olur.

9. Tenkit

Konuşmanızın tenkidini dinleyin!

Pek çok konuşmacı, konuşması esnasında bazı hatalar yapar. “Eee”, “ııı” gibi uzatmalar yapmak, “yani” kelimesini sıkça kullanmak bunlardan bazılarıdır. Konuşmacı genelde bu hatalarının farkında değildir, ama bu hatalar muhataplarca hemen fark edilir.

Herkese kendi âdeti hoş gelirmiş. Size de kendi ko­nuşma­nız çok tatlı gelebilir. Fakat unutmayın ki her in­sanın ku­surları olabilir. Sizin de birtakım konuşma hataları yap­manız mümkündür. Bunu arkadaşlarınız­dan öğrenebilirsiniz. Sizi tenkit edenlere kızmak ye­rine, onları takdir edin. Haklı tenkitlerinden hakkıyla isti­fade edin, o tenkitler doğrultusunda kendinizi düzeltin. Hatanızı sa­vunma hatasına düşmeyin. Haksız tenkitlere ise aldırmayın. Unutmayın, “meyveli ağaç taşlanır.” O tür tenkitlere muhatap olduğunuzda, şevkinizi bozmadan yolunuza devam edin.

10. Kısa notlar

İlk konuşmalarınızda elinizdeki notlardan yarar­la­nın!

Bir konuşma,

-Ya daha önceden hazırlanmış bir metni okuyarak,

-Ya önceden hazırlanmış kısa notlara bakarak,

-Ya da irticalen yapılır.

İrticalen yapılan konuşma en zor olanıdır. Önde bir metin veya bazı notlar olmadan konuşabilmek, sanıl­dığı kadar kolay bir şey değildir. Uzun tecrübeler ve sistematik bir bilgi birikimi gerektirir. Onun için ilk başlan­gıçta önceden hazır­lanmış notlara bakarak ko­nuşma metodu tavsiye edilir. Nitekim çocuk ilk yü­rümeye başladığında evdeki eşyalara tu­tunarak ayakta durur. Sonra, bir yere tutunmadan yürü­meyi öğre­nir.

11. Giriş cümlesi

Giriş cümlenizi itinayla seçin!

İlk intiba çok önemlidir. Konuşmada ilk cümleniz, sizin seviyenizi yansıtacaktır. Bundan dolayı, “bütün dikkatleri harekete geçirecek bir başlangıç” ile söze baş­lamak çok ye­rinde olacaktır.

Bunu sağlamak için;

-Söze özür dileyerek başlamayın!

-Merak uyandırın!

-Yüksek ve genel bir fikirle söze başlamak yerine, mesela bir tasvirle söze başlayıp, sonra fikirlere geçin!

-Başlama sözünüze, o anda bulunmuş inti­ba­ını veri­n! Mesela konuşma salonunda bulunan veciz bir cümleyi, giriş cümlesi olarak seçebilirsiniz. Bu, ko­nuşmanıza fıtrîlik kazandıracaktır.

Lise yıllarımda zaman zaman büyüklerimizle köylere gider, sohbetlere katılırdık. Bu ziyaretlerimizden birinde, sohbet kahvehanede yapılacaktı. Konuşmacı zat, duvardaki bir cümleyi nazara vererek konuşmasına şöyle başladı:

Karşımdaki duvarda şöyle bir yazı görüyorum:

Gönül ne çay ister ne çayhane,

Gönül sohbet ister, çay bahane.

Buraya geldik, çayımızı içtik. Ama o işin bahanesi, biz asıl sohbet etmeye geldik…”

Böyle tatlı bir girişten sonra, sohbet daha da tatlılaşarak devam etti.

12. Sonuç cümlesi

Hafızalarda derin iz bırakacak cümlelerle konuş­mayı bi­tirin!

İlk cümlenin önemi gibi, son cümleler de son derece önem arz eder. Bu cümleleri önceden hazırlayın. “Söyleyeceklerim bundan ibaret! Artık sözü burada noktalıyorum” şeklinde bir sonuç cümlesi, affedilmez bir acemiliktir.

En güzeli, sözü zirve noktasına götürüp orada ta­mamla­maktır. Bu, zor, fakat başarılı bir bitiriştir.

Konuşma, bir ağaç misali bir çekirdekten sümbüllenip dal budak salmalı, çiçek açmalı; en sonunda tatlı bir meyve gibi son bulmalıdır.

Hollywood filmlerinde giriş ve sonuç kısımlarının özel bir itina ile hazırlandığı görülür. Giriş, bütün dikkatleri filme toplayacak şekilde yapıldığı gibi, sonuç da unutulmayacak bir sahne ile bitirilir.

13. Yer ve zaman

Yerinde yeterince konuşun!

Bir arkadaşım, aslında hayli bilgili olduğu halde pek konuşmazdı. Bir gün aramızda şöyle bir muhavere cereyan etti:

-Tahsin, görüyorum ki pek konuşmuyorsun. Yoksa fazla konuşmak israf mı?

-Evet hocam, israf!

-Eyvah, öyleyse ben yandım. Ben hayli konuşuyorum. Ama “fazla konuşmak israf” demek yerine “lüzumsuz konuşmak israftır” desek daha isabetli olmaz mı?

-Hocam, galiba haklısın.

Bu konuşmamızdan sonra Tahsinin nutku açıldı, bulunduğu ortamlarda ilminden istifade edilen bir kimse haline geldi.

İyi bir hatip, yerinde yeterince konuşandır. Yeri gel­di­ğinde konuşmak güzel olduğu gibi, zamanı geldi­ğinde sus­mak da güzeldir.

Konuşmuş olmak için değil, ihtiyaca binaen konu­şun! Ye­rinde, yeterince yapılan bir konuşma, saatlerce sürse de is­raf değildir, zevkle dinlenir. Yersiz ve lü­zumsuz bir ko­nuşma ise, beş dakika da sürse, israftır, sıkıcıdır.

Cuma günü camilerde yapılan konuşmalarda bazı vaizle­rin ezandan sonra üç-beş dakika vaaza devam etmesi, za­man zaman sıkıntı meydana getirmektedir. Hâlbuki vaiz, bütün hünerini ezan okununcaya kadar gösterse, çok isabetli hareket etmiş olacak, sözü kıvamında iken bırakacaktır.

14. Muhatabın seviyesi

Muhatabınızın seviyesine göre hitap edin!

Üniversitede talebe iken, Şubat tatilinde kendi köyümü ziyarete gittiğimde benden bir konuşma yapmamı istediler. Ben de kırk- elli dakikalık bir konuşma yaptım. Herkes dağıldığında değerli bir dostum konuşmamın kritiğini yaptı ve şöyle dedi:

Onların seviyesinden bir konuşma olmadı. Seni anlamadılar, sadece seyrettiler!”

İyi bir hatip, muhataplarının seviyesini nazar-ı iti­bara alır. Bir çocukla konuşsa çocuklaşır, akademik bir çevreye hitap ettiğinde üst düzeyden konuşur. Avamdan insanlarla muhatap olduğunda, basit cümle­lerle meramını ifade eder. Cenab-ı Hakk’ın insanlara hi­tap ederken, onların anla­ya­cağı ifade ve temsillerle an­latımını hatırlar; bu İlâhî ahlâk ile ahlâklanır. Bilir ki konuşmaktan maksat ifade-i meramdır. Seviyeye in­menin de büyük bir seviye istediğinin farkındadır. “İnsanlara anlayabilecekleri kadar konu­şun.”10 düs­turuyla hareket eder.

15. Fikir ve his

Fikir ve his yüklü bir muhteva ile konuşun!

Bir söz ziyafeti verdiğinizde, bütün muhataplarınız o sof­radan hissesini alabilmeli, herkes “doymuş” ola­rak kalka­bilmelidir. Hitap sonrası muhataplarınızın hâ­linde bir de­ğişiklik yoksa onları “aç” göndermişsiniz demektir.

Doyurucu bir konuşma, hem fikir, hem de hisle dolu bir konuşmadır. Sadece fikre hitap eden konuşma­lar çok kuru olduğu gibi, sadece hisse hitap edenler de çok cıvık kalır. Fikir yüklü bir konuşma akla, his dolu bir konuşma kalbe hitap eder. Her ikisini cemeden ko­nuşma ise hem akla, hem de kalbe seslenir.

Bir bina taşlarla yapılır. Bir de bunları birbirine rabteden çimento vardır. İyi bir konuşmada fikirler tuğlalara, hisler ise çimentoya benzer. Sadece bunlardan biriyle bina yapılmadığı gibi, sadece fikirle ve sadece his ile kaliteli bir konuşma yapılamaz.

16. Bütünlük

Konuyu bir bütünlük ve tenasüp içinde takdim edin!

Bütünlük ve tenasüp (birbiriyle uyum), İlâhî sanatın en büyük özel­liklerindendir. Âleme baktığınızda bu bütünlük ve tenasübü görebilirsiniz. Aslanın bütün uzuvları haşmet ve heybete baktığı gibi, ceylanın bütün cüzleri hüsün ve letafete bak­maktadır.

İşte, bu bütünlük ve te­nasübü konuşmanıza akset­tirin.

Daldan dala atlayarak konuyu dağıtmayın.

Kısa tu­tulması gereken bir bö­lümü, uzunca anlatarak tenasübü boz­mayın. Pireyi deve kadar bü­yüt­meyin. Her şeye hakkını ve­rin. Muhatabınızı teferruatta boğmayın.

İlk söyleyeceğinizi sona bırakma­yın. En son demeniz gerekeni başta söy­lemeyin. Önce tatlı, sonra et ve en sonunda çorba tak­dim edenler gibi olma­yın!

17. Kıssa ve temsillerden yararlanmak

Kelime aramayın, hadise ve düşünce arayın!

Çoğu kişi, mücerret (soyut) fikirlere muhatap olamaz, ama o mü­cerret fikrin muhtevasını bir olay veya bir tem­sille anla­yabilir. Mücerret fikirlerin anlatıldığı kelâmî veya felsefî bir konuşma, muhataplarının uykusunu geti­rir. Fakat bu fikirler, gelişen olaylar zinciri ve güzel ör­neklerle anlatılsa, muha­taplar söylenen sözleri anlar, bü­yük bir ilgiyle takip eder. Bu hikmete binaendir ki Kur’an’da kıssalar ve temsiller çokça yer almıştır. Bu esası yakalayan, sözüne akıcılık kazandı­rır.

Sözgelimi, hak – batıl mücadelesini anlatıyorsunuz. Bunu Hz. Musa’nın Firavun karşısındaki mücadelesini anlatarak örneklendirebilirsiniz. Söz esnasında “Batılın hakka saldırması, hakkın ortaya çıkmasına vesile olur” dediğinizde, muhatapların çoğu bu cümleyi anlamayabilir. Ama devamında “atmaca kuşunun serçelere saldırması gibi…” dediğinizde meramınız daha iyi anlaşılır.

Sözünüzün devamında “batılın hakka musallat olması, hak ehlini gayrete getirir” diyebilirsiniz. Bunu da “at sineği” örneğiyle zihinlere nakşedebilirsiniz. At, gevşek bir halde ve uyuşuk bir şekilde giderken, at sineği kendisine musallat olduğunda gayrete gelir, gevşeklik ve uyuşukluktan kurtulur.

Hatta sonunda Necip Fazıl’ın şu beytini de ilave etseniz, konuşmanız “hıtamuhu misk”11 sırrına mazhar olur:

Ey düşmanım sen benim ifademsin, hızımsın.

Gündüz geceye muhtaç, sen de bana lazımsın.”12

18. Kelimelerle resim

Sözlerinizle resim çizin.

Ressam, fırçasıyla çizgiler çizer, resimler yapar. Hatip de kelimelerle aynı işi gerçekleştirir. Sözgelimi bir ba­harı tasvir ediyorsanız, muhatabınızın fikrini, hayâlini bahar bahçelerinde gezdirebilmeli, Mevlâna’yı anlatı­yorsanız, onu Mevlâna’nın asrına çekebilmelisiniz.

Eğer siz kelimelerinizle etkili resimler çizemezseniz, mu­hatabınız manen sizden uzaklaşacak ve kendi hayalinin çizdiği resimlere bakmayı tercih edecektir.

19. Sorulardan yardım

Sorularla, muhataplarınızın zihnindeki

kilitli kapı­ları açmaya çalışın!

İyi bir hatip, muhatabının kilitli kapılarını açar, onun akıl ve kalbine hitap etmesini bilir. Bunu sağla­yacak esas­lardan biri, söz arasında bazı sorularla muhatabın dikkatini çekmektir. Bu sorular, onun dü­şünmesini sağlayacak, mukayese etmesine yardımcı olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de bunun pek çok örneğini görmek mümkündür. Mesela “Kara ve denizin karan­lıklarında size yol gösteren ve rahmeti­nin önünde rüz­gârları müjdeci olarak gönderen kim­dir? Allah ile bera­ber bir ilâh mı var?”13

Burada soru sorulması, cevap beklemek için değil, muhataba ikrar ettirmek içindir. Bu tarz sorulara “istifham-ı inkâri” denilir.

Unutmayın: İnsanlar kendilerine bir şey satılmasın­dan hoşlanmaz, satın almaktan hoşlanırlar. Hitap es­na­sında soracağınız sorular, muhatabınızın müşteri ol­ma­sına yar­dımcı olacaktır.

20. Duraklamak

Duraklamanız gereken yerde duraklayın!

Yazı yazarken nokta, virgül gibi noktalama işaretleri kullanırız. Bunlar, metni daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Konuşmamız esnasında zaman zaman duraklamamız da benzeri bir etkiye sahiptir.

Konuşmada akıcılık mühim olduğu gibi, durulması gere­ken yerlerde durup, muhatapların daha iyi an­lama­la­rına yardımcı olmak da önemlidir. Bunu, “ni­şan almak ve sonrasında sözün hedefine ulaşıp ulaş­madı­ğını kontrol etmek” şeklinde değerlendirmek mümkündür.

Özellikle çok etkili bir cümle sonunda bir miktar duraklamak, dinleyenlerin daha iyi anlamalarına vesile olur.

21. Vurgu

Gereken yerlerde vurgu yapın!

Yazıda bold veya italik yapılan yerlerin hemen dikkat çekmesi gibi, konuşma esnasında da bazı kelimeler ve cümlelerde özel bir vurgu yapmak gerekir. Başarılı bir konuşma için kelime ve cümleleri kuvvetle, canlı bir şekilde söylemek, o konuşmayı sıradan olmaktan kurtarır, âdeta kanatlandırır.

Sesinize hâkim olun! Monoton konuşmaktan kaçı­nın. Sesi­nizi bir deniz gibi dalgalandırın. Hava gibi kâh latif, kâh şiddetli yapın.

Şüphesiz, kurşunu he­defe elle atmak ile silâhla atmak arasında büyük fark vardır. Mesela, üzerinde durularak söylenmiş “50 lira!” ifadesi, üzerinde durulmadan söylenen “50 bin lira”dan daha büyük görünür.

22. Selâset

Selis (akıcı) bir şekilde konuşun!

Konuşmaya sürükleyicilik kazandıran hususlardan bir ta­nesi, selâsettir. Selis konuşan bir hatibin ifadeleri, coşkun akan sular gibidir. Bülbülün nağmeleri gibi tat­lıdır. “Eee…” destekli, “Efendime söyleyeyim” katkılı cümleler, selâset­ten nasipsiz cümlelerdir.

23. Netlik

Net ifadelerle anlatın!

Hollanda’da iken Türkiye’den gelen meşhur bir yazarın konuşmasını dinlemiştim. Nasılsa konuşması pek net değildi, anlattıkları çok da iyi anlaşılmıyordu. Konuşmasının sonunda soru cevap faslına geçildi. Dinleyenlerden birisi sorusunu şöyle yöneltti:

Anlaşılmamak için çok özel bir gayret mi sarf ediyorsunuz?”

O meşhur yazarın şu an bir cümlesini bile hatırlamıyorum, ama bu “kaliteli” dinleyicinin sorusunu hoş bir hatıra olarak yâd ediyorum.

Konuşmanız bir bilmece gibi olmasın. Maksadınız anlaşıl­sın. Sözünüz herkes tarafından ayrı yorumlan­masın.

Ayrıca “Zannederim.., galiba.., bana öyle geliyor ki..” şeklindeki ürkek ifadelerden kaçının. Bu tip esnek ifa­de­leri, akademik çalışmalara, ihtilâflı konulara bırakın.

24. Jest

Fıtrî jestler yapın!

Jest, konuşma esnasındaki el ve kol hareketleridir, Aşırıya kaçmamak şartıyla, fıtrî olan jestler ifadeye güç verir. De­ğeri olan jest, o anın ilhamıyla yapılan jesttir. İçten gelen tüy gibi hafif bir hareket, bir ton jest kitabı­nın öğrettiğin­den değerlidir.

Rasulullah konuşmalarında fıtrî jestler yapmıştır. Mesela, “Ben ve Kıyamet, bu ikisi gibi­yiz”14 derken, işa­ret parmağı ile orta parmağını gös­termiş; “Mümin, mümin için kurşunla kenetlenmiş bina gi­bi­dir”15 derken de iki elinin parmaklarını birbirine geçirmiştir.

25. Mimik

Kendi konuşmanıza iyi bir muhatap olun!

Konuşmanın izlerinin söyleyenin yüz hatlarında ve gözünde mey­dana getirdiği etkiye “mimik” denir. Konuşan samimî değilse, bilgisi kâr etmez. İnanç aşı­la­yan, ikna eden söz, dimağdan dimağa değil, kalpten kalbe giden sözdür.

İnsan, sözlerinde samimî olmalıdır. Kişinin kendisinde heyecan uyandırmayan bir sözün, mu­hataplarında bir heyecan meydana getirmesi düşünülemez. Konuşurken kendi göz pınarları­nda yaş olmayan biri, başkalarının gözünü nemlendiremez.

Söylenmeye değer sözleriniz olsun ve kuvvetle bu sözleri söyleme ihtiyacı hissedin. Kalben insanlara sevgi ve şef­katle dolu olun. Unutmayın ki “soğuk bir kalpten sıcak cümleler çıkması mümkün değil­dir.”16

Sözlerinizde samimî olun. Konuşmanız en önce sizde tesi­rini göstersin. Sizde heyecan uyandırmayan bir sözün, mu­hataplarınızı heyecanlandırmasını bek­leme­yin. Unutmayın:

İnsanları kanatlandıran nutuk­lar, ka­natlanmış insanların nutuklarıdır.”17

26. Yerli malı ifadeler

Kendi cümlelerinizle konuşun!

Konuşurken fıtrî olmaya gayret edin. Sun’î ifadeler­den kaçının. Başkalarının cümlelerini nakille yetin­mek yerine, onlardan da istifade edip kendi cümlele­rinizi kurun. Arı misali olun. Çiçekten çiçeğe konun; fakat sonunda bir demet çiçek de­ğil, bir kaşık bal takdim edin.

Kişinin, anlatacağı konuyu hazmetmesi, kendi cümleleriyle muhataplarına sunabilmesi son derece önemlidir. Bu, onun konuşmasını “özgün” kılacaktır.

Unutmamak gerekir ki, başarılı bir hitabetin standart bir şekli yoktur. Anlatmak istediğimizi karşıya iyi bir şekilde iletebilmişsek, başarılı bir konuşma yapmış oluruz. Farklı meyvelerin her birinin kendine has bir tadı olması gibi, farklı konuşma türlerinin de başkasında olmayan bir tadı vardır.

27. Dinleyici hakları

Dinleyici haklarına” riayet edin.

Tüketici hakları” olduğu gibi, “dinleyici hakları” da vardır. Ayda bir yapılan ve çoğunluğunu akademik şahsiyetlerin teşkil ettiği bir toplantıya değerli bir konuşmacı davet edilmişti. Sayın konuşmacı onlara “bilimin faziletlerinden, günümüz teknolojisini iyi bilmenin faydalarından” söz etti. Anlattıkları şeyler faydalı ve doğru bilgiler olmakla beraber hiç de yerinde olmadı. Zira katılımcıların çoğu o bilgileri zaten biliyordu.

Bir topluluk önünde konuşmak, çok önemli bir olaydır. Üreticiler, tüketicileri nazara almakla mükellef oldukları gibi, konuşmacılar da dinleyicileri nazara almakla mükelleftir. Dinleyicilerin karşısına hazırlıksız çıkmak, süreyi aşmak, seviyeyi tutturamamak gibi acemilikler, profesyonel bir hatipte asla olmaması gereken hallerdir. Konuşmacının, “dinleyenleri hayal kırıklığına uğratmak” şeklinde bir hakkı ve lüksü yoktur ve olmamalıdır. Konuşmacı, işini gücünü bırakıp kendisini dinlemeye gelen kimselere hürmetle ve hizmetle sorumludur.

Shakespeare (Şekspir), bir süredir boş konuşma yapan birini şöyle tasvir eder:

Konuşuyor, ama henüz bir şey söylemedi!”

İşte siz kendinizi sığaya çekin. Kusurlarınızı görmeye çalı­şın. Konuşmanız esnasında muhataplarınız uyumuşsa, onları kınamak ye­rine, kendinizi kınayın. “Nasıl konuşup da onları uyuttu­ğunuzu” görmeye gayret edin. Bir hipnozcu değil, bir ko­nuşmacı olduğunuzu hatırlayın.

28. Üslûp

Mukezay-ı hâle göre bir üslûp kullanın!

Her hâlin gerektirdiği farklı bir üslûp vardır. Bir sa­vaş öncesi askerlere yapılacak bir konuşmanın üslû­bu ile, bir ce­naze evinde yapılacak konuşmanın üslûbu el­bette bir değil­dir.

Keza, sevgiyi anlatma üslûbuyla düşmanlığı an­latma üs­lûbu aynı olmamalıdır. Yeri geldiğinde tatlı bir üslûp, yeri geldiğinde tatlı sert bir üslûp, yeri geldiğinde de ateşli bir üslûp kullanın.

29. Mübalâğa

Gerçekleri abartarak anlatmaktan kaçının!

Hak ve hakikatin abartılarak anlatılmaya ihtiyacı yok­tur. Mübalâğalı anlatım, aslında gerçeklere saygı­sız­lıktır, öveyim derken yermektir. Mesela, Hz. İsa için Allah’ın kulu ve rasulü olmak şeref olarak kâfi iken, bir kısım Hris­tiyanların Ona “Allah’ın oğlu “demeleri, ifti­radan başka bir şey değildir.

Sözleriniz gerçeklere düz bir ayna olsun. Eğer tüm­sek veya çukur ayna gibi olursa, sözleriniz gerçeğin yansıtı­cısı değil, gerçeğin tahrifçisi olacaktır. Ya fazla şişirecek veya onu küçültecektir.

30. İkna

Müdellel konuşun!

Sözleriniz ilme ve tecrübeye dayansın. Kendi zan ve ka­naatlerinizi “ilmi gerçekler” şeklinde takdim etme­yin. Fa­raza Mehmed Âkif’i anlatacaksanız, önce eser­le­rini dik­katle okuyun. Sonra kitaplarına dayanarak onu anlatın. Sözleriniz sadırdan değil, satırdan olsun. Eğer yanlış bili­nen tarihî bir gerçeği dile getirecekseniz, onun belgesini elde edin, sonra söyleyeceğinizi söyle­yin.

İlerleyen fenler ve hızla gelişen iletişim imkânları in­sa­nımızın ufkunu açmıştır. Şimdiki neslin hâl dili, şöyle haykırmaktadır:

Biz ehl-i hâliz.

Namzed-i istikbaliz.

Tasvir ve tez­yin-i müddea zihnimizi işba’ etmi­yor, burhan iste­riz.”18

Yani, biz bu zamanın evlâdıyız. Geleceğe de namzediz. Süslü ve yaldızlı iddialar zihnimizi doyurmuyor, delil isteriz.

31. Tevazu

Mütevazı olun!

Kur’an’ın ifadesiyle “her bilenin fevkinde bir Alîm (iyi bilen) var­dır.”19 Muhakkak her hatibin fevkinde de bir başka ha­tip vardır. Hitabette ve her türlü kemâlatta en zirve insan olan Resulullah’a, “De ki: Ben de si­zin gibi beşe­rim”20 hatırlatılmasının yapılması, bütün ümmete mü­him bir irşattır. Yani, Hz. Peygamber en zirvede olmakla beraber, kendini diğer insanlardan tecrit etmemektedir. Za­ten büyüklüğün sırrı da burada­dır. Siz de zirvelerde olun, fakat aşağı­larda görünün. Hitabetin zirvelerinde olmanızı, guru­run zirvelerine çıkmaya vesile yapmayın.

32. Bıktırmamak

Tadında bırakın

Bilimsel bir toplantının son kısmında konuşmacılara beşer dakika konuşma süresi verilmişti. Bir konuşmacı “bana uzunca bir beş dakika lazım” diye söze başladı ve en azından yirmi dakika konuştu. Hâlbuki anlattıkları, üç dakikada özetlenebilecek şeylerdi.

Güzel bir konuşma, güzel bir ziyafete benzer. İnsan, bir miktar yedikten sonra “doyum noktasına” ulaştığı gibi, bir miktar dinledikten sonra da “doyum noktasına” ulaşır. Dolayısıyla, dinleyicilerin belli bir dinleme kapasiteleri vardır, bunu zorlamamak gerekir. Özellikle, panel ve sempozyum gibi süreli konuşmalarda sürenin aşılması hem programın sarkmasına yol açar, hem de homurdanmalara sebebiyet verir.

Konuşurken zaman zaman saate bakmak gerekebilir. Ama bundan daha önemlisi, dinleyenlerin tavırlarıdır. Dinleyicilerin gözlerine, tavırlarına dikkat eden başarılı bir hatip, onların beden dillerinin verdiği mesajları kolaylıkla algılar ve “artık yorulduk, dinlemekte zorlanıyoruz” şeklindeki mesajları değerlendirip konuşmasına tatlı bir şekilde son verir.

33. Yeni ufuklar

Yerinizde saymayın, yeni ufuklara açılın!

Gerek bilgi gerek anlatım olarak kendinize yeni hedefler bulun, yeni ufuklar seçin. Unutmayın: Hedef bir ufuktur; ya varılır, ya varılmaz. Fakat o yolun yolcusu olmak gerektir. Zirvelere çıksanız bile, daha büyük zirveler olduğunu unutmayın.

İleri, hep ileri! Durmak, kalmaktır geri!” düsturuyla hareket edin.

1 Bkz. Nursî, Mektubat, s. 302.

2 Carnegie, Söz Söylemek ve İş Başarmak Sanatı, s. 133.

3 Carnegie, age. s. 2.

4 Carnegie, age. s. 35.

5 Carnegie, Söz Söylemek, s. 94.

6 Gündüzalp, Altın Prensipler, s. 35

7 Bkz. Carnegie, age. s. 43

8 Carnegie, Söz Söylemek, s. 103

9 Carnegie age., s.19-22

10 Buhâri, İlim, 49

11 Bu ibare, Mutaffifin, 26. ayetten iktibastır.

12 Kısakürek, Çile, s. 59

13 Neml, 63.

14 Buhâri, Rikak, 39; İbn Mace, Mukaddime, 7.

15 Buhâri, Salat, 88; Müslim, Birr, 65.

16 Carnegie, Söz Söylemek, s. 59-60.

17 Carnegie, Söz Söylemek, s. 29.

18 Nursî, Muhakemat, s. 32.

19 Yusuf , 76

20 Kehf, 110

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir