Kur’an Hakkında Bazı Genel Bilgiler

Peygamberimize kırk yaşında gelmeye başlayan Kur’an ayetleri, Hz. Peygamberin vefatına kadar yirmi üç yıl boyunca inmeye devam eder. Bazı âyetler ve sûreler, o zamanda yaşanmış bazı olaylar hakkında sorulmuş sorulara cevap olarak gelir. Buna “sebeb-i nüzul” yani “iniş sebebi” denir. Bazı âyetler ve sûreler ise, hiçbir sebep olmaksızın doğrudan doğruya gönderiler.

Gerek belli bir sebeple, gerekse doğrudan gönderilen bütün Kur’an ayetlerinin hedefi, insanlığı irşad ve terbiyedir. Kur’an’ın muhatapları, bütün devirlerdeki bütün insanlıktır. Hz. Peygamber devrindeki insanlar Kur’an’ın İlk muhataplarıdırlar, yoksa tek muhatabı değillerdir.

Kur’an-ı Kerim, altı yüz sayfadır. Bu altı yüz sayfada yüz on dört sûre ve altı bin küsur âyet vardır.

Sûre yüksek mevki, sur anlamındadır. Yüz on dört sûre, bir sur gibi Kur’an’ı çepeçevre sarmıştır. Her bir sûre, âyetlerden meydana gelmiş müstakil bir bölümdür.

Âyet, ibret ve alâmet gibi anlamlara gelir. Kur’an cümleleri için de kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim, varlıklardan birer “âyet” olarak bahseder. Bayrak, devlete bir alâmet olduğu gibi, varlıklar da Allah’a birer alâmettir.

Cenab-ı Hak hem kâinat kitabının ayetleriyle, hem de Kur’anın ayetleriyle kendini insanlara tanıtır. Prof. İzutsu’ya göre kâinat kitabının ayetleri sözsüz ayet, Kur’anın ayetleri ise sözlü ayettir. Her iki ayet de Allah’tandır, O’nu bildirir ve O’nu gösterir.

Ayetler, kemalât hazinelerine ve ilim definelerine birer anahtardır.

Allah’ın kitabı büyük bir hazinesine benzetilirse, her bir âyet, bir mücevher sandığı gibi olur.

Kur’ân-ın lafızları, birer sadef gibidir. İnci misal hidayet cevherleri, o lafızlarda gizlenmiştir. O lafızlar bir pınar gibidir; iman hakikatleri o pınardan nebean eder. O lafızlar bir madendir; İslâmın esasları o lafızlar ma­deninden çıkar.

Kur’an-ı Kerim vahiy yoluyla peygamberimize gönderilmiştir. Vahiy, Allah ile peygamber arasında bir iletişim vasıtasıdır. Bunun mahiyetinin ne olduğunu bizler bilemeyiz. Ancak şairlere gelen ilham ve bazı insanların gördükleri sadık rüya pencerelerinden vahiy olayına bakabiliriz.

İnsanlara konuşma ve anlama özelliği veren Cenab-ı Hakkın, dilediği kulunun kalbine bir takım mânâları ilka etmesi, hiç de inkâr edilecek bir durum değildir.

Hz. Cebrail, vahiy meleğidir. Rasulullaha gelen vahiy, genelde Hz. Cebrail vasıtasıyla olmuştur. Hz. Peygamber, kendisine vahiy geldiğinde vahiy kâtiplerine bunu yazdırırdı. 23 yıl devam eden vahiy boyunca, Kur’anın tamamı vahiy kâtiplerince yazılmıştır. Ayrıca Hz. Peygamber hangi ayetin hangi sureye ve surenin neresine konulacağını bildirmiştir.

Ancak Hz. Peygamber hayatta olduğu müddetçe vahiy devam ettiğinden, Onun sağlığında Kur’an bir Mushaf haline getirilmemiştir. Vefatından sonra, Hz. Ebubekir’in halifeliği döneminde hem yazılı nüshalardan, hem de ezbere bilenlerin hafızalarından karşılaştırılarak kitap haline getirilmiş, Hz. Osman’ın halifeliği zamanında ise Kur’an nüshaları çoğaltılarak İslam âleminin belli başlı merkezlerine gönderilmiştir.

Kur’an-ı Kerim başlangıç dönemlerinde harekeli değildi. İslam coğrafyasının genişlemesi sonucu olarak başka milletlerden olanların da rahat okuyabilmesi için Emeviler zamanında hareke konuldu.

Cenab-ı Hak Kur’anın korunacağını haber verir:

Hiç şüphe yok ki, o zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik. Ve elbette onu koruyacak olan da biziz.”1

Kur’anın korunması, hem ezberlenmesi, hem de yazılması şeklinde olmuştur. Kur’an-ı Kerim, günümüze kadar değişmeden gelen tek ilahî kitaptır. Mesela Hristiyanların elinde dört ayrı İncil vardır. Ama dünyanın her tarafındaki Kur’anlar hep aynıdır. Farz-ı muhal olarak Kur’anın yeryüzündeki bütün nüshaları ortadan kaldırılsa bile, onun bir tek harfini değiştirmeden yazdırabilecek yüz binlerce hafız vardır.

1 Hicr, 9

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir