Fiillerimiz, genelde karakterimizi yansıtır.
Beden dilinin iki kaynağı vardır:
1-Kalıtım
2-Kültür
Bunlardan kalıtım, yaratılıştan bize verilenleri, kültür ise zamanla kazandıklarımızı ifade eder. Eskilerin ifadesiyle birincisi “vehbî”, ikincisi ise “kesbîdir.” Bu çerçevede şu ayete bakabiliriz: “Herkes ‘şâkile’sine göre amel eder.”1
Hamdi Yazır’ın yorumuyla, “herkes kendi hâl ve mizacına göre hareket eder.”2
Ayette geçen “şâkile” ifadesi, insanın vehbî olarak doğuştan getirdiği mizaç ve huylarla, kesbî olarak sonradan kazandığı sosyal ve kültürel değerlerin bir karışımı olarak değerlendirilebilir. “Şâkile” kelimesinin “şekil” kelimesiyle aynı kökten olduğu da düşünülünce, bu mana daha da netlik kazanmaktadır. Yani, insan nasıl şekillenmişse, ona göre davranır, ona göre tepkiler verir.
Bunu “şahsiyet/ kişilik” kavramıyla ifade etmek mümkündür. O zaman, üstteki ayetten şu manayı anlarız: “Herkes, kendi kişiliğine göre davranır.”
Kişilik, davranışların insanda bütünleşmiş şeklidir. Kılık kıyafet, ses tonu, jest ve mimikler, öfkeli veya sakin olma gibi özellikler, onu diğerlerinden farklı kılar.
Kişilik zamanla şekillenir ve bu şekillenme değişik hızlarda hayat boyu devam eder.
Kişilik ve karakter bazan birbiri yerine kullanılsa da, karakter insanın daha ziyade ahlâkî yönüyle alakalıdır. Mesela, eksik tartıp müşterilerini aldattığını duyduğumuz kimse hakkında “karakter sahibi biri, böyle bir alçaklığa tenezzül etmez” deriz.
1 İsra, 84
2 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, V, 3196
