Hz. İsa

 

Hz. İsa, büyük peygamberlerden biridir. Hayatında kendisine az bir topluluk inanmıştı. Bunlara “havariler” denir. Bunlar bir keresinde Hz. İsa’ya şöyle derler:

Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?”

Hz. İsa, cevabında “Eğer gerçekten inandınızsa Allah’tan korkun da böyle şeyler istemeyin” der.

Havariler, “istiyoruz ki ondan yiyelim, kalbimiz mutmain olsun, Senin bize doğru söylediğini bilelim. Bu mucizeye şahitler olalım” derler.

Bunun üzerine Hz. İsa şu duayı yapar:

اَللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِ تَكُونُ لَنَا ع۪يدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا

وَاٰيَةً مِنْكَۚ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ

Ey bizi terbiye eden Allahım, bize semadan bir sofra indir. Bu, hem öncekiler, hem sonrakiler için bir bayram ve Senden bir âyet/ mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen, Hayru’r- Razikınsin.”1

Şüphesiz, semadan böyle bir sofra indirilmesi, alışılmışın dışında çok harika bir olaydır, bir mucizedir. Mucize ise, hem peygamberin davasını tasdik, hem de inananları takviye eder.

Bu olayda ruhlar arasındaki derecelerin çok farklı olduğunu görebiliriz. Şöyle ki:

Havariler, böyle bir mucize talebine gerekçe olarak önce dünyevi maksatlarını söylediler “ondan yemek istiyoruz” dediler, Hz. İsa ise, önce dini maksadı söyledi, “Allahım, bu sofra hem öncekiler, hem sonrakiler için bir bayram olsun” dedi. Ayrıca, sadece rızıkta kalmayıp Rezzaka intikal etti “Sen Hayru’r- Razikinsin” dedi, Allah’a tazim ve senada bulundu.2

Hayru’r- Razikın”, “en güzel bir şekilde rızık veren” demektir. En küçük bir sinekten balinalara kadar her türlü canlının rızıkları, en güzel şekilde gönderilir. Her canlının damak zevkine uygun sofralar serilir.

Kur’an-ı Kerim “rızkınız semadadır” der.3 Gafil insan rızkını yerde ararken, bu ayet onun nazarını semaya çevirir, rızkın meydana gelişinde sebep olarak kullanılan yağmur ve güneş gibi semavi unsurlara dikkat çeker. Maddi cesetlerimizin rızkı semadan geldiği gibi, kalp ve ruhumuzun manevi gıdası da vahiy yoluyla semadan inmektedir.

Mahşerden Bir Manzara

Maide suresinin sonunda Hz. İsa’nın bir başka münacatı nazara verilir. Şöyle ki:

Kıyamet kopmuş, bütün insanlar yeni bir hayata mazhar kılınmıştır. Yüce Allah, Hz. İsa’ya der:

Ey Meryem oğlu İsa! ‘Allah’tan gayri beni ve annemi iki ilah edinin’ diye Sen mi insanlara söyledin?”

Hz. İsa, şu cevabı verir:

سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ

تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَن۪ي بِه۪ٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًا مَا دُمْتُ ف۪يهِمْۚ

فَلَمَّا تَوَفَّيْتَن۪ي كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ

اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَۚ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Ya Rabbi, Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem bana layık değildir. Demişsem Sen zaten bilirsin. Sen benim nefsimde olanları bilirsin, ben ise Senin nefsinde olanları bilemem. Çünkü Allâmü’l- guyûb (gaypları bilen) yalnızca sensin. Ben onlara ancak bana emrettiğin şeyleri söyledim. ‘Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin’ dedim. İçlerinde olduğum müddetçe onlara şahit idim. Beni vefat ettirince, artık onlar üzerine gözetleyici ancak Sen oldun. Sen zaten her şeye şahitsin. Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Sen Aziz- Hakîmsin (izzet ve hikmet sahibisin).”4

1 Maide, 112-114

2 Bkz. Yazır, III, 1846-1847

3 Zariyat, 22

4 Maide, 116-118

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir