Savaş öncesi, savaş esnası ve savaş sonrası olmak üzere, savaşla ilgili bir takım esaslar vardır. İslâm, ciddi kurallar manzumesidir. Kâfirlerin de bir takım hakları vardır. Hamdi Yazır’ın dediği gibi:
“Hak, kâfire dahi taalluk etse yine haktır… Kâfirin küfrü, hukukuna tecavüzü mubah kılmaz.”1
a. Savaş Öncesi
1. Ahde Vefa
İslâm Devleti, gayr-i Müslim bir devletle ahid (sözleşme) yapmışsa, o ahde vefa gerekir. Kur’an’ın ifadesiyle, “Ahde vefa gösterin! Çünkü ahitten sorulacaktır.”2
Müşriklere savaş ilanını takip eden ayette, şu istisna getirilir:
“Ancak kendileriyle ahit yapıp da, sonra ahde riayette kusur göstermeyen ve kimseye aleyhinizde arka çıkmayan müşrikler, bu hükümden hariçtir. Ahitlerinin bitimine kadar bunların ahitlerini yerine getirin. Şüphesiz Allah, müttakileri sever.”3
“Onlar size karşı doğru oldukça (ahitlerini bozmadıkça) siz de onlara doğru harekette bulunun.”4
Bu İlâhi talimatlar doğrultusunda, Müslümanlar ahitlerine riayet etmişler, ahdi bozan taraf olmamışlardır. Asr-ı saadetten şu olayı örnek olarak nakletmekte yarar görüyoruz. Huzeyfe Bin Yeman şöyle anlatır:
Bedir Savaşına katılmama engel şu oldu: Beni ve babamı Kureyş kâfirleri yakaladılar “Muhammed’e mi gidiyorsunuz?” dediler. “Hayır, dedik. Sadece Medine’ye gidiyoruz.” Bizden ahit aldılar ve serbest bıraktılar. Rasulullah’a varıp durumu haber verdik. “Yolunuza devam edin, dedi. Ahitlerine vefa gösterir, onlara galip gelmek için Allah’tan yardım dileriz.”5
Karşı cephe ise, çoğu kere ahde vefa etmemiş, fırsatını bulunca ahdi bozmakta bir beis görmemişlerdir. Kur’an-ı Kerim, bu durumda olanları şöyle anlatır:
“Nasıl (müşriklerle ahit olabilir ki), size galip gelseler hakkınızda ne bir yemin, ne de bir sözleşme gözetirler!”6
Yani, bunlar galip gelseler, verdikleri sözde durmazlar. Faraza, “kimsenin burnu kanamayacak” derler, ama katliam yapmaktan çekinmezler. Nitekim tarih boyunca bunun çok örnekleri görülmüştür. Mekkelilerin Hudeybiye Barışını bozmaları, Yahudilerin sözleşmelere muhalif olarak Rasulullah’a ve mü’minlere hıyaneti gibi olaylar, saadet asrından bazı numunelerdir.
Bu şekilde ahde vefasızlığı adet edinenler hakkında İlâhî hüküm şöyledir:
“Onları harpte yakalarsan, onlara uygulayacağın ağır ceza ile diğerlerini (arkalarındakileri) dağıt. Olur ki ibret alırlar.”7
Hz. Peygamber, Ben-i Kurayza Yahudilerine bu hükmü tatbik etmiştir. Her seferinde ahitlerini bozan ve Hendek savaşında Müslümanları arkadan vurmaya çalışan bu topluluk kıskıvrak yakalanmış, eli silah tutanlar öldürülmüş, çoluk, çocukları esir edilmiştir.8
Şu ayet de yine ahdi bozanlarla ilgilidir:
“Eğer onlar ahit yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırıda bulunurlarsa, küfrün liderleriyle savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur. Olur ki vazgeçerler.”9
Ayetin sonunda “olur ki vazgeçerler” ifadesi, harpten maksadın karşı tarafı telef etmek, onlara zarar ve eziyet vermek değil, onların zulümden vazgeçmelerini temin etmek olduğuna dikkat çeker.10
Bir de, karşı tarafın ahdi bozması şüpheli olabilir. Bu durumda yapılması gereken şudur:
“Eğer seninle ahit yapan bir kavimden bir hıyanetten korkarsan, savaş açmadan önce ahitlerinin sona erdiğini kendilerine ilan et. Çünkü Allah, hainleri sevmez.”11
Ayetten anlaşıldığına göre, karşı tarafın ahdi bozup hıyanet ettiği net olarak belli değilse, önce onlara ahdin iptal edildiğini haber vermek gerekir. Birdenbire hücum etmek, caiz değildir.12 Anlaşmanın iptalini haber vermek, mertçe bir tavır olacaktır. Yoksa karşı taraf, “Müslümanlar ahde vefasızlık gösterdi. Ahit varken bize saldırdı” diye yaygara koparacaklardır. Seyyid Kutub’un dediği gibi, “şerefli bir gaye için, alçak vesilelerin kullanılması uygun değildir!”13
2. Hakka Davet
Hz. Peygamber, savaşa gönderdiği komutanlarına şu talimatı verir: “Düşmanla karşılaştığında onları şu üç şeyden birine davet et. Hangisini kabul ederlerse, sen de kabul et.
1- Onları Müslüman olmaya çağır.
2- Kabul etmezlerse, cizye teklif et. (Yani, vergilerini verip İslâm Devleti bünyesinde yaşamalarını iste).
3- Onu da kabul etmezlerse, savaş!”14
Görüldüğü gibi, savaş en son çare olarak zikredilmiştir. Bu üç şey her zaman uygulanmayabilir. Müslümanlar, başka şartlarla da anlaşmalar yapabilirler. Hudeybiye Barışı, buna bir örnektir.15
b. Savaş Esnası
Savaş esnası, çetin bir hengâmedir. Ölmek veya öldürmek yeridir. O esnada pek çok insan itidalini kaybeder, akıl bir köşede kalır, hisler ön plana çıkar. İşte, böyle bir halde iken ne yapılacağını şu ayetten öğreniyoruz:
“Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın ve aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez.”16
“Sizinle savaşanlarla” kaydı, “savaşamayacak olan yaşlı, çocuk, ruhban ve kadınlarla savaşmayın” mesajını verir.17 Ancak, kadınlar savaşıyorsa, onlarla da savaşılır.18
“Aşırı gitmeyin” ifadesi ise, müsle, yani kulak-burun kesmek gibi taşkınlıkları, yağmalamak gibi aşırılıkları yasaklar.19
Savaş esnasındaki durumlardan biri de, aman isteyenlerin durumudur. Âyet şöyle bildirir:
“Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınızda araştırın. Size selam verene, dünya hayatının menfaatine göz dikerek ‘sen mü’min değilsin!’ demeyin. Allah katında çok ganimetler var. Önceden siz de öyle idiniz de, Allah size lutfetti. Onun için, iyice araştırın (öldürmede acele etmeyin). Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”20
Rivayetlere göre, Rasulullah’ın ashabından bir grup, bir düşman topluluğuna rastlar. Adamlar kaçar. Sürü sahibi birisi ise, kaçmaz; selam verir, yanlarına gelir. İçlerinden biri “korkudan böyle yaptı” diyerek onu öldürür.21 Âyet-i Kerîme, böyle bir öldürmenin ne kadar hatalı olduğunu bildirmektedir.
Üsame Bin Zeyd’in başından da benzeri bir olay geçmiştir. Rasulullah’ın yanına geldiğinde, Hz. Peygamber son derece müteessir olur. “Ey Üsame! Nasıl yaparsın? O ‘Lailahe İllallah’ dedikten sonra öldürdün ha! Kalbini yarıp baktın mı?” der. “Kalbini yarıp baktın mı?” sözünü artarda tekrarlar. Öyle ki Hz. Üsame, içinden “keşke bugüne kadar Müslüman olmasaydım da, böyle bir itab görmeseydim” temennisinde bulunur.22
c. Savaş Sonrası
Savaş bitince, karşı taraftan esirler alınmış olabilir. Bunlarla ilgili bir kısım hükümler vardır. “Bedir Savaşı” konusunun “esirler” bölümünde bunlara temas edilecektir.
1 Yazır II, 1451
2 İsra, 34
3 Tevbe, 4
4 Tevbe, 7
5 Müslim, Cihad, 98
6 Tevbe, 8
7 Enfal, 56-57
8 Beydâvî, II, 224; İbn Kesîr, VI, 397-398; İbn Hişam, III, 249-251
9 Tevbe, 12
10 Yazır, IV, 2468
11 Enfal, 58
12 Azzam, s. 161
13 Kutub, III, 1542
14 Müslim, Cihad, 3; Tirmizi, Siyer, 48; İbn Mâce, Cihad, 38
15 Azzam, s. 151
16 Bakara, 190
17 Beydâvî, I, 108
18 Sabunî, Revaiu’l-Beyan, I, 217
19 İbn Kesîr, I, 328; Beydâvî, I, 108; Sabunî, Revaiu’l-Beyan, I, 216-217
20 Nisa, 94
21 İbn Kesîr, II, 336-339
22 Buharî, Megazî, 45; Müslim, İman, 158; Ebu Davud, Cihad, 95; İbn Mâce, Fiten, 1; Âlûsi, V, 119-120
