Fatih Sultan Mehmed, yirmi bir yaşında İstanbulu fethetti, bu fetihle tarihin seyrini değiştirdi, bir çağı kapadı, yeni bir çağ açtı.
Onun gibi genç yaşta bir Fatih olabilmek, her gencimizin en yüce bir ideali olmalıdır. Arif Nihat Asya, bu yüce ideale teşvik olarak coşkulu bir sadayla günümüz gençliğine, yani Fatihin torunlarına şöyle seslenir:
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek.
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek.
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek.
Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden.
Senin de destanını okuyalım ezberden.
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden.
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın.
Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini.
Göster, kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini.
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın.
Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Bu kitaplar Fatih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır.
Haydi, artık uyuyan destanını uyandır!
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın?
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan,
Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan.
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın.
Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın.
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın!1
1 Kavaklı, Güldeste, s. 22-23
