Yiğit ve Şehitlik

Yiğit, mukaddesatı uğruna can vermeyi

canına minnet bilir.

İnsan hayatı mukaddestir. Ama hayattan daha mukaddes değerler vardır. Mesela zillet içinde esaret altında yaşamaktansa, izzetle ölmek tercih edilir. İşte şehit, Allah yolunda hayatını veren kişidir.

Rasulullah’a sorarlar:

Ya Rasulullah, adam var kahramanlık için savaşıyor. Adam var bir hamiyet için savaşıyor. Adam var riya için savaşıyor. Bunların hangisi Allah yolundadır?”

Rasulullah şu cevabı verir:

Kim i’lay-ı kelimetullah (Allahın dinini yüceltmek) için savaşıyorsa, o Allah yolundadır.”1

Kahramanlık için savaşmak, yüce bir mefkûre olmadan sırf “falanca ne yiğit adam!” desinler diye savaşmaktır.

Hamiyet için savaşmak, kavim ve kabilesi için gayrete gelip savaşmaktır. Günümüzde bunun en belirgin şekli “ırkçılık” olarak karşımıza çıkar.

Riya için savaşmak ise, gösteriş için savaşmaktır.

Bütün bu savaş türleri içinde Allah nezdinde makbul olanı i’lay-ı kelimetullah için yani Allah’ın dinini yüceltmek için yapılanıdır.

Hz. Peygamber devrinde Uhud Savaşı’nda yaşanan Kuzman olayı, meseleyi değerlendirmede bize ışık tutacak donelere sahiptir. Şöyle ki:

Kuzman, cesur biridir. Savaşta çok yararlılık gösterir. Ancak Rasulullah, daha önceden onun cehennem ehli olduğunu söylemiştir. Kuzman, ağır yaralı bir halde iken, biri der: “Vallahi, bugün büyük cesaret gösterdin. Müjdeler olsun sana!”

Kuzman der: “Ne müjdesi!? Ben ancak kavmimin şerefi için savaştım. Yoksa savaşmazdım.”

Daha sonra, yarası şiddetlenince, acıya dayanamaz, kendini öldürür.2

Peygamber ordusunda öldüğü halde, Kuzman misali şehadeti elde etmeyenler olduğu gibi, evinde öldüğü halde şehit sayılanlar vardır. Hz. Peygamber şöyle bildirir:

“Kim samimi bir şekilde şehitliği istese, yatağında ölse bile Allah onu şehitler menziline ulaştırır.”3

Zira İslâm Dininde niyetin büyük bir yeri vardır. Hz. Peygamber şöyle bildirir:

“Ameller, niyetlere göredir.”4

“Kişinin niyeti, amelinden hayırlıdır.”5

Hz. Peygamber, savaşta şehit olanların dışında, doğumdan dolayı vefat eden kadının, boğularak, yanarak ölen mü’minlerin de şehit sayıldığına dikkat çekmiştir.6

Şühedaya “şehit” denilmesi hususunda bazı yorumlar vardır:

1-Cennete gidecek olan kişiler, kabir hayatında iken cenneti müşahade edemezken, şehitler müşahade eder. Onlara, bundan dolayı “şehit” denilmiştir.

2- Allah ve Melekler, onların ehl-i Cennet olduğuna şehadet eder.

3- Kıyamet günü, peygamberler ve sıddıklarla beraber onlar da şehadet ederler. Bu noktadan onlara “şehit” denilmiştir.7

Şüheda hayatı, ruhanî bir hayat, daha doğrusu hakîki bir hayattır.8 “Şehit kendini hayy bilir.”9 Ölümün acısını hissetmeden, kendini daha güzel bir âlemde bulur.

Hz. Peygamber, Uhud’da hayatını kaybeden 70 şehitle alakalı şunu bildirir:

Kardeşleriniz Uhud’da şehit olunca, Allah onların ruhlarını yeşil kuşların cevfine koydu. Cennetin nehirlerinden içerler, meyvelerinden yerler. Arşın gölgesinde asılı altından kandillerde yerleşirler. Yiyecek, içecek ve istirahatlerinin güzelliğini görünce şöyle derler:

“Keşke, Cennette hayatta olup, rızıklandırıldığımızı biri dünyadaki kardeşlerimize haber verse. Ta ki, cihaddan geri kalmasınlar, savaş esnasında kaçmasınlar.”

Cenab-ı Hak, “sizin bu halinizi onlara ulaştıracağım” der ve şu ayetlerle bildirir:10

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Allah’ın lütfundan kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde, Rableri katında rızıklandırılırlar. Arkalarından gelecek olanlara şunu müjdelemek isterler: Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmezler. Allah’tan bir nimeti ve lütfu ve Allah’ın mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.”11

Şehitler, mücahitler arasından seçilmiş kimselerdir. Cenab-ı Hak, onları seçer ve kurbiyetine mazhar kılar. Nitekim Cenab-ı Hak, Uhud’daki mağlubiyetin hikmetlerinden bahsederken, şunu da nazara verir: “Allah sizden şehitler edinmek ister.”12

Said Nursi’nin, dava adamının dünyasını anlatmada kullandığı şu ifadeler, âdeta şehitlerin de bizlere seslenişi gibidir:

“Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki,

-güneşten daha parlak,

-cennet gibi güzel

-ve saadet-i ebediye gibi şirindir.”13

Merhum Mehmet Akif, İstiklal Marşında şehitlikle ilgili şöyle der:

Bastığın yerleri ‘’toprak!’’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı.
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.14

Necmettin Halil Onan da “Dur yolcu” isimli şiirinde, dini ve mukaddesatı için hayatını feda eden şehitlerimizle ilgili şunları söyler:

Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir!

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir!

Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin,
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir!15

1 İbn Mace, Cihad, 13; Tirmizi, Fedailü’l-Cihad, 16

2 İbn Hişam, III, 93-94; Ayrıca bkz. Buharî, Cihad, 77

3 İbn Mace, Cihad, 15; Tirmizi, Fedailul-Cihad, 19

4 Buharî, Bed’ül-Vahy, I; Tirmizi, Fedailu’l-Cihad, 16; İbn Mace, Zühd, 26

5 Aclûnî, II, 324

6 İbn Mace, Cihad, 17

7 Râzî, IX, 17

8 Yazır, I, 547

9 Nursî, Asar-ı Bediiyye, s. 746

10 Ebu Davud, Cihad, 25

11 Âl-i İmran, 169-171

12 Âl-i İmran, 140

13 Nursi, Tarihçe-i Hayat, 432

14 S. Yahya Erdem, İstiklal Marşının Sırları, Karanfil Yay. s. 164

15 https://www.siir.gen.tr/siir/n/necmettin_halil_onan/bir_yolcuya.htm

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir