İlahî emirler karşısında insanların durumları

Emri uygulamamak ayrı,

uygulayamamak ayrı,

inkâr etmek ayrıdır.

Kur’anda var olan emir ve yasaklar, hayatımızı tanzim etmeye yönelik olup, bizzat gereğini yapmamız için bize bildirilmiştir. Kur’ana muhatap olan insanlar, bu emir ve yasaklar karşısında başlıca şu tavırları sergilerler:

1-“Bu bana Rabbimin fermanıdır. Rabbimden ne gelmişse başım gözüm üstüne” deyip Kur’ana göre yaşar.

2-Bunların Allahtan geldiğini kabul eder, ama uygulamaz. Uygulamaması, genelde bir iman zaafiyeti göstergesidir. Bile bile uygulamamak, insanı dinden çıkarmaz, ama fasık yapar.

3-Kur’anın emir ve yasaklarını bilmekle beraber, içinde bulunduğu şartlar gereği uygulayamaz. Bu, keyfi olarak olmamalı, ciddi bir mazerete dayanmalıdır. Mesela Allah’ı inkâr etmek insanı dinden çıkarır. Ama ölümle tehdit edilmek gibi bir durumda, kalben değil, diliyle inkâr sözü söyleyebilir. Domuz eti yasak olmakla beraber, açlıktan ölme tehlikesi olduğunda hayatı korumak için yemek gerekir. Ama bu, severek olmamalı ve doyuncaya kadar yememelidir.

4- Kur’anın ilgili ayetini bilir, ama ayetin farklı bir tevilini esas alır. Bu tür uygulamalar daha çok nefsanî meyillerden kaynaklanır. Hâlbuki ayetlerin anlaşılmasında ekser âlimlerin değerlendirmelerini esas almak ve şaz görüşlere itibar etmemek gerektir.

5-Kur’anın ilgili ayetini bilir, ama bile bile inkâr eder. Bu tavır, insanı dinden çıkarır. Mesela Kur’an-ı Kerim “Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır” buyurur.1 Kişi hayatında faiz alan biri olmadığı halde “ben bu hükmü kabul etmiyorum. Artık faiz hayatın bir parçasıdır, faiz olmadan ekonomik hayat olmaz” derse küfre düşmüş olur. Çünkü Kur’an bir bütündür, bölünme kabul etmez. Hâlbuki Kur’ana inanan birisi, nefsine mağlup düşüp faizli muamelelere girse “günahkâr bir mü’min” olarak kalır.

1 Bakara, 275

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir